Türkiye Ekonomisi
Dünya Ekonomisi
Osmanlı Ekonomisi
Finansal Ekonomi
İşletme Ekonomisi
Hizmet Ekonomisi
Kalkınma Ekonomisi
Tarım Ekonomisi
Borsa ve Yatırım
Ekonomi Sözlüğü
Ekonomi Ders Notları
Ekonomi Düşünürleri
Genel Ekonomi Soruları
Özel İstatistik Arşivi
Özel İktisat Konuları
Açık Öğretim İktisat
Ekonomi Kurumları
Kamu Yönetimi
Kamu (Devlet) Maliyesi
Sigortacılık Konuları
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Cumhuriyet Dönemi Türkiye İktisat Tarihi Ders Notları

Cumhuriyet'in kuruluşundan günümüze kadar uzanan dönemi, 24.Ocak. 1980 Ekonomik İstikrar Kararları ekseninde iki ana bölüm halinde incelemek anlamlı ve yeterli görülmekle birlikte bu dönem iktisat politikalarına ilişkin incelemeleri, akademik çevrelerde genelde (gelenek­sel olarak) yapıldığı gibi 7 bölüme ayrılarak incelenmesi uygun bulunmuştur. 

MÜDAHALECİ LİBERAL EKONOMİK POLİTİKALAR DÖNEMİ( 1923-1980) 

Bu dönem, devletin ekonomiye etkin müdahalelerin bulunduğu liberal bir dönemdir. Özel sektör yaratma, özel sektör ile piyasa ekonomisinin güçlendirilmesi ve geliştirilmesi dönemi olarak da nitelendirilebilecek yaklaşık 60 yıllık bu süreçte, ekonomiye zaman zaman etkin devlet müda­haleleri yapılmış ancak, temelde piyasa ekonomisinin ve özel sektörün öncülüğü ve belirleyiciliği, kollanıp geliştirilmeye çalışılmıştır. 

Temelde liberal felsefe çerçeveli bu dönemi, zorunluluklar nedeniyle zaman zaman uygulanan farklı ekonomik felsefe ve sanayileşme poli­tikaları nedeniyle altı alt başlık altında incelemek mümkündür. 

a) 1923 - 1929 Dönemi: 

Bu dönem, Kapitalist Sistemin Oluşturulması Dönemi olarak nite­lendirilebilir (Devletin, ekonomiye sınırlı ve dolaylı müdahaleleri söz konusudur). 

Bilindiği gibi Lozan görüşmeleri 21.Kasım. 1922'de başlamış ve 24.Temmuz.l923'de anlaşma ile sonuçlanmıştır. Bu arada, henüz Cumhuriyet ilan edilmeden ve Lozan görüşmelerinin sürdüğü bir sırada İzmir'de İzmir İktisat Kongresi toplanmıştır (Daha sonra 1981 ve 1992 yıllarında toplanan 2'nci ve 3'üncü Türkiye İktisat Kongreleri de kritik ekonomik dönemeçlerde gerçekleştirilen geniş katılımlı tartışma platform­ları olmuştur). 

Kurtuluş Savaşı'nın zaferle sonuçlanmasından hemen sonra, daha Cumhuriyet ilan edilmeden sanayileşme alanında yapılan ilk önemli hareket,  17.Şubat - 4. Mart. 1923 tarihleri arasında  1135 delegenin katılımıyla İzmir'de toplanmış olan Türkiye İktisat Kongresi'dir. 

Bu Kongre'de ekonomik veriler kıt olduğundan kullanılamamış, gerek teklifler, gerekse kararlar belirli durumlara çözüm getirmeyi amaç edinmemiş, sadece temenni niteliğini taşıyan genel istekler belirlenmiştir. Buna rağmen, Cumhuriyet Türkiyesi'nde sanayileşme alanında atılan ilk adımlar bu Kongrede alınan kararların sonucu olmuştur. Bu nedenle Kongre'nin Türk Sanayi tarihinde ayrı ve önemli bir yeri vardır. Kongrede alınan kararların önemlileri şöylece sıralanabilir:

Hammaddesi yurt içinde yetişen veya yetiştirilebilen sanayi dal­ları kurulmalıdır. 

Yabancı sermayeye karşı çıkılmamalıdır. 

El işçiliğinden ve küçük imalattan süratle büyük fabrikaya ve büyük işletmeye geçilmelidir.

Devlet, yavaş yavaş iktisadi görevleri de olan bir organ haline gelmeli ve özel sektör tarafından kurulamayan teşebbüsler devletçe ele alınmalıdır. 

Sanayicilere kredi vermek üzere bir sanayi bankası kurulmalı, Ziraat Bankası yeniden yapılandırılmalıdır. 

Lüks dışalımdan kaçınılmalıdır. 

Ameleye işçi denilmeli, madenlerde altı saatten fazla ve 18 yaşından küçük işçi çalıştırılmamalıdır.

 Çizilen bu çerçeveye göre, iktisadi hayat özel teşebbüsün liderlik ve hakimiyetinde yürüyecek, Devlet ancak teşvik ve himaye edici, düzenleyi­ci olarak ekonomiye müdahale edecektir. Kamu görevlilerinin temel göre­vi, milli ekonomiye toparlanma imkanı vermek, kendine yeten otarşik bir yoldan sanayileşmek ve kalkınmayı sağlamaktır. Birbiri ile çelişir görünen özel sektör eliyle kalkınma politikası ile otarşik Millileştirme politikası, bu dönemin temel eğilimleridir. 

Kongrede alınan kararların gerçekleşmesi için çalışmalara başlanmış, 1924 yılında İş Bankası ve 1925 yılında Sanayi ve Maadin Bankası kurul­muş, 1927'de Sanayi Teşvik Kanunu çıkarılmıştır. 

- İş Bankası

İş Bankası bir özel sektör kuruluş olarak kurulmuştur. Kurucuları başta Atatürk olmak üzere devrin ileri gelen politikacıları ile bazı tüccar ve sanayicilerdir. İş Bankası'nın en önemli görevi milli kuruluşların kredi ihtiyaçlarını karşılamak, ülkede tasarruf ve mevduatın gelişmesine yardımcı olmaktır.

- Türkiye Sanayi ve Maadin Bankası : 

Sanayin geliştirilmesi konusunda devletin ilk önderliği, 1925 yılında Türkiye Sanayi ve Maadin Bankası Kanunu'nun çıkarılması ile olmuştur. Bu Kanunla Bankanın görevleri :

Osmanlı İmparatorluğu'ndan intikal eden fabrikaları idare etmek, Yeni kurulacak özel kuruluşlara katılmak, Sanayi ve maden işletmelerine kredi vermek, olarak belirlenmiştir. 

Kanunun Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda görüşülmesi sırasındaki genel eğilim, devletin devamlı şekilde işletmeciliğe girişmeme­si gerektiği şeklinde olmuştur. Bu nedenle Banka, devlet tarafından devredilecek tesisleri geçici olarak işletecek, zamanla bunları birer anonim şirket haline getirecek ve hisse senetlerini şahıslara satacaktır. 

1932 yılına kadar faaliyette bulunan Banka, tüm çabalara rağmen ken­disine devredilen devlete ait fabrikaları anonim şirket haline getirip özel sektöre aktaramamıştır.

1932 yılında, Bankanın işletmecilik ve bankacılık fonksiyonlarının ayrılmasına karar verilerek, Devlet Sanayi Ofisi ile Türkiye Sanayi ve Kredi Bankası kurulmuştur. 

- Sanayi Teşvik Kanunu

Bu dönemin ekonomik alandaki en önemli hukuki düzenlemesi, özel sanayi işletmelerine geniş çapta muafiyet ve imtiyazlar veren Teşvik-i Sanayi Kanunu olmuştur. 1913 yılında kabul edilmiş bulunan geçici Kanunun genişletilmiş hali olan bu Kanun, 1942 yılına kadar uygulamada kalmak üzere 1927 yılında yürürlüğe konulmuştur. 

Genel amacı, sermaye birikimini artırmak ve özel girişimcilik eliyle sanayileşmeyi sağlamak olan bu kanunla, sanayiciye;

Fabrika arazisi verme,

Vergi muafiyetleri sağlama,

Taşıma indirimleri,

Üretim primleri (Bakanlar Kurulu Kararı ile sınai kuruluşlara, yıllık imalat değerlerinin %10'una kadar prim verilmesi),

Devlet kurumlarını zorunlu alıcı kılma (İthal malına oranla %10 pahalıda olsa devlet kuruluşlarının ve belediyelerin, yurtiçi üretim kullan­ma zorunlulukları)

gibi teşvikler getirilmiştir. 

İzmir İktisat Kongresi'nin aldığı kararların gerçekleştirilme çabalan devam ederken, reel ekonomi hakkında bilgi edinebilmek için 1927 yılı Aralık ayında Belçikalı bir uzmanın yönetiminde sanayi sayımı yapılmıştır. 

1927 yılında yürürlüğe giren İstatistik Kanunu uyarınca yapılan bu sayım, Cumhuriyet döneminde yapılan ilk sayım olup, 1921 tarihli sayıma oranla çok daha güvenilir bilgileri kapsamaktadır.

 1927 yılında faaliyette bulunan işletmeler ile çalıştırılan işçilerin sanayi dallarına göre dağılımı şöyledir:

Sanayi Sınıfları

İşletme Sayısı

%

İşçi Sayısı

%

istihraç (İmalat) Sanayii

556

0.85

18.932

7.37

Tarım Sanayii

28.439

43.59

110.480

43.01

Dokuma Sanayi

9.353

14.34

48.025

18.70

Kereste ve Mamul Sanayii

7.896

12.10

24.264

9.45

Kağıt ve Karton Sanayii

348

0.53

2.792

1.09

Makine Tamir ve imal Sanayi

14.752

22.61

33,866

13.18

Ebniye (Binalar-Yapılar) İnş.San.

2.877

4.41

12.345

4.81

Kimya Sanayii

687

1.07

3.107

1.21

Elektrik Sanayii

90

0.14

1.350

0.52

Sair Muht. San.

237

0.36

1.694

0.66

Toplam

65.245

100.00

256.855

100.00

 

Görüldüğü gibi, gerek işletme sayısı gerekse işletmelerde çalışan insan sayısı itibariyle tarım ile ilgilenen sanayi grubu ilk sırayı almaktadır. Ayrıca, diğer bir gerçek de, mevcut olan sınai kuruluşların genelde az sayıda işçi istihdam eden küçük atölyelerden ibaret olduğudur. 65.245 işletmeden %35.7'sinde sadece birer kişi çalışmaktadır. 50'den fazla işçi çalıştıran işletme sayısı 321'dir.

Bu nedenle o dönemde el emeğine dayalı bir üretim düzeni mevcuttur ve makineleşme ve modern üretim düzeyi Türkiye için bu dönemde henüz söz konusu değildir. 

- Gümrük Tarife Kanunu

1916 yılında yürürlüğe girmiş olan gümrük tarifesi, 1923 Lozan Anlaşması ile 5 yıl daha uzatılmış ve 1929 yılında Türkiye gümrük bağımsızlığına kavuşmuştur. 

1929 yılında, milli sanayiyi ve üretimi yabancı ülkelerin rekabetinden koruyabilmek için, Cumhuriyet'in ilk yıllarında girişilen sanayileşme çabaları arasında önemli bir yeri olan Gümrük Tarife Kanunu çıkarılmıştır. 

- Devlet Sanayi Ofisi ve Türkiye Sanayi Kredi Bankası

Türkiye Sanayi ve Maadin Bankası 1932 yılında Türkiye Sanayi ve Kredi Bankası'na dönüştürülmüş ve kendisine bağlı olan fabrikalar da yeni kurulan Devlet Sanayi Ofisine bağlanmıştır. Ancak bu kuruluşlar da başarılı olamamışlar ve 1933 tarihinde Sümerbank Kanunu'nun yürürlüğe girmesi ile kapatılmışlardır. 

1923-1929 döneminin en önemli özelliği Devletçilikten mümkün olduğu kadar kaçınılması, ekonomik kalkınma sorununun çözümünün özel sektörde aranmış olmasıdır. 

Bu dönemde, zayıf bir özel sektörün teşvikle kalkınamayacağı gerçeği ortaya çıkmıştır. Sonucun böyle olmasında 1928'de Osmanlı borçlarının ödenmesi ve 1929 yılında başlayan ve 1931 yılına kadar etkili olan dünya ekonomik buhranının da büyük rolü olmuştur. 

Buhran sonucu dünya pazarlarında tahıl ve hammadde fiyatlarının düşmesi Türkiye'nin ihracat gelirlerini azaltmış, sanayileşme ümitlerini kısa bir süre için de olsa kırmış, sanayileşme çabalarının yavaşlamasına ve hatta durmasına neden olmuştur. Ekonomik buhranın zararları özellikle özel sektör üzerinde hissedilmiş, sermaye bakımından tam bir yoklukla karşılaşan özel kesim sanayileşme faaliyetlerini durdurmuş ve mevcut işletmeleri ise güçlükle ayakta tutabilmiştir. 

Bu gelişmeler sonuçta, 1923 İzmir İktisat Kongresi'nden beri uygulan­makta olan sanayileşme politikasının değişmesine, devletin sanayi alanındaki faaliyetlerinin genişlemesine ve sınai kalkınma görevinin devletin omuzlarına yüklenmesine neden olmuştur. 

Devletçilik uygulamasının ilk dönemi sayılan 1930 yılında, müdahaleci yasalar peşpeşe çıkartılmış ve devlet kesimi hızla yayılmıştır. Özel sektör devlet kontrolü altına alınmış, kalkınma devlet sermayesine dayandırılmıştır. 

Yine bu yıllarda ekonomide planlamanın gereği ve önemi giderek hissedilmeye başlanmıştır. 

M.Kemal Atatürk'ün bu dönemdeki (1923-1929) ekonomik görüş ve değerlendirmeleri

• Bir millet sanatsız yaşayamaz. Mazide belki büyük fabrikalar halinde değil, fakat her evde bir tezgah veya birkaç tezgah vardı. Milletimizin gayet ince sanatları vardır. Bunların da hepsi bitti. Çünkü yabancılara ver­ilen imtiyazlar, bu küçük tezgahların yaşamasına mani oluyordu. Yabancı mallarına rekabet etmek ihtimali yoktu. İmtiyazlı ithalat neticesinde sanay­imiz söndü. Bunları da canlandırmak lazımdır. Artık yeni hükümette harici imtiyazlar söz konusu olamaz. Ancak küçük tezgahlarda da umumi ihtiyaçlar temn edilemez. Onun için memlekette fabrikalar tesisine, sanayin gelişmesini kolaylaştırmaya mecburuz. 

Yollarımızı, demiryollarımızı yapmak için, limanlar vücuda getirmek için ne kadar para, ne kadar ihtisas lazımdır ! Bunu biraz düşünmek insanı hüzne ve umutsuzluğa sevk eder. Bununla beraber asla umutsuz olmak lazım gelmez. Biz bu kadar geniş, kıymetli ve sonsuz hazinelere malik olan bu memleketin sahibi oldukça ve milletimiz gayet kıskanç bir surette milli egemenliğini elinde tutarak mukadderatını bizzat idareye devam ettikçe sermaye de, kurumlar da, ihtisas da bulur, her şey bulur !

1923 (Gazi ve İnkilap, Mahmut Soydan, Milliyet Gazetesi, 8.9.1930)

•   Muhtelif meslek sahiplerinin menfaatleri diğerlerine karışmış olduğundan, onları sınıflara ayırmak imkanı yoktur ve bütünü halktan ibarettir. 1923 (Atatürk'ün S.D. II, s.97) 

•  Memleketimizi bugünkü medeniyetin gerektirdiği dereceye bir an evvel eriştirmek için yalnız milletin sermayesi, milletin ilmi ve fenni teşebbüsleri kafi gelmez. Haricin sermayesine, ihtisasına da ihtiyacımız vardır. Bu noktada dar bir milliyetperverlikten çıkıyoruz; biraz daha geniş milliyetperver oluyoruz. Yabancı sermayesinden istifade edeceğiz. 

Ancak benliğimize ve mevcudiyetimize hiçbir zarar vermeksizin haricin sermayesi memleketimize girebilir. Demek ki memlekete yabancı sermayesinin girmesi bir takım kayıtlara, şartlara tabidir.

1923 (Gazi ve İnkilap, Mahmut Soydan, Milliyet Gazetesi, 2-3.2.1930) 

• Ekonomi sahasında düşünürken ve konuşurken zannolunmasın ki, biz yabancı sermayesine karşı bulunuyoruz. Hayır, bizim memleketimiz geniştir. Çok çalışmaya ve sermayeye ihtiyacımız vardır. Bundan ötürü kanunlarımıza saygılı olmak şartı ile yabancı sermayelerine gereken temi­natı vermeye her zaman hazırız ve arzuya değer ki yabancı sermayesi bizim çalışmamıza ve sabit servetimize katılsın.1923 (Atatürk'ün S.D.II, s. 109) 

b) 1930-1939 Dönemi

Bu dönem, Müdahaleci Kapitalizm veya Kapitalist Devletçilik dönemi olarak nitelendirilebilir (Devletin müdahalelerine rağmen özel kesimde ve özellikle ticaret alanında küçümsenemez gelişmeler sağlanmıştır). 

Lozan anlaşmasının dış ticaret politikası bakımından hükümeti kısıtlayıcı hükümlerinin de katkısıyla 1929'a kadar süregelen dış ticaret açığı Türk parasının dış değerinde tedrici bir düşmeye sebep olmuş, 1929 sonunda yeni etkenlerin (Örneğin : Osmanlı dış borçlarının ödenmeye başlaması, uluslar arası ekonomik buhran) de eklenmesiyle bu düşme hızlanmıştır. 

Lozan Antlaşmasının bazı devletlere tanıdığı beşyıl süreli gümrük imtiyazları son bulduğundan, Gümrük Rejimi bağımsız olarak Cumhuriyet hükümetlerince belirlenmeye başlanmış ve artık bu konuda etkili tedbirler alınması mümkün olabilmiştir. 

Bu gelişmelerin etkisi ile, 1930 ve 1931 yıllarında, Türk parasının dış değerini korumak amacıyla ve dış ticaretin denetimiyle ilgili 4 önemli kanun kabul edilmiştir. 

• 20.2.1930 gün ve 1567 sayılı TPKKHK (Türk Parasının Kıymetinin Korunması Hakkında Kanun) 

•  10.6.1930 gün ve 1705 sayılı TTMİMHK (10.6.1930 gün ve 1705 sayılı Ticarette Tahsisin Men'i ve

İhracatın Murakabesi Hakkında Kanun ile bu Kanunda değişiklik yapan ve 1936 yılında yürürlüğe konulan 3018 sayılı Kanun) 

•  22.7.1931 gün ve 1873 sayılı Ticaret Mukavelesi ve Modus Vivendi Akdetmeyen Devletlerden Türkiye'ye Yapılacak İthalata Memnuiyetler veya Tahdit veyahut Takyitler Tatbikine Dair Kanun (Bu kanun Türk Dış Ticaret Politikasının belkemiği olan Miktar sınırlandırmalarının da kaynağıdır.) 

•  Ayrıca, 1930 yılının haziran'ında çıkarılan Merkez Bankası Kanunu, sadece müdahaleci bir iktisat politikasının, para-kredi sorunlarında başvuracağı zorunlu bir araç olmasından değil, Bankanın bir devlet Bankası olarak kurulabilmesi için bazı çevrelere karşı çetin bir mücadele verilmesinden ötürü de ilgi çekicidir. 

Bu dönemde piyasa mekanizmasına müdahaleleri temsil eden Kanunlar da yürürlüğe konulmuştur. Bunlar; 

•   3.7.1932 gün ve 2056 sayılı, Hükümetçe Ziraat Bankasına Mübayaa Ettirilecek Buğday Hakkında Kanun

 

•  8.6.1933 gün ve 2279 sayılı, Ödünç Para Verme İşleri Kanunu 

•  21.10.1935 gün ve 2834 sayılı Tarım Satış Kooperatifleri ve Birlikleri Hakkında Kanun 

•  8.6.1936 gün ve 3003 sayılı Endüstriyel Mamulatın Maliyet ve Satış Fiatlarının Kontrolü veTesbiti Hakkında Kanun (Tüzüğü; 30.3.1940 gün ve 2/13147 noludur) 

Bu dönemde ve 1931 yılında, "Devletçilik" İlkesi CHP Parti Programına girmiştir. 

Kapitalist sistem içinde yer alıp da, sadece sanayi dalını içermekle de yetinse, (sektörel) bir kalkınma planı uygulayan, bu dönemin ilk devleti Türkiye'dir (Yıl: 1934). 

Daha süratli bir kalkınma sağlamak üzere devletin sermaye birikimini, gerekli teknik kadronun yetiştirilmesini ve sanayileşme hareketini üzerine alması, başlıca temel endüstrileri bizzat koruması ve işletmesi, gerektiği inancı bu dönemde hakim olmuştur. 

Yine bu yıllarda ekonomide planlamanın gereği ve önemi hissedilmeye başlanmıştır. Devletin özellikle plan ya da program niteliğindeki araçlarla ekonomiye yön vermeye 1934 yılında başlaması, bu dönemi öncekilerden ayırmaktadır. Planın amacı, hammaddesi memleket içinde üretilen sanayii Türkiye'de kurmaktır. Bunlar arasında dokuma, kağıt, toprak, demir çelik sanayileri, üzerinde özellikle durulan sektörlerdir. Bu dönemde sanayileşme yolunda ilk hareket, Devlet Sanayi Ofisi ve Türkiye Sanayi Kredi Bankası'nın kapatılması ile bunların yerine sınai kalkınmanın motoru olarak ve planın gerçekleştirilmesi için tasarlanan Sümerbank'ın 1933 yılında Kanunla kurulmasıdır. Planın madencilik ve enerji kesimini uygula­mak üzere Etibank kurulmuştur. Maden Tetkik Arama Enstitüsü ile Elektrik İşleri Etüd İdaresi de bu dönemde araştırma işlerini yürütmek amacıyla kurulmuş müesseselerdir. 

Sümerbank'ın Görevleri

Önceden Sanayi ve Maadin Bankası'nın yönetiminde olan kuru­luşları işletmek,

Özel kuruluşlardaki devlet katılımlarını yönetmek,

Kurulmasına karar verilen devletin bütün sanayi kuruluşlarının planlarını hazırlayıp kurmak ve yönetmek,

Sermayesinin izin verdiği ölçüde ülkenin kalkınması için gerekli olan öteki kuruluşlara katılmak,

Her türlü bankacılık hizmetlerini görmek, Teknik elemanların yetiştirilmesine katkıda bulunmak, olarak belirlenmiştir. 

- Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı

Devletin Cumhuriyet döneminde bir program dahilinde sanayileşme girişimi ilk olarak 1931 yılında hazırlanıp 1934 yılında uygulanmasına başlanılan Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı'yla olmuştur.

Birinci Sanayi Planı, bugünkü anlamda bir plan olmaktan çok, beş yıllık bir süre içinde sektörel alanlara ne tür yatırım yapılacağını ve bu yatırımlar­la ilgili çeşitli ekonomik hesaplamaları kapsayan bir program niteliğindedir. Planda yabancı kaynaklardan da yararlanılması yoluna gidil­miştir.

Birinci Plan döneminde, dokuma, maden (özellikle demir), kağıt, seramik, cam, kimya gibi sanayi dallarında önemli yatırımlara gidilerek 20 kadar fabrika kurulması mümkün olmuştur. Şeker sanayi hızlı bir gelişme halinde olduğu için plan çerçevesi dışında bırakılmıştır. 

Bu dönemde kurulan Fabrikalar şunlardır: 

Kimya sanayii dalında: Suni ipek (Gemlik), Gülyağı (İsparta), Kibrit asidi (İzmit)

Toprak sanayii dalında: Seramik (Zonguldak), Şişe ve Cam (Paşabahçe)

Demir Sanayi dalında : Demir Çelik İşletmeleri (Karabük)

Kağıt ve Selüloz dalında : (İzmit)

Tekstil sanayi dalında : (Merinos-Bursa, Bakırköy, Kayseri, Ereğli, Nazilli, Malatya, İğdır)

Kükürt sanayi dalında : (Keçiborlu)

Süngercilik dalında: (Bodrum)

Kendir Sanayi dalında : (Kastamonu)

 

Yatırımların dış finansmanı, Sovyetler Birliği, Almanya ve İngiltere'den sağlanmıştır. 

Bu dönem, sürekli bir sanayileşme ve inşa dönemidir. Devletin fabrika kurmak ve işletmek suretiyle ekonomik hayata aktif bir şekilde müdahale etmesi ekonomimizde ilk kalkışı sağlamıştır.

Bu dönemde, imalat sanayinde katma değer yaklaşık üç misli artmış, şeker ve çimento sanayinin kurulması ile ekonomi iki önemli ürüne kavuşmuştur. 1923 yılında Nuri Şeker öncülüğünde yapımına başlanan Uşak Şeker Fabrikası, Cumhuriyet döneminin ilk fabrikası ve yöresel özel teşebbüsün başarıya ulaşan ilk ciddi örneğini oluşturmuştur. 

Ayrıca yine bu dönemde, demiryolları başta olmak üzere hemen hemen tüm kamu malı ve hizmet üreten yabancı şirketler satın alınmış, reorganize edilerek yatırımlarla desteklenmiştir. 

- İkinci Beş Yıllık Sanayi Planı

Birinci Sanayi Planı'nın uygulanmasında elde edilen başarı, daha plan döneminin sonuna varmadan 1936 yılında İkinci Beş Yıllık Sanayi Planı'nın hazırlanmasına yol açmıştır. 

Bu planda öncekinin aksine, yatırım mallan üretimine öncelik verilmiştir. Özel girişime yer verilmemiş ancak gerçekleştirilecek yatırımlarla özel kesimin gelişiminin de sağlanacağı uygun koşulların yaratılması amaçlanmıştır. 

Bu Plan çerçevesinde madencilik, taş kömürü, bölge elektrik santral­leri, yakacak sanayi, toprak sanayi, gıda sanayi, kimya sanayi, makine sanayi ve denizcilik olmak üzere 9 sanayi dalında 100'den fazla fabrikanın kurulması hedef olarak alınmıştır. Plan ihracata yönelmeyi de hedef olarak belirlemiş ve bu amaçla ihracat sanayinin de kurulmasını öngörmüştür. 

Tüm bu gelişmelere rağmen, bu dönemin genel değerlendirilmesi yapıldığında, büyük yatırımların gerçekleştirilmesine karşın, ağır sanayin kurulamadığı, gelişmemiş tarım ekonomisi niteliğinin sürdüğü görülmek­tedir. 

1936 yılında hazırlanan 1939-1943 yılları arasında uygulanması gereken İkinci Beş Yıllık Sanayi Planı daha çok, enerji ve madenciliği esas almış, ancak uygulanmasına, İkinci Dünya Savaşı nedeniyle 1939 yılında başlanılamamıştır.

 

 

Anasayfa - İktisat - Makale - Ekonomi - Borsa - İstatistik - Türkiye Ekonomisi - Ekonomi Sözlüğü - Türküler

Since 2005