Türkiye Ekonomisi
Dünya Ekonomisi
Osmanlı Ekonomisi
Finansal Ekonomi
İşletme Ekonomisi
Hizmet Ekonomisi
Kalkınma Ekonomisi
Tarım Ekonomisi
Borsa ve Yatırım
Ekonomi Sözlüğü
Ekonomi Ders Notları
Ekonomi Düşünürleri
Genel Ekonomi Soruları
Özel İstatistik Arşivi
Özel İktisat Konuları
Açık Öğretim İktisat
Ekonomi Kurumları
Kamu Yönetimi
Kamu (Devlet) Maliyesi
Sigortacılık Konuları
Türkiye İktisat Tarihi
Yeraltı Ekonomisi

Kredi Kartı Piyasası

Gelişmekte Olan Ülkeler

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Sanayi Toplumundan Bilgi Toplumuna 

Küreselleşme aşamasının açıklanmasında kullanılan en önemli argümanlardan birisi hiç şüphesiz bilişim dev­rimi ve buna bağlı olarak ortaya çıkan bilgi çağı ve bilgi toplumudur. On dokuzuncu yüzyılın genel açıklayıcı te­orilerinde gözlenen bütüncü bir anlayış burada da ege­mendir. Dünyanın nasıl modernleşmeye, aydınlanmaya, pozitif duruma, kapitalizme ve hatta sosyalizme gittiğini öngördükleri gibi, bugünkü yaşanmakta olan süreçte de insanlığın küreselleşmeye, bilişim devrimine, bilgi ve uzay çağma girdiği öngörülmektedir. Bu iddianın gerçek­liğini destekleyen gelişmeler ise ciddi anlamda dünyanın yeni ve değişik bir sürece girdiğini ortaya koymakta ve desteklemektedir. Her halükarda on dokuzuncu ve yir­minci yüzyıllara damgasını vuran sosyal süreç aşılmış ve yeni bir sürece girilmiş olduğu kabul edilmektedir. Bu sü­recin ne olduğu, nasıl gelişmekte olduğu ve adlandırılma­sı konusunda bilim adamları arasında tartışmalar devam etmektedir. On dokuzuncu yüzyılda yaşanan sosyal süre­cin ve olayların genel olarak adlandırılmasında dayanılan temel argümanlar farklı teorilerin ve bilgilerin doğmasına yol açmış idi. Yeni gelmekte olan süreç de benzer şekilde temele alman kriterlere göre farklı isimlendirilmekte ve değerlendirilmektedir. Örneğin modernleşmeyi temele alan düşünürlere göre içinde yaşadığımız dönem "mo­dern sonrası" (post-modern) veya "yeni modernizm" ola­rak görülmektedir. 

Modernizm olarak adlandırılan sürecin genel özellik­leri birinci bölümde açıklandığı üzere, geleneksel olanın yerine ikame edilen yenileşmeye ve rasyonaliteye dayan­maktadır. Modernleşme sürecinin çok genel özellikler taşıması ve geniş bir zaman dilimine yayılması ister iste­mez daha özel değerlendirmelerin yapılmasını gerektir­miştir. Yirminci yüzyılın ikinci yarısından itibaren bilim ve teknolojideki gelişmelerin de etkisiyle meydana gelen sosyal ve kültürel değişmeler artık dünyada yeni bir süre­cin işaretleri olarak kabul edilmiştir. Egemen olan kapita­lizm ve sanayileşme sürecinin doğurduğu modern sanayi toplumu özellikleri gittikçe hızlanarak değiştiği gözlen­mektedir. Sanayi toplumu sanayileşme sürecinin özellik­lerini taşımakta iken, bu yeni süreçte ortaya çıkmakta olan toplumun özellikleri tanımlanmaya çalışılmaktadır. Yeni bir toplum yapısı ve yeni bir süreç yaşanmakta oldu­ğu sosyal bilimciler tarafından genel kabul görmektedir. 

Tarihsel ve toplumsal gelişme sürecini genel hatlarıyla açıklama eğiliminde olan düşünürlerin tercih ettikleri anahtar kavramlardan birisi dalga ve dalgalanma ifadele­ridir. Günümüzde bilgi toplumu ya da sanayi toplumuyla ilgili olarak dalga kuramından yararlanan ve öngörüleri büyük yankılar uyandıran düşünür Alvin Toffler'dir. Bü­tün tarihsel süreci dikkate alarak analiz yapan Alvin Toff-ler gibi düşünürler toplumları tarım, sanayi ve sanayi sonrası şeklinde genel olarak sınıflandırmaktadırlar. Ge­lecek bilimci olarak tanınan Alvin Toffler, tarih boyunca görülen önemli dönüm noktalarından bahsederken, ana hatlarıyla iki önemli dönüşümün gerçekleştiğini ve üçün­cü dönemin fiilen yaşanmakta olduğunu iddia etmekte­dir. (Toffler 1981: 34) Bu yaklaşıma göre, toplumsal gelişme­nin ilk dönüm noktası insanlığın tarım ekonomisi süreci­ne girmesi, ikincisi ise sanayileşmenin ortaya çıkmasıdır. Ona göre bunları tarihin belli bir anında olup bitmiş iki ayrı olay olarak değil, belirli hıza sahip değişiklik dalga­ları olarak görmek daha doğrudur.

Sanayi devrimi ve etkileri üzerinde sosyoloji literatü­ründe çok sayıda tahlil, değerlendirme ve teori vardır. Sa­nayi devrimi aynı zamanda dünya tarihinin en önemli dönüm noktası olarak kabul edilir ve bu dönüm nok­tasının toplumsal yansımalarının incelenme ihtiyacı sos­yoloji biliminin doğmasında etkili olmuştur. Sanayi Dev­riminin etkileri sürerken, çok daha başka ve önemli bir süreç ortaya çıkmış ve yayılmaya başlamıştır. Özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki yıllarda Toffler'ın sınıflandırmasıyla sanayileşme dalgası en üst noktasına var­dığında, tam olarak ne olduğu anlaşılamayan, ancak her şeyi etkisi altına alan bir Üçüncü Dalga başlamıştır. Bun­lar birbirinden belirgin sınırlarla ayrılmayıp iç içe süreç­ler olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu anlamda net bir ta­rih verilemese de bazı özellikleri bakımından üçüncü Dal­ga,  1950'li yılların ortalarında ABD'de güç toplamaya başlamış, daha sonra farklı hızlarda diğer sanayileşmiş ülkelerin bir çoğuna ulaşmıştır. Bugün, ileri teknoloji ülkeleri, üçüncü dalga ile İkinci dalganın gereksizleşmiş, kabuk  bağlamış  ekonomileri  ve  kurumları  arasındaki çarpışmanın etkisi altında mücadelelerini sürdürmekte­dirler. (Akın 1999: 2) 

Sanayi devrimi geleneksel tarım ekonomisi yerine bütün alışılmış yapıları alt üst eden bir dönüşüm meyda­na getirerek 'sanayi toplumu' kavramının doğmasına yol açmıştı. Üretimin sanayileşmesi sonucunda sosyo-ekonomik yapıların ve ilişkilerin buna göre şekillendiği bir top­lum yapısı ortaya çıkarmıştır. Sanayi toplumu adı verilen ve kapitalist ekonomik sistemin bir parçası olan yeni tari­hi süreç, iletişim ve bilgi teknolojilerindeki gelişmelerin sonucunda gittikçe eskimeye başlamıştır. Bu anlamda meydana gelen değişmeler toplumların sosyal ve ekono­mik yapısında da gözlenebilir değişmelere yol açmıştır. Bunu gözleyen bilim adamı ve sosyal düşünürler ortaya çıkmakta olan sosyal süreci çeşitli isimlendirmeler ile açıklama yoluna gitmişlerdir. Bunlardan Peter Drucker, İkinci Dünya Savaşından sonra ortaya çıkmaya başlayan gelişme sonucu oluşan toplumu "Kapitalist Ötesi Top­lum" (Post Business Society) olarak adlandırmaktadır. Drucker kapitalist sonrası topluma doğru bir kayış oldu­ğunu İkinci Dünya Savaşı sonrasında gözlemlediğini be­lirtir. 1960'larda 'bilgi işi' ve 'bilgi işçisi' terimlerini ilk defa kullanan yazar, 1969'da Süreksizlik Çağı (The Age of Discontinuity) adlı kitabında 'örgütsel toplum' kavramın­dan söz eder. Yeni ve farklı bir topluma geçmekte olduğu­muzu gören Drucker, bunun komünizmin çökmesinden sonra daha kesin belli olduğunu iddia eder. Buna göre, ye­ni toplumun temel ekonomik kaynağı, yani iktisatçıların deyimiyle üretim araçları sermaye, emek ya da doğal kay­naklar değil bilgidir ve bilgi olacaktır. (Drucker 1994: 16) 

Daniel Bell ise 1970'lerde gelmekte olan toplumu ta­nımlamak için "Sanayi Sonrası Toplum" (post-industrial society) ifadesini kullanmıştır. 1973 yılında yayınladığı Sanayi Sonrası Toplumun Gelişi (The coming of post-industrial Society) ve 1976'da yayınladığı Kapitalizmin Kültürel Çeliş­kileri (Cultural Contradiction of Capitalism) isimli çalışma­larında Bell, sanayi sonrası toplumun toplumsal yapısı ve bunun politik sonuçları konusunda kendi teorisini geliş­tirir. Batı dünyasının sanayi toplumundan, sanayi sonrası topluma geçiş sürecinde olduğu görüşü Bell'in temel te­zidir. (Poloma 1993: 326) Sanayi sonrası toplum üzerine ça­lışmalarıyla tanınan Bell ve Alain Touraine, gelişmiş ülke­lerde artık sanayi toplumunun yer almadığını düşünmek­tedirler. Bell'e göre, sanayi sonrası toplum, profesyonel­ler, mühendisler, teknisyenler ve bilim adamlarının oluş­turduğu hakim bir smıf eşliğinde teorik bilginin merkezi­leşmesi ve ekonomide hizmetlerin payının artması ile tanımlanmaktadır. Touraine ise yeni bürokratik ve uzman sınıfların ortaya çıkması, bilgi ve organizasyona dayalı ye­ni iş trendleri ve boş zaman faaliyetleri ile tanımlanan programlı bir toplumdan söz etmektedir. (Akın 1999: 3) Bil­gi toplumu, işgücünün önemli bölümünün bilişimle ilgi­li işlerde çalıştığı ve ekonomide en etkili faktörün bilgi­nin kullanılması ve uygulanması olduğu toplumdur. 

Yeni doğmakta olan bu toplum yapısına Fritz Machlup "Bilgi Ekonomisi", Zbignev Brezenski "Teknotronik Çağ" (The Tecnotronic  Era), Alvin Toffler "Üçüncü  Dalga" (Third VVieve), Amitta Etzoni "Modernlik Sonrası Çağ" (Post-modern Era), Ralf Dahrendorf "Hizmet Sınıflı Top­lum" (The Service Class Society) adını kullanmışlardır. Günümüz toplumuna "Bilgi Toplumu" demek için henüz zamanın erken olduğu söylenmesine rağmen, Elektronik sanayiinde dünyada söz sahibi olan Japon araştırmacılar ve özellikle Yoneji Masuda yeni ortaya çıkmakta olan top­luma  "Enformasyon Toplumu"   (Information  Society) adını   kullanmış  ve yeni  oluşan  toplumun  tanımlan­masında son zamanlarda bu tanımlama daha fazla kabul görmüştür. (Bozkurt 2000a: 21; Çoban 1996: 11) 

Ralf Dahrendorf, "Endüstriyel Toplumda Sınıf Çatışması" (Class Conflict in Industrial Society) adlı ese­rinde kapitalist toplumdaki sınıf yapılarıyla ilgili Marks' m değerlendirmeleri üzerine birtakım analizler yapar. Marks'ın sınıflar kavrayışını modern toplumların yapısına göre yetersizliğini gösterir. Kapitalizmin alt-tipjerin-den birisi olarak endüstri toplumunun Marks'ın bildiği kapitalizmden çok farklılaştığını ve modern toplum biçi­mi olarak, hala 'endüstri toplumu' olmasına rağmen aynı zamanda "kapitalist sonrası bir toplum"dur. (Giddens 1999: 67) Dahrendorf'un ifade ettiği kapitalist sonrası toplum, kesinlikle bir sınıf toplumudur. Fakat eşit oranda açıktır ki, kapitalist sonrası toplumun sınıf sistemi kapitalizmin-kinden çok farklıdır. Dahrendorf'un kapitalizmi, kapita­lizm sonrasından ayırt etme gayreti kapitalizm ve sanayi toplumu süreçlerinin değiştiğini göstermesi bakımından Önemlidir. (Giddens 1999: 72) 

Amitta Etzioni, hayatının çalışması olarak nitelendir­diği Aktif Toplum (The Active Society, 1968) isimli eserinde insanların içinde yaşadıkları toplumsal dünyanın sorum­luluğunu daha çok üstlendikleri bir yapının doğmakta ol­duğunu anlatır. Bu durum Etzioni'nin sınıflandırmasına göre insanların dış güçler ya da aktif olan diğer faktörler tarafından kontrol edildikleri pasif topluma bir tezat oluşturur. Aktif toplumda toplumu dönüştürebilecek öz­güven sahibi ve bilen aktörler, bilerek hareket etmek için bilgi ve enformasyona ihtiyaç duyarlar. Bilgi bu anlamda aktivitenin temel dinamiklerinden birisi olarak anahtar konumundadır. (Poloma 1993: 308) Etzioni, bir toplumun kendini yönlendirmesinde asli bir öge olduğunu vurgula­maktadır. Bilgi aktif bir toplumda toplumsal bilinç ve ey­lemi mümkün kılmaktadır. Aktif olmak bilgiyi, karar al­ma sürecini, ve güce sahip olmayı gerektirir. Bilgi toplu­munda bilginin güç haline gelmesi bunu destekler görün­mektedir.

İki binli yıllarda ise karşımıza çıkan bu yeni dönemi tanımlamak için "sanal toplum", "dijital kültür", "bilişim çağı", "enformasyon ekonomisi", ve "yeni ekonomi" gibi kavramlar kullanılmaya başlamıştır. Sanayi toplumunun genel özelliklerinin artık değiştiğini gözlemleyen sosyal bilimciler, toplumsal değişme sürecinin yeni bir evreye girdiği konusunda hemen hemen hemfikir görünmekte­dirler. (Bozkurt 2000a: 21) Aralarında yeni dönemin tanım­lanması konusundaki ayrıntılarda farklılıklar vardır. Fakat öz olarak ortak noktaları çoğunluktadır. Toplumsal değiş­me süreci özellikle bilişim alanındaki gelişmelerin etki­siyle önemli değişimler yaşamaktadır. Özellikle yeni milenyumla birlikte bilgi ve iletişim teknolojisinin toplum­sal hayatımızı her yönden etkilemeye başladığı gözlen­mektedir. Bunun teorik açıklaması yapılırken modernleş­me döneminin genellemeci, evrenselleştirici ve ilerleme-ı yaklaşımları ile yapılması noktasında problem ortaya çıkacaktır. 

İnsanlık yine bütün toplumsal birimleriyle birlikte de­terminist bir ilerleme içinde görülecek olursa, henüz sa­nayi toplumu ile dahi tanışmamış sayısı hayli kabarık ke­simlerin şimdi bilişim teknolojileri ile nasıl tanıştığını izah etmekte zorlanırız. Aynı şekilde teknoloji her toplu­mu benzer şekilde etkilemesine rağmen değişim aynı bi­çimde sonuçlanmayabilir. Toplumların köklü geleneksel yapılarının içinde varolan birtakım delerler, görgüler, bi­çimler bu değişmenin sonucu olarak diğer toplumlardaki biçimde dönüşmeyebilirler ve kendine özgü sonuçlar do­ğurabilirler. Türk toplumunda televizyonun girişinde ya­şanan olaylardakine benzer şekilde teknoloji her yerde yer zaman aynı dönüşümü meydana getirmez ve farklılık­lar yaratabilir. Fakat sonuçta bir dönüşüm yaşandığı, top­lumsal hayatımızda köklü değişimler meydana geldiğini de kabul etmek zorundayız. 

Dünyada bütün insanlığı toplumsal değişme bakımın­dan derinden etkileyen belli başlı dönüşümler kabul edi­lir. Sosyologların genel kabulüne göre ilk önemli dönü­şüm insanlığın ilkel toplumsal yapıdan medeniyete ilk adım olarak kabul edilen tarım toplumuna geçiştir. Tarım toplumuna geçiş insan türünün gelişmesinde önemli bir devrim olarak görülür. İlkel Toplumda tabiatın verdikle-riyle yetinen insanlık; tarım toplumunda ekip-biçerek da­ha çok üretmeyi başardı. Tarımsal üretimin ana girdisi topraktır. İnsanlık elindeki sınırlı teknolojik imkanlarla toprağı işleyerek varlığını sürdürdü ve refahını artırdı. İn­sanlar yerleşik hayata geçerek ilk medeniyet ve kültür ürünlerini vermeye başlamışlardır. Tarım toplumunun ge­nel özellikleri uzun yıllar dünyadaki bütün toplumlarda egemen olmuş ve hüküm sürmüştür. 

Toplumdan toplu­ma bazı farklılıklar gösterse de temel karakteristiği birbi­rine benzer üretim süreçlerini sürdürmeleri olmuştur. 

İkinci önemli dönüşüm tarımsal üretim tarzının yeri­ne fabrikalaşmaya dayalı bir üretime geçilmesiyle ya­şanmıştır. Sanayi devrimi adı verilen bu köklü değişimin sonucunda mevcut sosyal süreçler ve sosyal yapılar çok hızlı bir şekilde değişmeye başlamıştır. Bu dönemde mey­dana gelen hızlı ve köklü değişim sosyoloji biliminin ku­rulmasını ve gelişmesini de etkilemiştir. Artık üretim ge­leneksel yollarla değil, seri ve standart üretim yapabilen fabrikalar yoluyla yapılıyor, farklı sınıfların ortaya çıkma­sına, bürokratik yapılanmaya ve mevcut pazarların geniş­letilmesine yol açıyordu. Bu sürecin sonunda ortaya çıkan topluma modernleşmeye de paralel olarak 'sanayi toplu­mu' adı verilmiştir. Avrupa'da yaşanan sanayi devrimi toplumların kültürel, ekonomik ve sosyal hayatlarını ani­den ve çok hızlı olarak değiştirmişti. Bu değişim dalga dalga diğer toplumlara ve ülkelere de yayıldı. Yayılma hızı diğer ülkelerde aynı derecede olamadı fakat etkilenmeyen ülke ve toplum kalmadı. 

Sanayi toplumunun dünya üzerindeki egemenliği ve yaygınlaşma eğilimi 1970'lere kadar devam etmiştir. Bü­tün toplumlar henüz tam anlamıyla sanayi toplumu haline gelemediği halde, ileri teknoloji geliştiren ve belli bir zenginlik ve refah düzeyi sağlamış toplumlarda yeni sü­reçler değer kazanmaya başlamıştır. Özellikle nükleer si­lahlar ve uzay çalışmalarının iki kutuplu siyasi yapısı olan bir dünyada yoğunluk kazanması ve rekabetin artması dünyanın artık yeni bir döneme girmekte olduğu kanaati­ni güçlendirmiştir. Büyük çoğunluk bu yeni çağın uzay çağı olacağını düşünürken, gözlerden uzak yaşanan geliş­meler değişmenin farklı boyutunu ortaya koymuştur. Ar­tık insanlık şöyle veya böyle sanayi sonrası bir dönem ya­şamaktadır ki, bu ister uzay çağı, isterse bilgi çağı olarak adlandırılabilir. Önümüzde açılan bu yeni devrim de sa­nayi devrimine benzer şekilde bütün toplumları etkileye­cek biçimde ilerlemektedir. 

Yirminci yüzyılda insanoğlu teknoloji alanında her ge­çen gün farklı bir yenilikle karşı karşıya gelmiştir. Bu an­lamda elektronik alanındaki gelişmeler insanoğlunu bil­gisayar teknolojisiyle tanıştırmış ve yüzyılın ikinci yarı­sından itibaren önceleri sadece araştırma ve savunma amaçlarıyla kullanılırken, sonraki yıllarda mikro bilgisa­yarların geliştirilmesi ve maliyetlerinin azalmasıyla daha geniş bir alana yayılmıştır. Bunun yanı sıra bilgisayar sis­temlerini birbirlerine bağlayan sistemin 'internet' adıyla insanoğlunun dünyasına girmesi global-küresel iletişi­min kapılarını açmıştır. Bu anlamda ortaya çıkan gelişme­ler bu teknolojilerin hayatına girdiği toplumların ekono­milerinden  eğlencelerine,  kültürlerinden  eğitimlerine, haberleşmelerinden bilimsel araştırmalarına, hukukların­dan siyasal/bürokratik yapılarına kadar birçok değişimi yaşamalarına sebep olmuştur. Teknoloji devriminin somut olarak görüldüğü dönem  1970'Ii ve 1980'li' yıllar olarak kabul edilebilir. Bir yandan silah sanayisi ve diğer yandan uzay teknolojisi alanında çalışmalar devam ederken bunlara alt yapı sağlayacak ve destek olacak bilgi ve iletişim teknolojisi hızlı bir gelişme göstermiştir. Bu dönüşümün 'bilişim devrimi' veya 'bilgi çağı' gibi adlandırmaları olmuştur. Özellikle telekomüni­kasyon ve bilgi işlem teknolojisindeki hızlı ve yaygın ge­lişmeler insanların kurumsal veya bireysel olarak anında haberleşmelerine ve veri transferine imkan sağlamıştır. Yaygınlaştırman elektronik iletişim ağı (network) sayesin­de sesli, görüntülü ve yazılı veriler anında bir noktadan çok sayıda noktaya dijital olarak ulaştırabilmektedir. İn­ternet adı verilen bir sistem ile bu hızlı ve pratik iletişim ağı gittikçe dünyada yaygınlaşmaktadır. 

Bilgisayarların kablolu telefon hatlarıyla birbirine bağ­lanmasından oluşan internet ağı toplumların hayal edile­meyecek derecede farklı yönlerinden hayatlarına girmiş­tir. Bu gelişme uzay çağı ifadesi yerine bilgi toplumu ve bilişim devrimi ifadelerini destekleyerek yeni bir olguya işaret etmektedir. Bugün hayatımızın her alanına girmiş olan bilgisayarlar ve internet bağlantıları, bankalardan marketlere, basından televizyonlara, eğitimden eğlence­ye, evlerden karakollara, polisten suç örgütlerine kadar, hayatımızın her alanına girmiş ve artık hepimizin ayrıl­maz bir parçası haline gelmiştir. Günümüz toplumları hiçbir sınır tanımayan internet ağının etkisinde kalarak benzer durumlarla karşı karşıya gelmektedirler. İnternetin dünya çapında yaygınlık kazanması ile mekan kavramı bir anlamda ortadan kalkmış, kıtalararası ileti­şim ve bilgi aktarımı bir tuşa basmaktan ibaret hale gel­miştir. 

Dalgalar halinde iç içe geçmiş süreçlerin dünyayı yeni bir toplumsal sürece getirdiği artık genel kabul görmek­tedir. Yirminci yüzyılın son on yıllarında etkisini -iyice gösteren bilişim teknolojisinin tarihte önümüze yeni bir süreç açtığı ve bu sürecin nasıl adlandırılacağı tartışma­ları yanı sıra, bu sürecin dünyayı nasıl küreselleştireceği ve kültürler arası etkileşimi nasıl etkileyeceği önemli problemlerden birisi olarak görünmektedir. Kitle iletişim ve bilgiye ulaşım teknolojilerindeki hızlı gelişme, dünya üzerindeki kültürlerin varlıklarını koruma, diğer kültürle­ri etkileme mücadelelerini elektronik otoyollara hâkimi­yet mücadelesine indirgemiş, üçüncü dünya savaşı, inter­net savaşlarına dönüşmüştür. İnternette gezinti, Web say­fası ve sitesi, elektronik posta kavramları, teknolojik alt yapının mevcut olduğu yer ve bölgelerde yabancı kavram olmaktan çıkmış, günlük sohbetlerin eksenine oturmuş­tur. Devlet sınırlarını eriten bu teknoloji, gün geçtikçe ucuzlayan, daha geniş kitlelerin faydalanmasına gittikçe açılan bir hâl alırken, kültürlerin ortaya çıkmasına vesile olmuştur. (Özönder 1999:2) Bir taraftan egemen kültürlerin yayılmasıyla kültürel homojenleşme yaşanırken,  diğer yandan farklı ve köklü kültürlerin kendilerini tanıtma ve ortaya koyma imkanı doğmaktadır. 

Teknolojik alandaki mevcut gelişmeler yeni bir çağa girilmekte olduğu izlenimini vermektedir. Bu çağ bilgi bolluğunca damgalanan bir çağdır. (Schiller 1993: 274) Açı­lan yeni çağ bilgi çağı, oluşan yeni toplum bilgi toplumu olarak adlandırılmaktadır. Adını çağa veren milyonlarca veri internet ortamında kurulu ağla bütün dünyayı kapsa­yan bir bilgi okyanusu oluşturmaktadır. Bu bilgi okyanu­sunda boğulmadan, hedefe ulaşmak, istenilen ölçüde ve şekilde bilgiden faydalanmak ayrı bir teknoloji gerektir­mektedir. Ancak yeni teknolojilerin, sanayi toplumunda­ki teknolojilere göre çok hızlı üretiminin yapılması ve ha­yat tarzımızı etkilemesi bilgi toplumuna dönüşümün çok daha kısa sürede gerçekleşmesi yönünde bir sonuç doğur­maktadır. (Çoban 1996: 6) 

Bilgisayar ve Internet teknolojisi yeryuvarlağını bir "elektronik köy"e dönüştürdü. Sanayi toplumunda yeryü­zünün en zenginleri ya büyük sanayiciler, ya bankacılar ya da petrolcüler idi. Ama şimdi yeryüzünün en zengin adamı, artık bir petrolcü değil, yazılımcı Bili Gates. On bin yıl önceki tarım, 250 yıl önceki endüstri devriminden sonra, insanoğlu şimdi 'bilişim devrimi'ni yaşıyor. Japon­ların 1960'larda "johoka shakai" adını verdikleri yeni top­lum biçimine 1970'ten bu yana "bilişim toplumu" diyo­ruz. (Koksal 2002: l) Bilgi Çağına kapı açtığı tarihsel süreç son on beş yılda dinamik bir görünüm almıştır.  

1990'lara tekellerin hızla etkisini yitirdiği ve rekabete tam olarak açılmış bilgisayar donanım (özellikle kişisel bilgisayar­lar), yazılım ve telekomünikasyon endüstrilerinin daha da hızlanması ile girilmiştir. Bu gelişmeler sonucunda bil­gi teknolojisi yeni dönemin liderliğini ele geçirmiştir. Son yıllarda elektro-mekanik ve elektronik sanayilerindeki hızlı gelişmeler , bilgi teknolojisi olanaklarının hızla ge­lişmesine olanak tanımaktadır. Bilgi teknolojisi alanında ABD ve Japonya öncü durumundadır. Sınırlı alanlar dı­şında, bütün önemli buluşlar ve yeni ürünler bu iki ülke­de ortaya çıkmaktadır. ABD'nin ve kısmen Japonya ile birlikte donanım alanında mutlak hakimiyeti, diğer ülke­lerin sürekli net ithalatçı olmasına yol açmıştır . Yazılım alanında ise, ABD dünyanın tek net ihracatçı ülkesi konu­mundadır. 

 

 

Anasayfa - İktisat - Makale - Ekonomi - Borsa - İstatistik - Türkiye Ekonomisi - Ekonomi Sözlüğü - Türküler

Since 2005