Türkiye Ekonomisi
Dünya Ekonomisi
Osmanlı Ekonomisi
Finansal Ekonomi
İşletme Ekonomisi
Hizmet Ekonomisi
Kalkınma Ekonomisi
Tarım Ekonomisi
Borsa ve Yatırım
Ekonomi Sözlüğü
Ekonomi Ders Notları
Ekonomi Düşünürleri
Genel Ekonomi Soruları
Özel İstatistik Arşivi
Özel İktisat Konuları
Açık Öğretim İktisat
Ekonomi Kurumları
Kamu Yönetimi
Kamu (Devlet) Maliyesi
Sigortacılık Konuları
Türkiye İktisat Tarihi
Yeraltı Ekonomisi

Kredi Kartı Piyasası

Gelişmekte Olan Ülkeler

Finansal Piyasalar

Kent Ekonomisi

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Türkiye – Suriye İlişkileri 

Türkiye ve Suriye; Eski Kara Kütleleri'nin tam kesişme noktasında yeralan iki komşu ülke. Aralarında 877 km.lik bir kara sınırı bulunmakta. Bu sınır, Türkiye'nin aynı zamanda en uzun ülke kara sınırını oluşturuyor.

19.yüzyıl Osmanlı döneminden günümüze kadar, Türki­ye'nin gündeminden düşmeyen Suriye; özellikle 1946 yılında Suriye'nin bağımsızlığına kavuşmasından itibaren "Komşu komşunun külüne muhtaçtır." özdeyişinin özüyle hiç bağdaşmayan bir tutum sergilemiş ve bu tutumunu bugün de devam ettirmektedir. 

Bir avuç azınlığın yönettiği Suriye, aslında bir İslam ülke­sidir. Türkiye'de bir İslam ülkesi olduğuna göre, Suriye ile olan ilişkileri gayet iyi olması gerekirken, aksine sürekli yapay so­runlarla iki ülke arası sürekli gergin tutulmaya özen gösterili­yor. Sanki bu gerginliğin sürekli ve şiddetli kalması için, birile­ri daima ateşi körüklüyor. 

Oysa bu iki ülkenin insanları aynı dine mensup insanlar. Aslında iki ülkenin halkları birbirlerine dost ve kardeş gözüyle bakıyorlar. Yaşlı bir suriye insanını, eğer Osmanlı'dan bahse­derseniz, hemen gözleri buğulanıveriyor. Gerçeği görebilen Su­riyeli ilim adamları, Suriye'nin bugün içinde bulunduğu kaosu ve çektikleri sıkıntıları, hep geçmişte Osmanlı'ya yapılan iha­netin bedeli olarak görüyorlar. 

Suriye ile Türkiye arasında, bugün uluslararası platform­larda görece hiçbir sorunu bulunmamaktadır. Ancak Suriye yö­netiminin yersiz ve yanlı tutumları ile, ille de bir sorun ortaya atılıyor. Suriye'nin kuruluşundan bugüne, Suriye gündeminden düşmeyen Hatay Sorunu ve bugünlerde bir yenisi eklenen Su Sorunu. Aslında iddia edilen bu iki sorun üzerinde, Suriye yet­kilileri haksız olduklarını kendileri de biliyorlar. Ancak bugün­kü mevcut diktatörlük rejimini koruyabilmek için, halkın dik­katlerini başka yönlere kaydırma yöntemi olarak bu sorunları öne sürekli gündemde tutuyorlar. 

Burada hemen şu sorular akla geliyor. Acaba Suriye, Tür­kiye'ye saldırabilir mi? Türkiye ile Suriye arasında bir savaş çı­kar mı? Eğer savaş olursa, nasıl sonuçlanır? İşte tüm bu sorula­rın cevabını net olarak verebilmek için, her iki ülkeyi karşılaş­tırmak ve aralarındaki yapay sorunları irdelemek ve güç denge­lerini ortaya koymak gerekiyor. 

Konum Açısından Türkiye ve Suriye

Türkiye ve Suriye, ikisi de bir Ortadoğu ülkesi. Ancak pek fazla zengin petrol rezervleri olmadığından, bu iki ülke;Petrol Ortadoğu'sundan ayrı tutuluyor. 

Türkiye, Asya kıtasının güneybatı ucunda, Anadolu yarı­madası üzerinde yeralır. Topraklarının bir bölümü, Avrupa'nın güneydoğusunda yeraian Balkan yarımadasının bir kısmını oluşturan Trakya'da bulunur. Bu yönüyle, Türkiye hem Asya ve hem de Avrupa ülkesidir. 

Matematik konum olarak Türkiye, yaklaşık 26a-452 doğu boylamları ile 36-42 kuzey enlemleri arasında yeralır. Doğu­dan batıya 76 dakikalık bir zaman farkı vardır. Yüzölçümü 814.578 Km2.dir.

Ortadoğu'da bağımsız bir ülke olan Suriye'nin resmi adı, "el-Cumhûriyetü'l-Arabiyetu s-Suriye" yani Suriye Arap Cumhuriyeti' dir .Suriye, Akdeniz'in doğu kıyı şeridinde yera­lır. Doğudan Irak, güneyden Ürdün, güneybatıdan İsrail, batı­dan Lübnan ve Akdeniz, kuzeyden ise Türkiye ile sınırı vardır. Yüzölçümü 185.180 km2.kadardır. 

Türkiye ve Suriye, hem karadan ve hem de Akdeniz li­manları ile denizden bağlantılıdır. Öte yandan, Türkiye açısın­dan kutsal topraklara (Mekke ve Medine) ulaşan karayolu gü­zergahının Suriye topraklarından geçmesi, bu iki ülkeyi birbiri­ne yaklaştırmaktadır.Öte yandan, Suriye'nin Avrupa ülkelerine olan kara bağlantısı da, Türkiye üzerinden gerçekleşebili­yor. Yani Türkiye, Suriye'nin Avrupa'ya açılan bir penceresi. 

Türkiye ve Suriye'yi yüzölçümü itibariyle karşılaştırılırsa, Türkiye; Suriye'nin yaklaşık 4,5 katı kadar büyük. 

Doğal Şartlar Açısından Suriye ve Türkiye 

Türkiye'nin yeryüzü şekilleri, çok engebeli ve dağlıktır. Bu özelliğini, üçüncü zamanda Doğu Avrupa Platformu ile Af­rika ve Arabistan platformlarının birbirine yaklaşmaları sonu­cunda kazanmıştır. Bu nedenle, Türkiye'de dağlar, doğu-batı doğrultusunda, sıralar halinde uzanır. Kuzeyde Karadeniz, gü­neyde Toros dağlan yeralır. Bu dağlar, Avrupa'daki Alpler ile Asya'daki Himalayalar'ı birbirine bağlar. Ülkenin orta kesimin­de nisbeten yüksek ve kapalı bir havza bulunur. Burada Konya ovası vardır. Doğu Anadolu bölgesinde ise oldukça yüksek pla­tolar yeralır. Ülkenin ortalama yükseltisi 1132 m. kadardır. Bu yükseltisi ile kıtaların en yücesi olan Asya (1010 m.)' dan bile yüksektir. 

Toros dağlan, Anadolu'ya çok fazla Sami ırkının nüfuz etmesini önlemiştir. Bunun aksine ters yöndeki hareketi yani Türkler'in Suriye'ye doğru nüfuzunu engelleyememiştir. 

İsrail'den Türkiye'ye dek, kıyı boyunca uzanan Anti-Lübnan dağlan, Suriye'nin batısında yeıalan dağlık bir kuşaktır. Bu dağlar, kıyıya paraleldir. Golan tepelerini de içine alan Cebel-Druz güneyde yeralır. Güneydoğu bölgesi ise boş ve kurak bir plato görünümündedir.Ülkenin büyük bir bölümünü çöller oluş­turur. Kısacası Suriye, Akdeniz kıyıları, kırık hat, dağ silsileleri ve çöller tamamen tezatlık oluşturur. 

Türkiye'nin Güneydoğu Bölgesi'ndeki platolar ve düzlük alanlar, suriye topraklarında da devam ederler. Yani iki ülke arasındaki bu sınır doğal olmayıp, tamamen siyasi bir sınırı oluşturmaktadır.

Türkiye, orta kuşakta yeralmakta ve üç tarafı denizlerle çevrili bulunmaktadır. Konum itibariyle ülke, Akdeniz iklim alanı içindedir. Sözkonusu bu iklimin özelliği kışları ılık ve ya­ğışlı, yazları sıcak ve kuraktır. Bu iklim şartları tam olarak Ak­deniz ve Ege bölgelerinde görülmektedir. Yükselti, enlem ve yeryüzü şekilleri iklimi etkilemekte ve ülkenin her tarafında Akdeniz iklimi görülmemektedir. İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde step iklimi, Doğu Anadolu'da şiddetli ka­rasal iklimi, Karadeniz bölgesinde ise ılıman okyanus iklimi hüküm sürmektedir. Marmara bölgesinde ise, Akdeniz, Step ve ılıman okyanus iklimleri arasında bir geçiş iklimi şartları yaşa­nır. 

Oysa Suriye'nin iklimi oldukça kurak ve sıcaktır. İkilimin olumsuzluğu Suriye insanı ve tarımı üzerinde büyük etkisini gösterir.İklim bakımından Türkiye, Suriye'den daha elverişli şartlara sahiptir.

Gerek Türkiye'de ve gerekse Suriye'de; toprak ve bitki örtüsü özellikleri, yeryüzü şekilleri ve iklim ile sıkı bir bağlan­tısı vardır. Türkiye'nin Akdeniz bölgesinde, Tena Rosa'lar üze­rinde maki formasyonu gelişmiştir. Toros dağlarında Kızılcam ve Karaçam ormanları yeralır. Ancak bu ormanlar, tarla açma ve yangınlar nedeniyle gün geçtikçe azalmaktadır. İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu'da step toprakları üzerinde, step (boz­kır) bitkileri örtüsü gelişmiştir. Genelde ilkbaharda yeşerip, yaz sonu kuruyan bu otsu bitkiler, haziran ayında çiçeklenmekte ve bölge rengarenk bir görünüm kazanmaktadır. Doğu Anadolu'da ise, Yüksek dağ çayırları hakimdir. Karadeniz bölgesine geçi­lince gür bir orman örtüsü vardır. Daha ziyade, kayın, gürgen, kestane, kızılağaç, ladin ve köknarın yaygın olduğu nemcil or­manlar yetişmektedir. Marmara bölgesi iklimde olduğu gibi ge­çiş tipi bir bitki örtüsü özelliği taşır. Ergene havzasında step, Güney Marmara'da maki, kuzey ve doğu Marmara'da Karade­niz'in etkisiyle orman hakimdir. Oysa Suriye'nin Anti Lübnan dağlarının Akdeniz'e bakan yamaçlarının çok az bir bölümü ha­riç, diğer bölgeleri bitki örtüsü bakımından oldukça fakirdir. 

Ülkenin büyük bir bölümünü oluşturan Suriye Çölü, bitki örtü­sü bakımından çok fakir bölgeleri teşkil eder. Kısacası; Türki­ye'nin zengin orman rezervleri varken, Suriye bu kaynaklardan yoksundur.

Akarsular ve göller bakımından Türkiye, bölge ülkeleri arasında en zenginidir. Başlıca önemli akarsularını; Fırat, Dic­le, Kızılırmak, Yeşilırmak, Çoruh, Sakarya, Büyük Menderes, Küçük Menderes, Gediz, Susurluk, Seyhan, Ceyhan ve Göksu oluşturur. Bu akarsular üzerinde birçok baraj yapılmıştır. Fırat nehri üzerinde kurulan Atatürk (817 Km2.) ve Keban (675 Km2.) baraj gölleri, Van (3713 Km2.) ve Tuz (1500 Km2.) gö­lünden sonra üçüncü ve dördüncü sırada yeralırlar. Van, Tuz, Beyşehir (656 Km2.), Eğirdir (486 Km2.), İznik (298 Km2.), Burdur (200 Km2.), Manyas, Acıgöl, Ulubat, Çıldır ve Hazar başlıca doğal göllerdir. 

Fırat nehri, Türkiye topraklarını terkettikten sonra, Suri­ye topraklarına girer. Nehir, Suriye toprakları içersinde kuzey-batı-güneydoğu doğrultusunda akar. Ebu Kemal şehri yakınla­rında, ülke topraklarını terkederek, Irak topraklarına girer. Suri­ye'de, nehir üzerinde Tebke Barajı bulunmaktadır. Öte yandan, Lübnan toprakları içinden kaynağını alan Asi ırmağı, Suri­ye'nin batısında güney-kuzey doğruytusunda akarak, kuzeyde Türkiye topraklarına girer. Amik Ovası'nı sulayarak Akdeniz'e dökülür. Dolaysıyla, akarsular bakımından Türkiye ve Suriye birbirine bağlantılıdır. 

Tarih İçinde Türkiye ve Suriye 

Coğrafî anlamda mekân adı olarak "Türkiye" kelimesi, ilk defa Bizans kaynaklarında kullanılmıştır, ö.yüzyılda, Bi­zanslılar; Orta Asya'ya "Türkiye" adını vermişlerdir. Büyük Türk göçleriyle birlikte, Türkiye sınırları hayli genişlemiştir. 10. yüzyıla gelindiğinde, İdil (Volga) ırmağından Orta Asya'ya kadar olan geniş topraklar, Türklerin yaşadığı bölgeler olmuş-tur.Bu nedenle bu bölgeler de, Türkiye sınırları içine alınmıştır. İdil (Volga) ırmağının batısında kalan bölüme "Batı Türkiye"; doğusunda kalan tapraklara da "Doğu Türkiye" denilmiştir. 13. yüzyılda Mısır ve Suriye topraklarında Türk Devleti kurulunca , Türkiye sınırları içine Mısır ve Suriye de ilave edilmiştir. 1071 Malazgirt Zaferinden sonra, Anadolu Yarımadası da Türkiye sı­nırları içine girmeye başlamıştır. Ve nihayet Selçuklu ve "Os­manlı İmparatorlukları zamanlarında, Türkiye sınırları hayli ge­nişlemiştir. 20. yüzyıl başlarında, Birinci Dünya Savaşı sonun­da, Osmanlı İmparatorluğu'nun Anadolu yarımadası toprakları üzerinde yeni bir Türk devleti kurulmuş; ve adına "Türkiye Cumhuriyeti" denmiştir. 

Üç kıtanın buluştuğu bir noktada yeralması nedeniyle Su­riye'nin yaklaşık M.O 2500 yılından beri çok önemli stratejik bir konumu olmuştur. Değişik yönetimlerden sonra M.S. 630Tarda Müslümanların eline geçti. 1401'de bölge şehirleri, Moğollar tarafından yağma edildi ve 1516'dan sonra 400 yıl boyunca Osmanlı yönetiminde kaldı. Birinci Dünya Sava-şı'ndan sonra,Nisan 1920'de, San Remo konferansında, Fransız Milletler Topluluğu'nun mandasına (A Tipi Mandalık) girdi. 1941'de ülkede cumhuriyet ilan edildi. 1944 yılında da tam ba­ğımsızlığına kavuştu. Fransa'nın ülkeden çekilmesiyle birlikte darbeler dönemi başladı ve 20 yılda tam 6 büyük darbe geçirdi. 1958-61 arasında, kısa bir süre için Birleşik Arap Cumhuriyeti içinde, Mısır ile birleşti. 1963'de tek siyasal parti olan Baas Partisi yönetimi ele geçirdi. En son darbeyi yapan Albay Salih el-Cedid (1966), 1970'de devlet başkanlığını Hafız Esed'e devretti. 1970'en bugüne 24 yıldır , ülkeyi Esed yönetmektedir. 1967 Arap-İsrail savaşında, Suriye İsrail'e gereken önemi ver­mediğinden stratejik değeri olan Golan tepelerini kaybetti. 1975-76 Suriye-Lübnan Savaşı diğer Arap ülkelerini Suri-ye'den uzaklaştırdı. 

Ülke, 12 Mart 1973 tarihli anayasa ile yönetilmektedir. Yönetim, nüfusun % 11'ini oluşturan Nusayrîlerin elindedir. Yönetimde açıkça sosyalist Baas Partisi'nin etkinliği görülür. 1973 anayasasına göre ana gücü başkanın elinde bulundurduğu 186 üyeli bir halk meclisi vardır. Silahlı kuvvetler, istihbarat, eğitim ve birçok devlet kuruluşunda, Nusayrîler görev yapmaktadırlar. Parlemanto, Baas Partisi'nin güdümündedir. Daha doğrusu Suriye denilince akla; "Nusayrîler-Baas Partisi-Esed" üçgeni gelir. Ülke'de resmi din islamiyet ve hristiy anlık, resmi dil ise Arapça'dır. 

Tarih içinde, Anadolu ile Suriye arasında sıkı ilişkilerin olduğu görülür. Hititlilerin Suriye ve Mısır halkları ile ilişkileri­nin olduğu kaydedilir. Şam-Halep-Konya-İstanbul hattı, aynı zamanda önemli bir kültür alışveriş hattını oluşturmuştur. 

Türkler'in Suriye topraklarına ilk kez yerleşmeleri, 1243 tarihinde olmuştur. Anadolu selçuklu Ordusu, 1243 tarihinde Kösedağ savaşında Moğollara yenilince, Anadolu Türkmen boyları, Memlûk Sultanlığına bağlı Suriye'ye göçederek yerleş­mişlerdir. Daha sonra Sultan Baybars zamanında, 40.000 kişi­lik Türkmen topluluğu Halep bölgesine gelerek yerleşmişlerdir. Yavuz Sultan Selim'in 1516'da gerçekleştirdiği Mısır Sefe-ri'nin ardından , tüm Suriye toprakları, Osmanlı Hakimiyetine girmiştir. Sözkonusu bu hakimiyet 1918 yılına kadar, tam 402 yıl boyunca devam etmiştir.Yani yakın tarihin büyük bir bölü­münde, Suriye bir Türk Yurdu olmuştur. 

Nüfus Dengeleri Bakımından Suriye ve Türkiye 

Türkiye, nüfus bakımından hızla artan bir ülkedir. 1927 Genel Nüfus Sayımı sonuçlarına göre, ülkede 13,6 milyon in­san yaşamaktayken, 1990'da bu nüfus 56,4 milyona yükselmiş­tir. Matematik nüfus yoğunluğu 1990'da Km2.ye 73 kişi düş­mektedir. Yine 1990 sayımına göre nüfusunun % 47'sini 0-19 yaş grubu yani çocuk nüfus oluşturmaktadır. % 21'ini 20-34, % 27'sini 35-64 ve % 5'ini ise 65 ve daha yukarısı yaştakiler teşkil eder. Diğer bir ifadeyle ülkenin % 68'i çocuk ve gençlerden meydana gelir. Ülke toplam nüfusunun (1990), % 41'i kır, % 59'u şehir yerleşmelerinde yaşamaktadır. Türkiye'nin en büyük şehri İstanbul'un nüfusu 7 milyona yaklaşmıştır. İstanbul aynı zamanda Türk Dünyası'nın en kalabalık şehridir. Avrupa ile Asya'nın birleştiği dar bir boğazın her iki yakasında kurulmuş olan İstanbul, aynı zamanda kıtalararası bir şehirdir. Başkent Ankara ise, ülkenin ikinci kalabalık şehridir (2,5 milyon). 

Türkiye'nin eğitim ve öğretim durumu yıl geçtikçe iyileş­mektedir. Nüfus arttıkça okul sayısı hızlı bir şekilde artış gös­termektedir. Buna rağmen okulu ya da öğretmeni olmayan köy bulunmaktadır. 1989 - 90 öğretim yılında, 51.170 adet ilkokul, 7.185 adet ortaokul, 2.542 adet meslek ve Öğretmen Lisesi ve 387 adet yüksek okul vardı. Aynı yılda yaklaşık 6,8 milyon il­kokul, 2,8 milyon ortaokul, 830 bin meslek ve 644 bin ise yük­sek öğretimde olmak üzere toplam öğrenci sayısı 11,1 milyonu buluyordu, öğretmen sayısı ise 415.925 idi. Diğer bir ifadeyle ülke nüfusunun %20'ye yakını eğitim ve öğretim görmektedir. Kuşkusuz bu durum, ülkenin çok genç bir nüfus yapısı olduğu­nu gösterir. 

Türkiye'de kır yerleşmelerinden geçici yerleşme şekilleri oldukça fazladır. Bunlardan bazıları; Yayla, Kom, Oba, Mezra, Pey, Banı, Bağ ve bahçe evleridir. Mahalle en küçük idari bi­rimdir. Ülkede, 36 bini aşkın köy yerleşmesi vardır. İl yönetimi bakımından 76 il'e ayrılmıştır. İzmir, Adana, Bursa, Konya, Es­kişehir, Samsun, Trabzon, Diyarbakır, Erzurum diğer önemli şehirlerdir. 

Suriye'nin nüfusu 1976'da 7.585.000 dolayında iken, 1990'da 12.116.000'e ulaşmıştır. Önemli kentleri; başkent Şam (1.361.000), Halep (1.308.000), Humus (464.000), Laz-kiye (258.000) ve Hama (214.000)'dır.

Bugün yaklaşık olarak 12,2 milyon kişi olan nüfusun yarı­sı şehirlerde oturmaktadır. Halkın eğitim seviyesi ise, oldukça düşüktür. Okuma-yazma bilmeyenlerin oranı % 32'yi aşmakta­dır. Ülkede, Ermeniler'den başka diğer azınlıklara okul açma yasağının uygulanması, azınlıkların eğitimden faydalanmasını engel teşkil etmektedir. 

Başkent Şam'ın asıl adı Dımaşk (lâtince Damas)'dır. Şam'ın nüfusu 1899 yılında bile 150.000'i aştığı bilinmektedir. Bugün ise, nüfusu 1.3 milyonu aşmaktadır. 

13.Yüzyılda Türkistan ve Horasan'dan gelen Türkmenler tarafından kurulan Halep, lö.yüzyılda Ortadoğu'nun en önemli ticaret merkeziydi. Halep'in nüfusu bugün de hızla artmakta­dır.

Hama şehri ise, bağ ve bahçeleriyle ünlüdür.Yine 17.yüz­yılda, Asi nehrinin kenarında mevcut olan 3.000'den ziyade su­lama dolaplarından (Arapça adı; Naure), bugün için 32 tanesi çalışmakta ve Hama şehrinin simgesini oluşturmaktadır. Ancak Şubat 1982'deki Sindirme Harekatı sırasında , Hama şehrinin dörtte biri tamamen yıkılmıştır. 

Suriye'de yaşayan toplam nüfusun % 89'unu Araplar oluşturmaktadır. Bunu % 6 ile Kürtler izler. Ermeniler % 2, Türkler ise % 1 nisbetindedir. Dinî yapı ise oldukça farklıdır. Sünnî Müslümanların oranı % 75 dolayındadır. % 77'ini Nusayrîler, % 10'unu hristiy anlar ve % J'ünü Dürzi Ismailîler oluşturur. 

Nüfus dengeleri bakımından iki ülke karşılaştırıldığında, Türkiye'nin Suriye'den kat kat büyük ve etkili olduğu görülür. Herşeyden önce toplam nüfus miktarları karşılaştırılırsa, Türki­ye'nin nüfusu, Suriye nüfusunun yaklaşık 5 katıdır. Eğitim, sağlık, şehirleşme bakımından, Türkiye; Suriye'den çok yüksek düzeydedir.Dini yapı bakımından iki ülke birbirine çok benzer­lik göstermektedir. 

Hama Katliamı 

Aşık karalı mısın, candan yaralı mısın, Nedir sendeki bu hal, yoksa Hama'11 mısın? 

Diye, savaş türkülerine konu olan Hama Katliâmı, asrın katliâmı olarak bilinir ve bugünkü Suriye Yönetimi'nin kendi insanına uyguladığı ve gururla andığı insanlık dışı bir ku­şatma harekâtıdır. Toplam 70.000 kişinin şehit edildiği Hama Katliâmı, tam üç kez tekrarlanmış (Nisan 1980, Nisan 1981, Şubat 1982) ve en son yapılan katliâm 2 Şubat 1982'de başla­mış ve tam 27 gün sürmüştür. Toplam 248 füze rampası, hafif ve ağır silahlarla donatılmış 25.000 askerle harekat yapılmıştır. 

Diri diri toprağa gömme, bağırsakları parça parça olunca­ya kadar pompa ile karnını şişirme, aletlerle kafanın sıkıştırıla­rak parçalama, tanklarla ezme, köpeklere parçalatma, aile fert­lerinin önünde kadın ve kızların ırzına geçme, aile reislerini ço­cuklarının önünde öldürme ve daha nice nice akla hayale gel­medik işkencelerin yapıldığı Hama Katliamı, Suriye'nin tarihi­ne silinmeyecek derecede yazılmış bir kara lekedir. İşte bu kara lekenin hesabını mutlaka zamanın Suriye yönetimi er geç vere­cektir. Bunu, âmâ bir Hama'lı şöyle haykırmaktadır; "Zalim Esad Merih' e çıksa, denizlerin dibine girse, taşların kovuğuna gizlense Allah'ın izniyle zulmen katledilen onurlu mücahitlerin intikamını mutlaka alacağız. Allah büyüktür." 

Ekonomik Dengeler Bakımından Türkiye ve Suriye 

Türkiye'nin temel iktisadi yapısını tarım ve hayvancılık oluşturur. Ülke topraklarının % 36.2'sini Ekili-dikili alanlar, % 11.2'sini çayır ve meralar, % 26.2'sini ise ormanlar teşkil eder. Her yıl ortalama 17-20 milyon ton buğday üretilir. Konya ova­sı, aynı zamanda bir tahıl ambarıdır. Bağdaydan sonra üretimi yapılan tahıl, arpadır. Pamuk (616.000 ton), Tütün (243.000 ton), Fındık (320.000 ton), Zeytin (720.000 ton), Üzüm ve İncir önemli tarımsal ihraç ürünleridir.İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu'da koyun, Doğu Anadolu'da sığır yetiştiriciliği önem­lidir. Özellikle son yıllarda Ege ve Marmara bölgelerinde besi hayvancılığı önem kazanmaktadır. 1992 yılı itibariyle ülkede; 40,4 milyon baş koyun, 12 milyon baş sığır beslenmektedir.

Türkiye'de tarım arazisinin yüzölçümü 27,6 milyon hektar kadardır. Bunun 13,5 milyon hektarında suJamalı tarım yapmak mümkündür. Ancak sulanabilen mevcut arazi miktarı ise 5,3 milyon hektar dolayındadır.

 Kuraklık, dış yatırımların azlığı ve askeri harcamaların fazlalığı gibi nedenler, tarım ve hayvancılığa dayalı Suriye eko­nomisinin gelişmesine engel oluştururlar. Ülke halkı yeterli eki­lebilir alana sahiptir ve nüfusun yaklaşık % 65'inin geçimi top­rağa bağhdır.Buğday, arpa gibi tahıllar (17.500 ton), pamuk, şe­kerpancarı ve tütün gibi sanayi bitkileri üretilir. Koyun (14 milyon baş), keçi (1 milyon baş) sığır (756.000 baş) yetiştirilir. Ta­rım 1973'de hizmete açılan ve 240.000 hektar arazinin sulan­ması planlanan Fırat Projesi sayesinde bir kat daha canlılık ka­zanmıştır. Ancak yine de, ülke topraklarının % 60'ını çöller oluşturur. 

Tarım ve hayvancılık bakımından karşılaştırıldığında, Türkiye'nin Suriye'ye göre önemli bir potansiyeli olduğu anla­şılır. Mesela Türkiye'nin 17-20 milyon ton buğday üretimine karşılık, Suriye'nin toplam tahıl üretimi ancak 17 bin ton kadar­dır. Türkiye, Suriye'nin 4 katı fazla koyun, 15 katı sığır varlığı bulunmaktadır. Bu üstünlük, diğer tüm tarım ürünlerinde gözle­nir. 

Türkiye'nin tarım ve hayvancılıktan sonra en önemli diğer gelir kaynaklarını, madencilik, sanayi ve turizm oluşturmakta­dır. Önemli madenleri, Bor(l,2 milyon ton), krom(l,4 milyon ton), demir(4,4 milyon ton), bakır(3,8 milyon ton), taşkömü-rü(2,7 milyon ton), Linyit(44 milyon ton) ve kükürt'dür. Petrol üretimi azdır. Ancak büyük oranda beyaz kömür (hidro-elekt-rik) rezervine sahiptir. Demir-çelik, besin, dokuma, giyim, ma­den, otomobil ve petro-kimya sanayi kolları gelişmiştir. İç tara­fını çevreleyen denizler, dağlar, akarsu ve göller ile zengin tari­hi ve kültürel zenginlikleriyle Türkiye, adeta bir turizm cenneti­dir. Ülkeye ziyaret eden turist sayısı yıl geçtikçe artmaktadır. 

Suriye'nin en önemli yeraltı kaynağı petrol ve doğal gaz­dır. Yatakların çoğu, kuzeydoğuda Irak sınırı yakınındadır. Ay­rıca fosfat, demir, asfaltit gibi madenlerin de yer aldığı Suri­ye'de özellikle diğer Arap ülkelerinden sağlanan yardımla, tekstil, çimento, şeker ve konserve sanayi gelişmiştir. 

Türkiye, Suriye'ye göre daha çok sanayileşmiş bir ülkedir. Bunda, ülkenin sahip olduğu kaynaklar ve planlı bir kalkınma­nın uygulanmasıdır. 

Türkiye'de sulama sorununu çözümlemek için, 1955 yı­lından bugüne baraj yapımına hız verilmiş ve 90'ı aşkın baraj inşa edilmiştir. 

Ülke'de, kısa adı G.A.P. olarak bilinen ve Güneydoğu Anadolu Projesi anlamına gelen entegre proje tamamlandığın­da, 27 milyar Kwh. tutarında elektrik enerjisi üretebileceği he­saplanmıştır. Yatırımlarına 1976'da başlanan ve 2006 yılında bitirebileceği varsayılan bu proje ile, 15 baraj ve 18 hidrolik santral yapımı gerçekleştirilecektir. Ayrıca toplam 7,5 milyon hektar arazi daha sulamah tarıma açılacaktır. 

Ticari Dengeler Bakımından Türkiye ve Suriye 

Türkiye'de karayolu, demiryolu, denizyolu ve havayolu taşımacılığı oldukça gelişmiştir. Ülke içi ve kıtalararasındaki gelişmiş bir ulaşım ağı sayesinde, dış ticaret hacmi yıl geçtikçe artmaktadır. Gıda, dokuma, giyim, maden ürünleri satarken, makine, elektronik eşya, ulaşım araçları gibi mamul maddeler ile petrol alır. Ülkenin, diğer Türk Dünyası ülkeleriyle ticari ilişkisi, son yıllarda hızlı bir şekilde gelişmektedir. 

Dışsatım maddeleri içinde pamuk birinci sırayı, tahıl ikin­ci sırayı alır. Ülkenin ticari ilişkisi daha ziyade; İtalya, Sovyet Rusya, Japonya, A.B.D ve Fransa iledir. 

Suriye toplam ithalatının % 6'sini Türkiye ile gerçekleştir-mesiyle birlikte ihracatı pek önemli değildir. Komşu iki ülke ol­masına rağmen, ticaret pek gelişmiş değildir. Bunda da, iki ülke arasında yaşanan gerginlikler büyük rol oynamaktadır. 

Hatay Sorunu 

Aslında bugün için Hatay Sorunu diye bir sorun yok. Çünkü bu sorun tarihte halledilmiş. Çünkü bu sorun, dünya gündemini, 1. Dünya Savaşı'nm sonlarından 1939 yılları ara­sında meşgul etmiş. Kuşkusuz bunun da baş sebebi, Hatay ili'nin İskenderun gibi   Doğu Akdeniz'e açılan önemli bir li-maninin olması. Musul petrolllerini boru hattı ile, Akdeniz, At­las ve Avrupa ülkelerine ulaştıran en kestirme yol güzergahının başlangıç noktasını İskenderun Limanı oluşturuyor. İşte bu öneminden ötürü, Hatay bölgesi; Fransa ile İngiltere arasında sürekli çekişme konusu olmuş. 

İngiltere, bölgedeki nüfuzunu artırmak için 1916 yılı Sykes-Picot görüşmelerinde, Mekke Şerifi Şeyh Hüseyin'in oğ­lu Faysal'a büyük destek sağlar. Faysal, 1918 yılının Ekim ayında Halep'i, Aralık ayında ise Antakya yönetimini ele geçi­rir. Ancak hemen ardından (Aralık 1918) Fransız askerleri, is­kenderun ve Antakya havalisini işgal ederler. 20 Ekim 1921'de, Ankara Antlaşması ile, bölgede kısmen özerk İsken­derun Sancağı kurulur. Daha sonra, 29 Mayıs 1937'de, Hatay Cumhuriyeti kurulur ve Cumhuriyetin Bayrağı Türk bayrağı­nın benzeridir. Tek farklılık bayrağın üzerindeki yıldızın içinin rengi kırmızıdır. Hatay halkının isteği ile, 7 Temmuz 1939 tarih ve 3711 sayılı yasa ile, Hatay ; Türkiye'ye bağlanır ve bir il oluşturulur. 

O tarihten bugüne, Hatay; Türkiye Cumhuriyeti'nin bir ili olmuştur.Yaklaşık 5402 km2.lik bir yüzölçüme sahip olan bu ilimizin, bugün 1 milyondan fazla nüfusu bulunmaktadır. Öte yandan, Hatay; önemli sanayi merkezlerimizden biri olan İs­kenderun ile Amik Ovası gibi tarımsal değeri yüksek bir ovaya da sahiptir. Osmanlı dönemi de dahil edilirse, Hatay; yaklaşık olarak 500 yıllık bir Türk toprağıdır. 

Suriye toprakları ise, 1918 yılında Osmanlı egemenliğin­den çıktıktan sonra, Nisan 1920'deki San Remo konferansında, "A TİPİ MANDA" kimliği altında , Fransa'ya bağlanıveriyor ve bu mandalık 1946 yılına kadar, 26 yıl devam ediyor. Yani, Hatay'ın il olarak Türkiye'ye bağlandığı tarihlerde, bağımsız bir Suriye devleti bile yok. Ancak, Suriye; Hatay bölgesi üze­rinde sürekli hak iddia etmekte ve bunu her fırsatta gündeme getirmektedir. Hatta Suriye, okullarında okutulan Coğrafya ki­taplarında ve haritalarında, Hatay; Suriye'nin bir ili olarak gös­terilmektedir. Bu tarihi yanılgıyı, çoğu müslüman Arap ülkele­rinin kitap ve atlaslarında da görmek mümkündür. 

Türkiye Suriye Su Sorunu 

Türkiye, Güneydoğu Anadalu Projesi'ni başlamasıyla bir­likte ortaya atılan bu sorun, gerçek dışıdır. Suriye, Hatay Soru-nu'nda olduğu gibi, dereyi görmeden paçayı sıvamıştır. Dünya 1994 İstatistiklerine göre, kişi başına düşen yıllık su miktarının Türkiye'de 3.000 m3.iken, Suriye'de 3.500 m3.'ü geçmesi, hangi ülkenin su ihtiyacı olduğunun bir açık göstergesidir. Bu­na rağmen, Türkiye, Suriye'ye Küçük Su Projesi ile, Seyhan ve Ceyhan nehirlerinin sularını Suriye topraklarına akıtmayı plan­lamaktadır. Böyle bir projeye karşı, Suriye'nin tutumunun ga­yet dostane olması gerekirdi. 

Yine Türkiye Güneydoğu Anadolu Projesi çerçevesinde, Fırat'dan Suriye topraklarına yetecek derecede su vermeyi taah­hüt etmektedir. Bunun aksine Suriye, Amik Ovası'nı sulayan Asi ırmağının sularını her yaz mevsimi kesmekte ve tarımsal üretimi sekteye uğratmaktadır. Türkiye, bu olayı nota ile çö­zümlemeye çalışmaktaysa da, her yıl Suriye bu tutumunu de­vam ettirmektedir. 

Askeri Güçler Bakımından Türkiye ve Suriye 

Türkiye'nin (1990), toplam 647.000 askerî personeli var­dır. Bu gücün % 81'1'i kara, % 8,5'u deniz ve % 10,4'ü hava ordusuna ayrılmıştır Askerî harcamaların Gayri Safî Millî Ha-sıla'daki payı (1988), % 3,9 olup, dünya ortalamalarının (% 5,0) altındadır. 

Suriye'nin ise (1989), toplam 404.000 askerî personeli bu­lunmaktadır. Bu gücün % 74,3'ü kara, % 1,0'i deniz, % 24,7'si hava ordusunda görev yapmaktadır. Askerî harcamaların Gayri Safî Millî Hasıla'daki payı (1987), % 11,9 olup, dünya ortala­malarının (%5,4) hayli üstündedir. 

Türkiye, Askerî alanda yapmış olduğu harcamalar, dünya ortalamalarının altında olmasına rağmen, Savunma Sanayi'sini kısmen kurmuştur. Suriye ise, askeri silah ve mühimmatının ta­mamını dışarıdan satın almaktadır.Özellikle 1990'lı yıllara ka­dar, savunma alanındaki tüm alımlarını Sovyet Rusya'dan satın almış ve mevcut gelirin büyük bir bölümünü silah alımına ayır­mıştır. Bu nedenle, Suriye insanı bugün büyük bir ekonomik kriz içindedir. 

Askerî güçler dengesi bakımından Türkiye, suriye ile kı­yaslanamayacak kadar üstündür. Herşeyden evvel savunma sa­nayisini kısmen de olsa kurmuş olması, herhangi bir savaş anın­da silah altına alabileceği asker sayısının Suriye'den kat kat üs­tün olması, Suriye'nin Türkiye'ye karşı bir tehdit unsuru olma­sını ortadan kaldırmaktadır. Ancak tüm bu gerçeklere rağmen, Suriye Yönetimi, sürekli dev aynasında görmektedir. Burada Suriye Yönetimi'ne, şu atasözünü hatırlamakta fayda vardır; "Halep ordaysa, arşın buradadır. Atla da boyunu görelim." 

Sonuç 

Suriye'nin yakın geçmişten bugüne, Türkiye'ye karşı izle­diği tutum gözden geçirilirse, hiç de dostane davranmadığı göz­lenir. Özellikle, Suriye'nin Güneydoğu'da cereyan eden Terör odaklarını destekler bir tavır sergilemesi, hiç hoş karşılanacak bir tutum değildir. 

- Suriye Devlet Başkanı, burada Şerif Hüseyin ve oğlu Faysal'a vaadedilen toprakların (ki vaad edilen ve Türkiye sınırları içinde kalan topraklar, Türkiye yüzölçümünün % 10'unu, yani 90.000 km2.lik bir alanı kapsar) peşine düşmüş gibidir. Oysa, kendinin ve tüm Suriye halkının yaşadığı tüm Suriye toprakları­nın, dört yüz yıldan fazla Osmanlı Türk hakimiyeti altında kal­dığını hatırına bile getirmez. Suriye yöneticileri, İngilizler ile dostluk kurmaya çalışan Şerif Hüseyin'in oğlu Faysal'm Suriye topraklarından kovuluş hikâyesi ile Suriye'nin Osmanlı idaresi altındaki günlerinin hatıralarını içeren Tarih kitaplarını iyi oku­malıdır. Belki o zaman, gerçek dostun kim olduğunu, iş işten geçmeden anlama fırsatı bulurlar. İşte o zaman, belki Hatay ve Su sorunlarının yapay, dayanaksız ve gereksiz olduğunu anlar­lar ve terörizmi desteklemekten vazgeçerler. Bugünün Esad Yönetimi, her ne kadar, Türkiye'yi bir düşman gibi görmektey-se de, müslüman Suriye halkı, Türkiye'yi ve Türk kardeşlerini sevmektedirler. Esad'in zulmünden kurtulmak için, adeta bir kurtarıcı beklemektedirler. Dileğimiz bu gerçeği, mevcut Suri­ye yönetiminin iş işten geçmeden anlaması ve Türkiye'ye karşı dostane ilişkilere girişmesidir. 

Doç. Dr. Ramazan OZEY

 

 

Anasayfa - İktisat - Makale - Ekonomi - Borsa - İstatistik - Türkiye Ekonomisi - Ekonomi Sözlüğü

Since 2005