Türkiye Ekonomisi
Dünya Ekonomisi
Osmanlı Ekonomisi
Finansal Ekonomi
İşletme Ekonomisi
Hizmet Ekonomisi
Kalkınma Ekonomisi
Tarım Ekonomisi
Borsa ve Yatırım
Ekonomi Sözlüğü
Ekonomi Ders Notları
Ekonomi Düşünürleri
Genel Ekonomi Soruları
Özel İstatistik Arşivi
Özel İktisat Konuları
Açık Öğretim İktisat
Ekonomi Kurumları
Kamu Yönetimi
Kamu (Devlet) Maliyesi
Sigortacılık Konuları
Türkiye İktisat Tarihi
Yeraltı Ekonomisi

Kredi Kartı Piyasası

Gelişmekte Olan Ülkeler

Finansal Piyasalar

Kent Ekonomisi

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Öğretmenler Gününü Kutlayalım Mı? 

24 Kasım Öğretmenler Günü... Öğretmenler Günü, ülke­mizde 1980'li yıllardan itibaren her yıl kutlanıyor. Her yıl, bu gün geldi mi, tüm basın, yayın ve yöneticilerimiz, öğretmenleri­mize sınırsız övgüler yağdırıyorlar. İşte bu övgüler ile, öğret­menlerimiz bu vesileyle, ne kadar değerli bir insan olduklarım tekrar hatırlıyorlar. Övgüler arasında, kuşkusuz en dikkat çeke­ni ise, her yıl yetkililer tarafından söyleneni. Yetkililer; günü­müz öğretmenlerin içinde bulundukları sıkıntıları uzun uzadıya anlatıyor ve en kısa zamanda çözümleneceği belirtiyorlar. Öğ­retmenlerimiz de, hiç olmazsa bir gün dahi olsun, büyük bir se­vinç ve ümid ile yaşıyorlar.

Ne var ki, öğretmenler gününü içeren 24 saatlik süre geçer geçmez, verilen her söz unutuluveriyor. Tüm vaadler dosyası, gelecek yıl aynı tarihte açılmak üzere, tozlu raflara kaldırılıyor. Öğretmenlerimiz, bu kısır döngülü kutlama gününü alıştı artık. Bu yıl da. geçen yıllara benzer kutlamalar olacak. Öğretmenler hakkında, uzun uzun son derece dokunaklı ve ağlamaklı yazılar yazılacak. Coşkulu ve sevindirici vaadler verilecek. Ancak gün biter bitmez, öğretmenlerimiz yine kendi dünyalarma itiliverile cekler. 

Öğretmen kimdir? Öğretmenler Günü neden kutlanır? Öğ­retmenlerimizin dünyası nasıldır? İşte bu sorulara cevap aramak oldukça zor. Hele öğretmenlerimizin dünyasına girebilmek ol­dukça güç...

öğretmenin iki dünyası vardır. Birincisi manevi dünyası ikincisi maddi dünyası. Manevi dünyası çok renkli ve heyecanvericidir. Herbirinin manevi dünyasında, öğretme aşkı vardır. Herbirinin gönlü, öğrenci sevgisiyle doludur. 

Öğretmenin manevi dünyası, istisnasız öğretmenlerimizin hepsinde aynıdır. Çünkü, bu öyle bir dünyadır ki, bunu ancak yaşayan bilir. Mükemmel bir ailenin, bir veya iki çocuğu ile ba-şedemediği günümüzde, öğretmenin yüzlerce, hatta binlerce ço­cukla uğraşması ve onlara sevgi aşılamaya çalışması her kişinin başarabileceği bir iş değildir. Bu başarının sırrı, ancak öğret­menlik mesleğinin ulviliği ve öğretmenlerimizin sınırsız fedakârlığı ile açıklanabilir. 

Bugün öğretmenlerimizin manevi dünyalarında görülen mutlu tablo, ne yazık ki maddi dünyalarında görülmemektedir. 15 yıldır Öğretmen yetiştiren fakültelerde eğitimci olarak görev yapan bir kişi olarak, Öğretmenlerimiz ile yapmış olduğumuz anket ve mülakat sonuçları, hiç de iç açıcı değildir. Üstelik, ya­pılan anket ve mülakat sonuçlan göstermektedir ki; öğretmenle­rimizin maddi dünyası, yıl geçtikçe daha kötüye gitmektedir. Son yıllarda, tayini çıktığı halde, görevine gitmeyenlerin ve gö­reve başlayıp ta istifa edenlerin sayısındaki artışın dikkat çekici boyutlara ulaşması, öğretmenlerimizin maddi dünyalarındaki çöküşü açıkça ortaya koymaktadır. 

Yapmış olduğumuz anket ve mülakatlar sonucu, maddi alandaki çöküşün işaretleri sayılabilecek olayların başlıcaları şunlardır. Öğretmenlerimiz parasal yönden son derece sıkıntı içindedir. Ev kirasını ödeyemeyen, üzerine bir takım elbise sa­tın alamayan, kışı odun-kömürsüz geçirmeye çalışan, çocuğunu okutamayan, aile harcamalarını denkleştiremeyen öğretmen­ler... Bu yüzden, ya pazarcılık, ya da geceleri bir başka işyerin­de çalışan öğretmenler... 

Öğretmenlerimizin çoğu bugün ekonomik sıkıntının ya­nında, sosyal ve psikolojik baskı altındadırlar. Çünkü, artık okullarımızdaki öğrencilerimizin her türlü olumsuz yönleri ve başarısızlıkları öğretmenin üzerine yıkılmaktadır. Haylaz ve son derece haşarı bir öğrencisini azarlayan veya bir tokat atan öğretmen için, bir gazeteci-yazar, yapmış olduğu televizyon programında; "Bu çağda, böyle öğretmen olur mu? Öğretmen bey, gelirsem okulda öğrencilerin yanında senin kulağını çeke­rim. Bu konuda Sayın Bakanıma şikayet ettim. Senin için gere­keni yapacak." diye tehdidler savurması ve bu programa istina­den öğretmen hakkında soruşturma açılması... Görev yaptığı okulda, seçkin ve zengin öğrenci velisiyle ters düştüğü için sür­gün edilen öğretmenler... Hanımı bir vilayette, kendisi başka vi­layette görev yapan öğretmenler... Daha neler, neler... 

Hani öğretmen bir anne gibiydi, hani öğretmen bir baba gibiydi. Herhalde öğretmenin kulağını çekmek isteyen, çocuk­luğunda tokat atan annesinin ya da babasının, şimdi kulağını çekiyor olmalı... Yoksa, öpülesi elleri olan bir öğretmen için, böyle bir tehdidi savurmaya cesaret edemezdi...Öğretmenin si­nirlenmeye hakkı yok mu? Öğretmen, zengin ve seçkin öğrenci velilerine karşı doğru bildiklerini söyleyemez mi? Öğretmen ai­lesinden ayrı mı yaşamak zorunda? Kısacası öğretmen insan değil mi? Burada öğretmenlerimize karşı olumsuz tavır takı­nanlara bir çift sözümüz var; "Gelin, bir gün olsun he hangi bir okulumuzda öğretmenlik yapın. Ama hiç kızmadan, hiç azarlamadan ve sinirlenmeden. Bakalım becerebilecek misi­niz?" O halde, öğretmenlerin de, sizin gibi etten ve kemikten yaratılmış birer insan olduğunu sakın unutmayın. 

Öğretmenlerimiz bugün öğrencilerine gerektiği şekilde eğitim ve öğretim yapamamaktadır. Bu doğru... Çünkü tembel ve haylaz öğrenciler, sınıflarda dersleri sürekli sabote etmekte­dirler. Neden? Nedeni gayet açık. Okullarımızda öğrenci disip­lin kurulları çalıştırılamamaktadır. Buna karşı, öğretmen disip­lin kurulları çok acımasız ve katı kurallarla işlemektedir. Öğret­menlerimiz, sürekli olarak sürgün edilme endişesi ile eğitim ve öğretim faaliyetlerini sürdürmektedirler. Her yıl, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından gönderilen faks tamimleri ile şartsız ve zo­runlu sınıf geçme kurulları oluşturulması istenmekte ve tüm öğ­renciler bir üst sınıfa geçirtilmektedirler. Böylece okullarımızda tembel öğrenci sayısı artmakta, alt sınıf derslerini öğrenemeyen öğrenciler, üst sınıflarda tamamen problem öğrenci olmaktadır­lar- Yine bu problem öğrencilerin sıkıntısını öğretmen çekmek­tedir. 

Evet, öğretmenlerimizin maddi dünyalarındaki sıkıntılar bu kadar değil. Bunlar, tesbit edebildiklerimizden sadece bir kaçı. O halde ne yapılmalıdır? Bu yıl Öğretmenler Günü'nde, öğretmenlerimizin derdleri dinlenmelidir. Tüm okullarımızda görev yapan öğretmenlerimize anketler uygulanmalı ve sıkıntı­ları sorulmalıdır. Ancak anket uygulanırken, anketlerde okul ve öğretmen adı sorulmamalıdır. Çünkü, öğretmenler dertlerini söylemenin cezasının sürgün olduğunu gayet iyi bilmektedirler. Anketler sonucunda tesbit edilen tüm sorunlar acilen çözümlen­melidir. Çünkü, geleceğin neslini yetiştiren, gözümüzün nuru biricik yavrularımızı emanet ettiğimiz öğretmenlerimiz, gerek manevi ve gerekse maddi dünyalarında huzurlu olmalıdır. 

Ben, belli bir süre için öğretmenlerimizin öğretmenler gü­nünü kutlayamayacağım. Çünkü kutlama, sevinç ve huzur or­tamlarında yapılır. İnşaallah, öğretmenlerimizin özlediği gün­ler, yakın gelecekte gelir de, o zaman öğretmenler gününü bera­berce, büyük bir coşku ile kutlarız. 

Doç. Dr. Ramazan OZEY

 

 

Anasayfa - İktisat - Makale - Ekonomi - Borsa - İstatistik - Türkiye Ekonomisi - Ekonomi Sözlüğü - Türküler

Since 2005