Türkiye Ekonomisi
Dünya Ekonomisi
Osmanlı Ekonomisi
Finansal Ekonomi
İşletme Ekonomisi
Hizmet Ekonomisi
Kalkınma Ekonomisi
Tarım Ekonomisi
Borsa ve Yatırım
Ekonomi Sözlüğü
Ekonomi Ders Notları
Ekonomi Düşünürleri
Genel Ekonomi Soruları
Özel İstatistik Arşivi
Özel İktisat Konuları
Açık Öğretim İktisat
Ekonomi Kurumları
Kamu Yönetimi
Kamu (Devlet) Maliyesi
Sigortacılık Konuları
Türkiye İktisat Tarihi
Yeraltı Ekonomisi

Kredi Kartı Piyasası

Gelişmekte Olan Ülkeler

Finansal Piyasalar

Kent Ekonomisi

Liberalizm

Forex Piyasaları

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Kısa Süreli Sermaye Girişlerinin (Sıcak Para Girişinin) Etkileri 

Sıcak para olarak adlandırılan kısa dönemli sermaye girişleri, gelişmekte olan ülkelerde önemli sorunlar yaratmaktadır. Bu sorunların başında aşırı sermaye girişi sonucu yerli paranın yabancı paralar karşısında değer kazanması gelmektedir. Türkiye’de yerli paranın değerlenmesi süreci 1990’lı yıllarla birlikte ortaya çıkmaktadır. Yerli paranın değerlenmesinin dış ticaret üzerindeki etkileri çok önemlidir. Özellikle ihracatçı sektörlerin rekabet gücü ve dış ticaret dengesi üzerinde önemli olumsuz etkileri olmakta, ithalat hacmi ve ekonominin dış alıma bağımlılığı artmaktadır. Türkiye dahil olmak üzere bir çok gelişmekte olan ülke uluslar arası rekabet gücünü teknolojik gelişme ve verimlilik gibi yapısal faktörlere oturtamamışlardır. Bu ülkelerde fiyata dayalı bir rekabet gücü hala çok etkilidir. Özellikle bu gruba giren ülkelerde yerli paranın değerlenmeye başlaması uluslar arası rekabet gücünü olumsuz etkileyen temel faktörlerdendir. Aşırı sermaye girişinin çeşitli sektörler üzerinde farklı etkileri olmaktadır. Uluslar arası rekabet gücünün azalması ve genellikle dışa açık bir sektör olan imalat sanayisinin olumsuz etkilenmesi ve hizmet ile ticaret sektöründe şişme ortaya çıkmıştır. (Kepenek ve Yentürk, 2009: 219). 

Yüksek faiz düşük kur politikası ile ithalat teşviki tekstil, hazır giyim, ayakkabı ve gıda gibi geleneksel emek yoğun istihdam alanlarında daralmaya neden olmaktadır. Çünkü üretim maliyeti, düşük kur nedeniyle yükselmekte ve dolayısıyla üretim faaliyeti zorlaşmakta veya ileriki aşamada üretim durdurulmaktadır. Çalışanlar işsiz kalmaktadır. Düşük kur- yüksek faiz reel sektörün ve finansal sektörün döviz borcunu arttırarak kur riskine olan hassasiyetlerini azami ölçüde yükseltmektedir. Yerel kaynaklara dayalı üretim yapan kesim, özellikle KOBİ’ler, tesislerinde ürettikleri ürünleri yerel piyasalara satamadıkları ya da karla ihraç edemedikleri için üretimlerini durdurmak zorunda kalmaktadır. Üretime dönük yatırımların sürdürülememesi nedeniyle istihdamın artmaması ve hatta işsizliğin artması önemli bir sosyo ekonomik gelişme olarak karşımıza çıkmaktadır. (Eken, 2009: 4) 

Uygulanan bu politikalar sonucu; ülkemizin rekabet gücü düşmüş cari açığı artmış, ancak aynı zamanda, üretimde kullanılan aramalı ve hammadde miktarı artmıştır. Aramalı üreten KOBİ’ler, hammadde üreten tarım kesimi, kurdan dolayı daha ucuza gelen ithal malı ile rekabet edememiş, işletmeler kapanmış ve bu nedenle işsizlik artmıştır. (Korkmaz, 2010: 5). Ülkemize gelen yabancı sermaye sıfırdan yatırım yapmak yerine kurulu, karlı tesisleri satın alma yoluna gitmektedir. Bu firmalar iç pazara dönük üretimi ihracata tercih etmektedir. İhracatı ihmal eden bu firmalar döviz getirmek yerine ithalat yaparak ve kar transfer ederek paranın yurtdışına çıkışına sebep olmaktadır. 

Yurt Dışına Kar Transferi (Milyon Dolar)

 

YURT DIŞINA KAR TRANSFERİ (MİLYON DOLAR)

 

DOĞRUDAN YATIRIMLAR

PORTFÖY YATIRIMLARI

TOPLAM TRANSFER

2002

401

2.244

2.645

2003

643

2.616

3.259

2004

1.043

2.905

3.948

2005

1.051

3.326

4.377

2006

1.182

3.463

4.645

2007

2.208

3.735

5.943

2008

2.738

3.523

6.261

2009

1.600

2.100

3.700

2003-2009 Ocak Temmuz

10.465

21.668

32.133

Kaynak: Anka Ajansı, 2009

Aktaran: Korkmaz,2010: 7 

Türkiye’de, dünya ve diğer gelişmekte olan ülkelere göre dış ticaret hacminin daha fazla düşmesinin özel nedenlerinden birisi, kontrolsüz sıcak para ve spekülatif sermaye hareketleridir. Daha fazla vergi teşviki verilerek sıcak para girişi artırılmış kamu altyapı işletmelerinin yabancı sermayeye satışı onaylanmıştır. Ekonomide kırılganlık artmış, aramalı ve hammadde yatırımları gereği kadar artmamıştır. Dış kaynak ihtiyacı sürekli artmıştır. 

Artan yabancı sermaye girişinin yarattığı aşırı borçlanma ve aşırı borç yükü, yurtiçi tasarrufların önemli bir oranının, yatırımlara dönüşemeden yurtdışına kaynak transferi için kullanılmasına neden olmakta, tüketici kredisi ve tüketim malı dışalımını kamçılayarak yurtiçi tasarrufları kovucu etki yapmaktadır. Yoğun spekülatif sermaye girişi, gelişmekte olan ülkelerde yurtiçi harcamaları artırarak iç talebi şişirmektedir. Artan iç talebin yatırımlar üzerinde olumlu bir etki yaratabilmesi ise, yerli paranın değerlenmesi sonucu artan tüketim malı ithalatı ile ortadan kalkmaktadır. (Kepenek ve Yentürk, 2009: 221) 

Düşük kur-yüksek faiz nedeniyle yurda gelen kısa vadeli sermaye, ekonomiyi birçok yönüyle tahrip etmektedir. Bunlardan en önemlisi ekonomik büyümenin yavaşlamasıdır. 2004 yılından sonra büyüme bir düşüş trendine girmiştir. Kamu yatırımları giderek azalmaktadır. Özel yatırımlar da istenen seviyeye ulaşmamıştır. Yerli ve yabancı sermaye yeterince yatırım yapmamaktadır. Doğrudan yabancı sermaye daha ziyade hazır kurulu tesislerin satın alınmasına yönelmektedir.  

Büyümenin bütün sektörlere yayılmamış olması diğer bir sorundur. 2002 yılında yüzde 10,3 olan işsizlik oranı 2003 yılında % 10,5’e yükselmiş, 2004 ve 2005 yıllarında ise % 10,3 olarak gerçekleşmiştir. 2006 yılında ise yüzde 9,9’a düşen bu oran Kasım 2007 de % 10,1’e yükselmiştir. 2002’den bu yana işsizlik oranındaki yüzde 20’lik artışın temelinde üretim yapısındaki bozulma vardır. Eksik istihdam ve mevsimlik çalışanlar da dahil edildiğinde gerçek işsizlik oranı yüzde 20’yi aşmaktadır. (Günal, 2010: 2) 

Cari işlemler dengesi, 2009 yılının Temmuz ayında 471 milyon $, 2010 yılının aynı ayında ise 3.4 milyar $ açık veren cari işlemler hesabı, bu yılın Ocak-Temmuz döneminde 24.2 milyar $ açık vermiştir. Doğrudan yatırımlar 2009 yılının Ocak-Temmuz döneminde 5 milyar $ olarak gerçekleşmişken, 2010 yılının aynı döneminde % 12,2 azalışla 4.4 milyar $ olmuştur. Portföy yatırımlarında 2009 Ocak-Temmuz döneminde 873 milyon $ net sermaye girişi gözlemlenirken; 2010 yılının aynı döneminde 10.8 milyar $ tutarında net giriş gerçekleşmiştir. (SGB, 2010: 4)(Tablo)

Sermaye Hareketleri 

Kaynak: TCMB

Aktaran: DPT Ekonomik Gelişmeler, 2009: 13 (Milyon Dolar)

 

Yıllık

 

Ocak - Temmuz

 

2007

2008

2008                    2009

Sermaye ve Finans Hesapları

36.622

39.594

34.233                     -375

1. Doğrudan Yatırımlar (net)

19.940

15.463

9.825                 4.039

-Yurtdışında

-2.106

-2.549

-1.829                    -899

-Yurtiçinde

22.046

18.012

11.654                 4.938

2. Portföy yatırımları (net)

717

-5.046

2.535                    959

- Hisse Senetleri

5.138

716

3.351                 1.276

- Borç Senetleri

-2.358

-4.486

-364                    936

3. Diğer Yatırımlar (net)

23.997

28.120

22.532                 -8.752

Ticari Krediler (Yükümlülükler)

4.231

1.558

5.640                 -1.652

Krediler (Yükümlülükler)

27.595

30.130

27.315                 -9.496

-      Genel Hükümet

-3.901

3.424

3.747                    222

-      Bankalar

5.608

3.047

4.737                 -5.252

-      Diğer Sektörler

25.888

23.659

18.831                 -4.466

4. Rezerv Varlıklar

-8.032

1.057

-659                  3.379

Net Hata Noksan

1.597

1.920

-2.433                    6.928

Reel faizin yüksek kalmasına neden olan esas yapısal problemler (yüksek borç düzeyi, yüksek cari açık) konusunda hiçbir şey yapılmamaktadır. Dolayısıyla yapısal faktörler nedeniyle yüksek kalan enflasyonun temel nedeni yüksek düzeyde kalan faiz olarak öne çıkmaktadır. Üretim faktörlerinden biri olan sermayenin maliyetinin yüksek kalması enflasyonun daha da aşağı inmemesi noktasında en önemli husus olarak yerini korumaktadır. Türkiye düşük kur politikası ile enflasyonu düşürebileceği noktaya düşürmüştür. Bundan sonra, düşük kurda ısrar edilmesi enflasyonun daha da aşağıya indirilmesine yardımcı olmayacaktır. Yapılması gereken faiz oranlarının düşürülmesidir. (Eken, 2009: 1) 

Üretimini, ekonomik büyümesini ve ekonomik dengelerini düşük kur yüksek faiz politikasına göre konumlandıran ülkemizde; global finans krizinden etkilenmiştir. Ülkeye gelen yabancı sermaye miktarında azalma ödemeler dengesini bozarken, ihracattaki azalma da üretimi budamaktadır. Zaten istihdam artışı yapmayan düşük kur yüksek faiz politikası nedeniyle işsizlik oranı daha da yükselmiştir. Dolayısıyla borç geri ödemelerinde sıkıntılar yaşanmıştır. 

Dünyada yaşanan global finans krizi bankacılık kaynaklı olup, buradan tüketici kesimine ve oradan da reel kesime sirayet etmiştir. Oysa Türkiye’de bankacılık kesiminde kriz olmadığı gibi yüksek karlar elde etmiştir. Türkiye ekonomisi son çeyrekte % 6,2 küçülürken, bankacılık sektörü 2008 yılını % 9,1’lik bir büyüme ile tamamlamıştır. Bunun temel nedeni uygulanan yüksek faiz düşük kur politikasıdır. Uygulanan bu politika nedeniyle, Türkiye krizi esas olarak reel sektörde ve tüketici kesiminde yaşamaktadır, zira ekonomik dengeler bir bütün olarak global gelişmelere hassas hale gelmiştir. (Eken, 2009: 1)

 

 

Anasayfa - İktisat - Makale - Ekonomi - Borsa - İstatistik - Türkiye Ekonomisi - Ekonomi Sözlüğü - Türküler

Since 2005