Türkiye Ekonomisi
Dünya Ekonomisi
Osmanlı Ekonomisi
Finansal Ekonomi
İşletme Ekonomisi
Hizmet Ekonomisi
Kalkınma Ekonomisi
Tarım Ekonomisi
Borsa ve Yatırım
Ekonomi Sözlüğü
Ekonomi Ders Notları
Ekonomi Düşünürleri
Genel Ekonomi Soruları
Özel İstatistik Arşivi
Özel İktisat Konuları
Açık Öğretim İktisat
Ekonomi Kurumları
Kamu Yönetimi
Kamu (Devlet) Maliyesi
Sigortacılık Konuları
Türkiye İktisat Tarihi
Yeraltı Ekonomisi

Kredi Kartı Piyasası

Gelişmekte Olan Ülkeler

Finansal Piyasalar

Kent Ekonomisi

Liberalizm

Forex Piyasaları

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Dünya’da İnovasyon Gelişimi ve Önemi

Ulusal düzeyde rekabet edebilirlik konusunda, anlamlı olan tek kavram, ulusal prodüktivitedir.

Giderek yükselen bir hayat standardı, bir ulusun firmalarının, yüksek prodüktivite düzeylerine ulaşmalarına ve prodüktiviteyi zamanla artırmalarına bağlıdır. Yapmamız gereken, bu niçin böyle oluru anlamaktır. Prodüktivitedeki büyümenin sürdürülmesi, kendisini sürekli olarak geliştiren bir ekonomiyi gerektirir. Bir ulusun firmaları, hiç durup dinlenmeksizin, ürün kalitesini yükselterek, ona arzu edilen, ek özellikler kazandırarak, ürün teknolojisini geliştirerek ya da üretim verimliliğini artırarak, mevcut sanayilerdeki prodüktiviteyi geliştirmelidirler.

İnovasyon her organizasyon için gelişen dünyada büyük bir önem arz etmektedir. Bir çok organizasyon çalışmalarında sadece inovasyonu değil, yaratmayı ve devamlılığı da sağlamayı hedeflemektedirler. Organizasyonlar için inovasyon denemelerini arttırmak, kültürel değişimlerin yaratılması, değişimlerin daha hızlı bir şekilde entegre edilebilmesi, benzer öğelerden farklı bir şeyler yaratmak ve bunların sürekliliğini sağlamak açısından büyük bir önem taşımaktadır.

Ama inovasyon sürecini ve ekonomik büyümeye olan katkısını anlamaya yönelik kuramsal çalışmalar ve bu alanda kaydedilen ilerlemeler, bilim, teknoloji ve inovasyon politikalarının dayandığı mantığı yeniden gözden geçirme gereğini ortaya çıkarmıştır. Bu bağlamda;

-              Yeni Büyüme Kuramı, teknolojik değişimin ekonomik büyümeye katkısı konusundaki neo- klâsik görüşün altında yatan hipotezlerden bazılarına karşı, yeni tezler ortaya koymuş; yeni teknolojiye ve insana yapılan yatırıma dayalı bilgi birikiminin artan getirisinin önemini vurgulamıştır.

-               Evrimci Kuramlar, bu bilgi birikim sürecinin, belirli bir atalete sahip bulunan "teknolojik yörüngelere (technological trajeclories)" bağımlı olduğunu ("palh dependency"); lineer olmadığını ortaya koyar. Araştırma ve inovasyonun değişik aşamaları arasındaki etkileşimleri içerdiğini; pazar güçleriyle pazar-dışı organizasyonlar arasındaki karşılıklı etkiler ve diğer bazı kurumların (toplumsal normlar, düzenleyici kurallar, vb.) etkileriyle şekillendiğini ortaya koymuştur.

-               Ulusal İnovasyon Sistemleri üzerinde odaklanan bazı kuramsal yaklaşımlarda ise, yine evrimci yaklaşım temel alınmakla birlikte, ekonomik büyüme için, en önemli kaynak olarak enformasyon ve bilgi üzerinde; en önemli süreç olarak da, öğrenme üzerinde durulmuş ve bunlara ilişkin önemli açıklamalar getirilmiştir.

Geleneksel teknoloji performansı analizleri; AR-GE harcamaları, AR-GE personeli gibi girdiler ile patent sayısı gibi çıktılar üzerinde odaklanmaktadır. Bu göstergeler, teknoloji çabalarının yönü ve içeriği hakkında bilgi sağlama açısından önemli kaynaklar iken, bir bütün olarak ekonominin genel yenilikçiliğini ölçme yetenekleri oldukça sınırlı kalmakta, yenilik, büyüme ve üretkenlik konusundaki yönelim hakkında ikna edici açıklamalar sunamamaktadır. Daha da önemlisi; bu göstergeler, inovasyon konusunda yalnızca girdi-çıktı konularına odaklanmakta, inovasyon sürecinde aktörler arasındaki etkileşimi ihmal etmekte, dolayısıyla da ülkenin teknoloji performansının oldukça “statik” bir görüntüsünü sunmaktadır. Geleneksel göstergelerin söz edilen bu eksiklikleri, ulusal düzeyde inovasyon sürecinde ve teknoloji geliştirmede rol alan aktörler arasındaki bağlantı ve etkileşimin önemini vurgulayan yeni bir yaklaşımın gerekliliğini ortaya çıkarmıştır ve Ulusal inovasyon Sistemi kavramı geliştirilmiştir.

Yaratılan değer ve harcanan emeğin yerini bulabilmesi yanında ekonomik bir değer yaratabilmesi açsından da yapılanların desteklenmesi ve ekonomik sistem içerisinde yer bulabilmesi büyük bir önem taşımaktadır. Kullanıcı ve tüketiciler açısında inovatif fikirlerin hayata geçmesinden öte, kullanıcı için hayatı kolaylaştıran bir unsur haline gelmesi önem arz etmektedir. Akademik açıdan desteklenen ve firmalar tarafında geliştirilen yenilikçi fikirlerin hayat bulması kadar kullanıcıya ve piyasaya uygun ve uyumlu olması yanında kabul görmesi ve ekonomik bir değer yaratması da çok büyük bir önem arz etmektedir.

Hükümetlerin / Devletin Yeni Rolü, yeni teknolojilerin sahip bulunduğu potansiyelden ekonomik büyümede ve istihdam sorununu çözmede tam anlamıyla yararlanabilmek için, OECD hükümetleri, inovasyon sürecinin doğasındaki değişime etkin olarak yanıt verebilmelidirler. Bu hükümetler, kaynak sıkıntısının giderek arttığı ve küreselleşmenin bazı ulusal politika araçlarının kullanılmasını sınırladığı bir zamanda, inovasyon sistemlerini güçlendirme görevi ile karşı karşıyadırlar.

Hükümetler, öteden beri, teknolojik ilerleme hızını etkilemeye çalışırlar ve pazar tökezlemelerine ("market failures") karşı, AR-GE hacmini yükseltmeyi amaçlayan önlemlerle, teknoloji arenasına müdahale ederler.

İnovasyon sisteminin iyi işlemesini önleyen sistemik tökezlemeler, inovasyon sisteminin farklı unsurları arasındaki uyumsuzluklardan (örneğin, üniversitelere verilen araştırma destekleri ile firmalara verilen araştırma destekleri arasında, sistemik bir bütünlük olmamasından) kaynaklanabilir. Dar alanda uzmanlaşmış kurumların katı tutumları, mevzuat engelleri, enformasyon ve iletişim açıkları ya da asimetrileri, şebekeleşme ya da personel dolaşımındaki eksiklikler, benzeri sistemik tökezlemelere yol açabilir.

İleri sanayi ülkelerinde ve yeni sanayileşen ülkelerde, üniversite-sanayi işbirliğine büyük bir önem verildiğini; bunun ortamını yaratabilmek için hükümet/devlet eliyle önlemler alındığı ve işbirliğini teşvike yönelik finansman destek programlarının yürürlüğe konduğunu biliyoruz. Görülen o ki, bu iki ayrı dünya, geleneksel normları dışına çıkmaya ve bir işbirliği noktasında buluşmaya adeta zorlanıyorlar.

Hükümetler, teknoloji ve inovasyon politikasını, bütün bir ekonomi politikasının tamamlayıcı bir parçası haline getirerek, ülke ekonomisinin bütününü kapsayan etkin bir bilgi yönetim sistemi kurulmasında rol almak durumundadırlar. Bu rol şunları kapsar:

-İnovasyon üzerine temellenmiş rekabeti teşvik eden; ama aynı zamanda ortak araştırmayı kolaylaştıran bir rekabet politikası;

-İnsanı/beşerî sermaye ("human capîtal") geliştiren bir öğretim ve eğitim politikası;

-İdarî yükleri ve kurumsal katılıkları azaltan bir idarî-malî reform politikası ("regulatory reform policy");

-Küçük firmalara sermaye akışını kolaylaştıran bir finansman ve maliye politikası;Personel dolaşımını ("mobility") artıran ve kapalı bilgi ("tacit knowledge") akışını güçlendiren bir işgücü pazarı ("labour market") politikası;

-Enformasyonun yayılmasını en üst düzeye çıkaran ve elektronik ağların yaygınlaşmasını mümkün kılan bir iletişim ("Communications") politikası,

-Teknolojinin küresel düzeyde yayılmasını güçlendiren bir yabancı sermaye ve ticaret politikası; ve

-Ülke geneline dönük politikaları tamamlayan bölgesel politikalar.

Hükümetler, yeni teknolojilerin yayılmasını kolaylaştırmaya yönelik programların kapsamını, firmaları, yeni bilgi ve teknolojileri arayıp bulma, bunlara erişip nüfuz edebilme yeteneklerini geliştirmeye teşvik edecek biçimde genişletebilirler.

Şebekeleşme ("Networking") ve Kümeleşmenin ("Clustering") ağlar üzerinde toplulaşmış - şebekeleşmiş- firmalarla bilgi-tabanlı organizasyonlar arasındaki etkileşim inovasyon sürecinin başlıca kaynağı haline gelmiştir. Bu durum, iş ilişkilerinin, enformasyon teknolojilerindeki ilerlemelerin de etkisiyle, giderek ağlar üzerinden kurulmasına olanak veren yeni bazı biçimler almasından kaynaklanmaktadır. Bu ağlar, aynı zamanda, günümüzdeki teknik değişimin temelinde yatan çok disiplinliliğe gidişi de yansıtmaktadır. AR-GE masrafları arttıkça ve ne kadar büyük olurlarsa olsunlar, firmalar bu masrafların altından tek başlarına kalkamaz, ihtiyaç duydukları bilgileri ve uzmanları kendi bünyelerinde ya da ülkelerinde bulamaz duruma düştükçe, araştırma ve teknoloji geliştirmek için kendi aralarında kurdukları stratejik ittifakların sayısı da artmaktadır. Firmalar, inovasyon sürecinde, tamamlayıcı uzmanlık kaynakları olarak çoğunlukla yan sanayileri, müşterileri ve hatta rakipleriyle kurdukları ilişkilere dayanmaktadırlar.187

AR-GE'nin önemi araştırma harcamalarındaki durgunluk, bazı ekonomilerin inovasyon kapasiteleri üzerinde uzun dönemli etkileri olabilir. Hükümetler, araştırma ve inovasyon yatırımlarındaki azalma riskini ortadan kaldırmalıdırlar. Buradaki sorun devlete müdahale durumudur. Finlandiya ve Japonya'da olduğu gibi, bazı hükümetler, AR-GE'de kamu yatırımlarını artırabilmişlerdir; diğer bazı hükümetler ise, kamunun sağladığı desteğin etkinliğini artırmışlardır.

Pazar yönelimli, yenilikçi süreçler, her şeyden önce, ülkenin kendi bilim sisteminde bulunabilecek olan sağlam bir bilgi temeline -üniversitelerde ve kamu araştırma kurumlarında yapılan ve büyük ölçüde kamu kaynaklarından desteklenen temel araştırmalara- dayandırılmalıdır. Kamu kurumları eliyle yürütülen bilimsel faaliyet, sağlığın, çevrenin ve ulusal güvenliğin geliştirilmesine olduğu kadar, bilgi birikimindeki genel artış ve yaşam kalitesindeki yükselmeye de katkıda bulunur.

Bilimsel ilerlemeler, teknik inovasyonun da başlıca kaynağıdır. Üniversiteler ve kamu kurumlarınca yürütülen araştırmalardan, sanayi, ya ortak araştırmalar ya da patent ve lisans alımları yoluyla doğrudan ya da bu araştırmaların sonuçlarından dolaylı olarak yararlanır. Firmalar, yetişmiş eleman temini konusunda da aynı bilimsel temele dayanmak durumundadırlar. Giderek artan sayıda sanayi patentinin, temel bilim literatürünü konu ile ilgili bilgi kaynağı olarak gösterdiğine tanık olunmaktadır. Bütün sektörlerde, yenilikçi süreçler, bilim temeliyle teknoloji geliştirme ve ticarileştirmenin farklı kademeleri arasındaki geri beslemelerle şekillenmektedir.

Kâr amacı gütmeyen araştırma kuruluşları, teknolojik yeniliklerin üretilmesi konusunda büyük rol almakta ve firmalara destek olmaktadırlar. Bu grubun en önemli elemanı üniversiteler olup, bilimsel bilginin üretilmesi, bilim adamı ve araştırmacıların yetiştirilmesi, eğitilmesi gibi görevleri bulunmaktadır. Üniversiteler, endüstriyel gelişmeye doğrudan katkısı olan bilginin, yeni fikirlerin, yeni teknolojilerin yaratılmasında birincil kaynaklardır. Üniversiteler dışında, meslek liseleri, teknik ve mesleki eğitim kuruluşları da son derece önemlidir. Çünkü bu kuruluşlar, yeni ve gelişen endüstriler ve firmalar için teknisyen, mühendis vb. elemanlar yetiştirmekte ve bir kalifiye işgücü havuzu sağlamaktadır. Ayrıca unutulmamalıdır ki; inovasyon sürecinin bütün girdileri bilimsel-temelli formal AR-GE çabalarından sağlanmamaktadır, teknisyenlerin, mühendislerin, yöneticilerin görüşleri ve sahip oldukları kapalı bilgi de inovasyon süreci için oldukça önemlidir. 189 İnovasyon sadece firmalar ve toplum için değil aynı zamanda halk için, sosyal yaşantı için gelişimin ve dönüşümün bir çözümünü oluşturmaktadır. Hükümetler ve firmalar sadece kendileri veya ülkeleri için inovatif fikirler geliştirmemekte, aynı zamanda bunu tüm dünya için yapmak zorundadırlar. Elbette gelişimi ilk keşfeden bundan çok daha fazla fayda sağlayacak ve bunu sömürecektir ancak yapılan değişim ve dönüşüm sonucuna bakıldığında sadece bir kişi, bir firma veya bir ülkenin çok daha geniş bir çerçevesine ulaşacak, çok daha büyük bir çoğaltan ile dünyayı etkileyecektir.

Hükümetler, üniversitelerde ve kamu araştırma kurumlarında, kamu kaynakları kullanılarak yapılan araştırmalardan daha çok ekonomik ve toplumsal fayda sağlanması gerektiği görüşündedirler. ABD ve başka ülkelerin deneyimlerinden de görülmektedir ki, patentlerden ve ortaya konan diğer teknolojik bulgulardan hak sahiplerinin aldığı paylar ("royalties") ve lisans ücretleri önemli bir gelir kaynağı oluşturmaktadır. Bu ülkelerde, araştırmacılar ve profesörler, katıldıkları araştırmanın sonuçlarını, lisans altında ticarileştirmeye yönelik firmalar ("spin-off firms") kurabilmektedirler. Ama araştırma sonuçlarının ticarileştirilmesini ve bu amaçla yüksek teknolojili firmaların kurulmasını kolaylaştırmak için, kurumsal esnekliklere, fikri mülkiyet haklarının uygun bir biçimde korunmasına ve başka pek çok düzenlemeye ihtiyaç vardır. İnovasyonu sadece firma ölçeğinde düşünmek bunun sadece bir ekonomik kazanç için yapılması ve salt bir kar amacı gütmesi fikri çok mümkün bir çözümleme olarak görülememektedir. Sonuçta topluma yararlı olmayan bir sistem ve fikir ile yaratılan ürün çözüm sağlamayacaktır. Üniversitelerin, kamunun ve firmaların ortaklaşa başardıkları değerler çok daha büyük bir anlam ifade edecektir. Ekonomik sisteminiz ne olursa olsun sonuçta inovasyonun daha etkin bir anlam ifade edebilmesi bu değerlerin birlikte kullanılabilmesi ile mümkün olacaktır.192

Ülke dışında araştırma birimi kurmak ya da bir dış firmayla teknoloji evliliği yapmak, firmaların fevkalâde işine gelebilir; ama pek çok hükümet bu durumda kendi ülkelerinin araştırma yeteneğinin kaybolmasından ve bunun uzun vadede, ülkenin inovasyon kapasitesi üzerinde yaratacağı olumsuz etkilerden endişe etmektedir. Buna karşılık, yabancıların ileri düzeydeki araştırma birimlerine ev sahipliği yapan ülkelerin hükümetleri de bu durumun bilgi ve teknolojinin dışarıya kaçması ve sonuçta, yerli pazarda artan rekabete uyum gösterme sorunlarına yol açmasından çekinmektedirler.193

İnovasyonu dört tür altında sınıflandırmak mümkündür:

-               Ürün inovasyonu, yeni veya özellikleri ya da kullanım amaçları açısından önemli ölçüde geliştirilmiş/iyileştirilmiş bir mal veya hizmetin pazara sunulmasıdır. Bu, teknik özelliklerde, parçalarda ve malzemelerde, yerleşik yazılımda, kullanım kolaylığında veya diğer işlevsel özelliklerde önemli iyileştirmeleri/geliştirmeleri içerir.

-               Süreç inovasyonu, yeni veya önemli ölçüde geliştirilmiş/iyileştirilmiş üretim ya da dağıtım yönteminin uygulanmasıdır. Bu, tekniklerde, ekipmanda ve/veya yazılımda önemli değişiklikleri içerir.

-               Pazarlama inovasyonu, ürün tasarımında veya paketinde, ürün yerleştirmede, ürün promosyonunda ya da fiyatlandırmasında önemli değişiklikler içeren yeni bir pazarlama yönteminin uygulanmasıdır.

 Organizasyonel inovasyon, firmanın iş uygulamalarında, işyeri organizasyonunda veya dış ilişkilerinde yeni bir organizasyonel yöntemin uygulanmasıdır.
 

 

 

Anasayfa - İktisat - Makale - Ekonomi - Borsa - İstatistik - Türkiye Ekonomisi - Ekonomi Sözlüğü

Since 2005