Türkiye Ekonomisi
Dünya Ekonomisi
Osmanlı Ekonomisi
Finansal Ekonomi
İşletme Ekonomisi
Hizmet Ekonomisi
Kalkınma Ekonomisi
Tarım Ekonomisi
Borsa ve Yatırım
Ekonomi Sözlüğü
Ekonomi Ders Notları
Ekonomi Düşünürleri
Genel Ekonomi Soruları
Özel İstatistik Arşivi
Özel İktisat Konuları
Açık Öğretim İktisat
Ekonomi Kurumları
Kamu Yönetimi
Kamu (Devlet) Maliyesi
Sigortacılık Konuları
Türkiye İktisat Tarihi
Yeraltı Ekonomisi

Kredi Kartı Piyasası

Gelişmekte Olan Ülkeler

Finansal Piyasalar

Kent Ekonomisi

Liberalizm

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Özerk Demokratik Yerel Yönetim 

Doğan Taşdelen 

Türkiye dünyanın en hızlı kentleşen ül­kelerinden biridir. Özellikle 1950'lerden sonra uygulanan ekonomik ve sosyal politikalar so­nucunda, milyonlarca köylü tarım kesiminden kopmuş, Batı ve Orta Anadolu'nun büyük merkezlerine sürüklenmiştir. 1990 yılı Devlet İstatistik Enstitüsü rakamlarına göre, toplam ülke nüfusunun % 59'u kentlerde, % 4l'i köy ve bucaklarda yaşamaktadır. Hızlı nüfus artışı ve köyden kente göç bu şekilde devam ettiği takdirde 2000 yılında ülke nüfusunun % 70'i kentlerde yaşayacaktır. 

Hızla büyüyen ve gelişen kentlerimiz hâlâ 50 yıl önce çıkarılan Belediye Yasası ile yönetilmektedir. Bu yasada daha sonra yapı­lan değişiklikler ise yetersiz kalmıştır. 1983 yı­lında çıkarılan anakent yönetimi ile ilgili yasa­da da yeni bir yönetim anlayışı öngörülmemiş­tir.

Yürürlükteki yerel yönetim yasası, eski olmasının yanısıra farklı ölçeklerdeki kentleri eşit olarak değerlendirdiğinden başanlı bir yö­netim için elverişli değildir. 

Dar, güçsüz, bağımlı, merkezi iktidarın tekelinde bir yerel yönetim anlayışı, belediye­lerde bürokratik işleyişi artırmış ve yeni anlayışın filizlenmesinin önüne geçmiştir. Bu yapı nedeniyle ülkemizde yerel yönetimlerde bir gelenek eksikliği olmuştur. Deneyimlerini bir­birine aktaran belediyeler yerine, yerel yöneti­me gelen partinin merkezi iktidarla paralel ya da karşıt olmasına göre farklı anlayışlar ve iliş­kiler sergilenmiş, objektif davranılmamıştır. 

Kentlinin sorunlarının çözülebilmesi ve kent kültürünün oluşturulabilmesi için uygu-

mesi zoaınludur. Özerk, demokratik katılımcı, deneyim aktaran bir belediye sistemini yarat­mak zorundayız. Aksi taktirde 21. yüzyılda kentlerimizi büyük birer köy görüntüsünden kurtaramayız.

Hükümet programında, yerel yönetim yasasının değiştirilerek yerel parlamentoların ağırlık kazanacağı bir sistemin oluşması eğili­mi göze çarpıyor. Bu kuşkusuz sevindirici bir gelişme...

Yeni yerel yönetim yasasında üç temel öge esas alınmalıdır. 

1)  Demokrasi ve katılım gerçek anlam­da ve en geniş şekilde sağlanmalıdır.

2)  Belediyeler üzerindeki idari ve mali vesayet kaldırılmalıdır. Ayrıca metropollerde anakent ile ilçe belediyeler arasındaki ilişkiler rasyonel bir şekilde oluşturulmalıdır.

3)  Belediye gelirleri yeniden düzenlen­melidir. Kendi kaynaklarını kendi kullanan bir belediye sistemi anlayışı yaşama geçirilmeli­dir.

Demokrasinin ve katılımın gerçek an­lamda sağlanabilmesi için öncelikle belediye meclislerinin yeniden ele alınması gerekmek­tedir. Belediye Meclislerinde Esnaf ve Sanat­kar Odalarının, sivil toplum örgütlerinin, de­mokratik kitle örgütlerinin, meslek odalarının, sendikalann temsilcileri vb. bulunmalıdır.

Biz her zaman yerel yönetimlerin de-mokratikliğini ve özerkliğini savunduk. Çağı­mızda hızla gelişen kentlerimizde en hızlı ve sağlıklı kararlar ancak bağımsız,  güçlü  ve özerk bir yerel yönetim anlayışıyla işlerlik ka­zanır. "Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şar­tında da yer aldığı gibi, yerel yönetimlere ve­rilen yetkiler tam ve yalnızca yerel yönetimle­re ait olmalıdır. Bu yetkiler, yasalarca belirle­nenin dışında, merkezi ya da bölgesel her hangi bir otorite tarafından zayıflatılmamalıdır. Aynı şekilde, herhangi bir otoritenin siyası, mali ve idari güç kullanarak yerel yönetimlere müdahalesi söz konusu olmamalıdır. Seçimle gelenler, ya seçimle halk tarafından, ya da yar­gı yoluyla görevden alınmalıdır. Bunun dışın­da İçişleri Bakanı'nın ya.da valinin seçilmiş ki­şileri görevden alması doğru değildir. 

Bir de biliyorsunuz; illerde il genel mec­lisleri bulunmaktadır. 11 genel meclisinin baş­kanlığını vali yapmaktadır. Vali doğrudan mer­kezi otoritenin o ildeki temsilcisidir. Valinin görevi, gözlem, bilgilendirme, merkezi otorite ile il genel meclisi arasındaki ilişkiyi sağlamak olmalıdır. İl genel meclisinin de başkanı kendi içinden seçilmelidir. Kısacası yasada tam bir demokratikleşme sağlanmalıdır.

Bir başka önemli sorun da metropoller­de anakent ile ilçe belediyeleri ilişkilerinin ras­yonel bir şekilde düzenlenmesidir. Bugün ya­sa anakent belediyelerine ilçe belediyeleri üzerinde vesayet kurma hakkını vermektedir. Dolayısıyla ilçe belediyeleri üzerindeki kam­bur ikiye katlanmaktadır. Aynı partiye mensup belediye başkanlarının görevde olduğu metro­pollerde bile iyiniyet ilişkisine dayanan vesa­yet anlayışı, hele o metropolde ayrı partinin belediye başkanları görevde ise büyük sorun­lara yol açabilmektedir. Bu nedenle yapılacak düzenlemede görev ayrımı net ve sağlıklı bir şekilde belirlenmelidir. 

Yeni yapılacak yasal düzenlemede ana­kent belediyelerinin görevi, kenti ilgilendiren konularda eşgüdümü sağlamak, makro düzey­de plan ve program hazırlamak, kaynak plan­laması yaparak kaynak temin etmek olmalıdır. Bunun dışında yerel hizmetlerin tümü ilçe be­lediyeleri tarafından yerine getirilmelidir.

Belediyelerde   özerkliğin   oluşmasının temel koşulu mali bakımdan güçlü olmasıdır. Bu nasıl olacak? Öncelikle devlet gelirlerinden alınan paylar artırılmalı, bu payların dağılımın­da belediyelerin durumları göz önünde bulun­durulmalıdır. Devletten alınan paylar devletin bir lütfü olarak değil, belediyenin ve orada ya­şayan halkın hakkı olarak algılanmalıdır. Ör­neğin; Çankaya halkının ödediği vergilerin % 10'u belediyeye aktarılırsa, belediye bugün yaşadığı sıkıntıları yaşamaz. Bunun yanısıra yine "Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şar­tında belirtildiği gibi yerel yönetimlerin mali kaynaklarının belirli bir kısmı da yerel vergi ve harçlardan sağlanmalı ve bu oranların sap­tanmasında belediyeler yetkili olmalıdır. Ör­neğin Taşıt Vergisi... Biliyorsunuz yollan, oto­parkları, kaldırımlan belediyeler yapmaktadır. Oysa Taşıt Vergisi Maliye Bakanlığı'nca top­lanmaktadır. "Kullanan öder" anlayaşıyla yak­laştığımızda, Taşıt Vergisi'nin belediyelerce toplanması gerekmektedir. Aynı şekilde Em­lak Alım Satım Vergisi de belediyelere aktarıl­malıdır. 

Ayrıca, yerel yönetimler üstün nitelikli personel istihdamına, alımına imkan verecek durumda olmalıdır. Bunun için yeterli eğitim olanakları sağlanmalı, ücret ve kariyer beklen­tileri karşılanmalıdır. Nitelikli personel ihtiya­cının karşılanması için yerel yönetimler yük­sek okulu açılmalıdır. 

Vatandaş gündelik yaşamındaki ilişkile­rinde merkezi otoriteden koparılmalıdır. Yani vatandaşın merkezi otorite ile birebir ilişkisi olmamalı, bütün ihtiyaçları yerel yönetimler tarafından karşılanmalıdır. Pasaport almaktan, tiyatro açmaya, kent içindeki trafiğin düzen­lenmesine kadar gündelik yaşamın tüm sorun­larını yerel yönetimler taşımalı ve çözmelidir. 

Kültürü bir yaşam biçimi olarak algılı­yorsak, kent kültürünün yaratılmasında bele­diyelere büyük bir sorumluluk düştüğünün bi­lincinde olmalıyız. Oysa yerel yönetimlerin, kültürü gündelik yaşamın bir parçası haline getirebilme çabalarının önünde ciddi engeller bulunmaktadır.
 

 

 

Anasayfa - İktisat - Makale - Ekonomi - Borsa - İstatistik - Türkiye Ekonomisi - Ekonomi Sözlüğü - Türküler

Since 2005