Türkiye Ekonomisi
Dünya Ekonomisi
Osmanlı Ekonomisi
Finansal Ekonomi
İşletme Ekonomisi
Hizmet Ekonomisi
Kalkınma Ekonomisi
Tarım Ekonomisi
Borsa ve Yatırım
Ekonomi Sözlüğü
Ekonomi Ders Notları
Ekonomi Düşünürleri
Genel Ekonomi Soruları
Özel İstatistik Arşivi
Özel İktisat Konuları
Açık Öğretim İktisat
Ekonomi Kurumları
Kamu Yönetimi
Kamu (Devlet) Maliyesi
Sigortacılık Konuları
Türkiye İktisat Tarihi
Yeraltı Ekonomisi

Kredi Kartı Piyasası

Gelişmekte Olan Ülkeler

Finansal Piyasalar

Kent Ekonomisi

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Toprak Reformu Şart 

Toprak, insanoğlunun yaratılışındaki en büyük sır. Bu ne­denle, insanoğlu toprağa tarşı büyük bir sevgi beslemiş. Topra­ğı bir yar bilmiş, sevmiş. Toprağı bir ana bilmiş, saymış. Topra­ğı bir vatan bilmiş, uğruna çekinmeden canını feda etmiş. 

"Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır. Toprak, eğer uğruna ölen varsa vatandır." 

Mısraları ile toprağın gerçek önemini ve değerini ortaya koymuş, Türk insanı.

Toprak, Osmanlı döneminde çok kutsal sayılmış. Bu sebeble, uğruna nice canlar gitmiş, nice kanlar akmış. Canla, kan­la kazanılan topraklar, Osmanlı'nın namusu ve şerefi olmuş.

Osmanlı'nın toprak üzerindeki hassasiyetinden dolayı, toprağın mülkiyeti ve işlenmesinde padişahlar, baş yönlendirici olmuşlar. Osmanlı'da toprak padişahın mülkü sayılmış. Onun adına Osmanlı insanı toprağı işlemiş. İşlemeyi ihmâl edince, toprak elinden alınmış ve işleyene verilmiş. Böylece, toprak hiç bir zaman parçalanmamış ve aynı zamanda nadasa bırakılma­mış. 

Öte yandan Osmanlı döneminde, toprak devletin mülkü sayıldığından, devletin izni olmadan satılamıyordu. Nitekim Tarih kitapları, Yahudilerin Osmanlı padişahına gelerek Filis­tin'de toprak satın almak istedikleri ve büyük bir tepkiyle karşı­laştıklarını yazar. Ne var ki, Osmanlı'nın zayıflaması ile birlik­te, Filistin ülkesinde toprak satışları başlar. 

Filistin topraklarında, yahudi varlığı 1895'li yıllara kadar iner. Ancak o yıllarda yahudi varlığı çok azdı ve yahudilerin sahip oldukları topraklar, Filistini'in ancak % 0,5'ini oluşturuyor­du. Bu yıllardan itibaren arazi dağılımı ve nüfus varlığında, sü­rekli olarak yahudilerin lehinde gelişmeler görülmüştür. Filistin ülkesinde yahudi nüfusun sahip olduğu toprak oranı, 1919'da % 2,5, 1939'da % 5,6'ya, 1946'da % 6,6'ya yükselmiştir. So­nuç malum, 1948'de İsrail Devleti'nin kuruluşu. Yani bir bakı­ma İsrail devleti kurulmadan önce, Filistin ülkesi ü erinde, yahudi toplumu, arap halkından önemli miktarda toprak satın alıyor. Şayet Filistin topraklan üzerinde, Osmanlı hakimi­yeti devam etseydi, Yahudi toplumu toprak edinemiyecek ve bugün İsrail devleti kurulmamış olacaktı. 

Osmanlı döneminden Cumhuriyet dönemine geçişte, top­rak mülkiyet sisteminde önemli değişiklikler olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti'nde, toprak Türk insanının özel mülkiyeti kabul edilmiş, alımı, satımı, kiraya verilmesi, işlenmesi ve el değiştir­mesi gibi haklar tümüyle sahip olduğu insana bırakılmıştır. Ay­rıca kişinin ölümünden sonra sahip olduğu topraklar, çocukları arasında eşit dağılım ilkesi içinde miras yolu ile el değiştirmeye başlanmıştır. 

Gerçi Cumhuriyet döneminde, Türkiye'de tarım arazileri­nin oranı yıl geçtikçe artmıştır. Örneğin Türkiye toplam yüzöl­çümünün, 1950'de % 19,5'u (15,9 milyon hektar) tarım arazisi iken, bu oran 1990'da %34'e (27,8 milyon hektar) yükselmiştir. Ancak, 1950'li yıllardan itibaren kırsal kesimden şehirlere olan hızlı göç hareketi sonucunda, tarım arazilerinde nadasa bırakma oranı bir hayli artmıştır İlk yıllarda belirli aralıklarla nadasa bı­rakılan tarım arazileri, sahiplerinin daimî olarak şehirlere yer-eşmeleri ve köylerine geri dönmemeleri sonucunda geçici na­dasa bırakılan araziler, artık bir daha işlenmemek üzere dâimi nadasa bırakılmışlardır. Buna rağmen bu araziler, hala önceki sahiplerinin özel mülkiyeti sayılmaktadırlar. 

Yaklaşık 70 yıllık cumhuriyet dönemi içinde, tarım alan-arındaki parsellerde önemli ölçüde parçalanma ve küçülme özlenmiştir. Çünkü arazi mülkiyeti miras yolu ile el değiştir­mektedir. Bir kişinin ölümü halinde sahip olduğu araziler, çolan arasında eşit şekilde paylaşılmaktadır. Ülkemizin toprak malıdır. Turistin amacı, merak, araştırma, dinlenme, eğlenme, spor yapma, tedavi olma gibi çalışmanın dışındaki eylemlere yöneliktir. 

Turist eğer kendi yaşamış olduğu ülke içinde, yukardaki amaca yönelik bir gezi yaparsa iç turist, yabancı bir ülkeye ya­parsa dış turist yada yabancı turist adı verilir. Diğer bir ifadey­le, ülke içindeki gezi amaçlı seyahatlere iç turizm, ülkeler yada kıtalar arası seyahatlere dış turizm denmektedir. 

Turizmin Türkiye'de iktisadi yapılanmada, sanki bir can simidi gibi sunulması, Türk halkınının bütün dikkatlerini bu yö­ne çevrilmesine sebeb olmuştur. Öyle ki, en küçük yerleşme bi­rimlerimizde bile; yaz mevsimlerinde " Turist döviz getirir." "Turiste iyi davranalım." gibi pankartlar asılmaya başlanmıştır. Ancak Türk halkı, turizm ve turist kavramları üzerinde yeterin­ce bilgilendirilmemiştir. Öte yandan Türk yetkilileri, turisti bir döviz bankası ya da ekonominin baş kurtarıcısı olarak gördüğünden, Türk halkı da; turisti yolunacak bir kaz gibi gör­meye başlamış ve her turist gördüğünde gözü turistin cebinde olmuştur. Turizm bilgisinden yoksun ve kısa yoldan köşeyi dönmek isteyen çoğu uyanıklar, turizm beldelerine üşüşmüşler ve plansız, programsız bir hizmet sektörü gelişivermiştir. 

Türk devletinin önceden hazırlanmış bir turizm politikası olmadığından, herhangi bir yaptırım gücü olmamıştır. Kanun­suz ve nizamsız gelişmeye çalışan turizm, adeta kendi kaderine bırakılmıştır. Yanlış uygulanan turizm politikası. Türk halkı­nın; turizm ve turisten beklentilerini tam anlamı ile netleştirememiştir. Gerek turizm politikasının yanlış uygulanışı ve ge­rekse ülkeye gelen turistlerin kanun ve sınır tanımaz davranışla­rı, Türk halkını çileden çıkarmaktadır. Türk halkı, tarihten ge­len misafirperverliğini bir tarafa bırakıp, turizme ve turiste boy­kot etme noktasına gelmiştir. Bu ülke kalkınması için son dere­ce sıkıntılı ve üzücü bir gelişmedir. Bu sorunun acilen çözüm­lenmesi gerekmektedir. Bunun için de, öncelikle Türk halkının turizm ve turist değerlendirmesini iyice araştırmalı ve halkın önerileri dikkate alınmalıdır. 

Türk halkı, turizmden ne bekliyor? Ne umdu? Ne buldu? Umduğunun ne kadarını bulabildi? Tüm bu soruların cevabları pek olumlu olmasa gerek. Türk halkı, turizmden para kazanma­yı düşledi. Ancak gelen turistlerin bir bölümü, aksine ülkeden bol miktarda döviz götürdü. Türk halkı, gelen turistlere kültürü­nü aktarmayı düşledi. Aksine gelen turistler, Anadolu insanına yabancı kültürü aşıladı. Ve böylece bugün Türk insanı kültür yozlaşmasına doğru gidiverdi. Kültür yozlaşmasının son nokta­sına gelen insanlar, turisti sadece para olarak görmeye başladı. Turist para getirsin de, ne bırakırsa bıraksın düşüncesi sahip ol­dular. Sonuçta kaybeden yine Anadolu insanı oldu. 

Türk insanında görülen ve hızla devam eden yozlaşma ha­reketi, ülkeyi batağa doğru sürüklemektedir. Türk insanını ve ülkesini, bu bataktan kurtarmak gerek. Bunun için de, ciddi bir devlet politikası uygulanması şart. Bunun için de, önce Türk halkını turizm konusunda eğitmek gerekiyor. Öte yandan dev­let olarak; kültür ve kültür kuruluşlarını pazarlama yollarını araştırmak ve uygulamak mecburiyetindeyiz. Bunun için de, Kültür ve Turizm bakanlıklarını harekete geçirmeliyiz. Toplum olarak, turisti sadece parası için değil, insani değer olarak ele alan toplumsal bir şuura erişmeliyiz. Kısacası toplum ve devlet olarak; turiste karşı, öz kültürümüzü yozlaştırmadan, insanca ve dostça davranmalıyız. Turistlerden de, kültürümüze saygılı ol­masını istemeliyiz. 

 

 

Anasayfa - İktisat - Makale - Ekonomi - Borsa - İstatistik - Türkiye Ekonomisi - Ekonomi Sözlüğü

Since 2005