Türkiye Ekonomisi
Dünya Ekonomisi
Osmanlı Ekonomisi
Finansal Ekonomi
İşletme Ekonomisi
Hizmet Ekonomisi
Kalkınma Ekonomisi
Tarım Ekonomisi
Borsa ve Yatırım
Ekonomi Sözlüğü
Ekonomi Ders Notları
Ekonomi Düşünürleri
Genel Ekonomi Soruları
Özel İstatistik Arşivi
Özel İktisat Konuları
Açık Öğretim İktisat
Ekonomi Kurumları
Kamu Yönetimi
Kamu (Devlet) Maliyesi
Sigortacılık Konuları
Türkiye İktisat Tarihi
Yeraltı Ekonomisi

Kredi Kartı Piyasası

Gelişmekte Olan Ülkeler

Finansal Piyasalar

Kent Ekonomisi

Liberalizm

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Türkiye'de İdarenin Yeniden Düzenlenmesi 

Rıdvan Yenişen 

Türkiye, gelişen, ilerleyen ve hızla yenileşen bir ülkedir.

Geriye dönüp baktığımızda her yönden çok geliştiğimizi söyleyebiliriz.

Gerçek o ki 1920 li yıllarda hemen he­men hiçbir şeyimiz yoktu. İstiklal mücadelesi veren yüce milletimiz Osmanlı İmparatorlu­ğunun adeta külleri üzerinde Türkiye Cumhu-riyeti'ni kurdu. Osmanlı İmparatorluğu'nun düşüş dönemlerinden itibaren bütün kaynak­larını htzla tüketip, Balkan, I. Dünya ve en son Milli Mücadele ile gücünü son damlasına ka­dar harcamış fakir bir ülke idik.

1930 lu yıllarda nüfusumuz 15 milyon idi. Bugün ise nüfusumuz 62 milyon civarında. 2000 li yıllarda 67-70 milyon nüfusa sahip ola­cağımız tahmin ediliyor. 

Türkiye Cumhuriyetinin kurulduğu yıl­lardan tek partili dönemi arkada bırakıp çok partili demokratik hayata geçinceye kadar nis-bi olarak belki çarpıcı gelebilecek gelişmeler kaydedilmişse de mutlak değerler olarak ö-nemli bir ilerleme sağlanamamıştır.

1950 yılından itibaren ülkemizde önem­li ekonomik ve sosyal gelişmeler başlamıştır.

1960 lı yıllardan sonra ülkemiz sanayide oldukça önemli hamleler yaptı. 

Ülkemiz çok partili hayata geçtikten sonra Demokrasimiz maalesef birkaç kere ke­sintiye uğradı. Her defasında her müdahalede vatanı koruma ve kollama görevi öne sürüldü. Ayrıca demokrasinin kesintiye uğradığı her dönemde pahalılık ve yokluk münakaşası ya­pıldı. Ama her defasında da bir süre sonra de­mokrasiye döndük. 

İ1980lerın başında ihracatımız Uruna dayalı idi. Bugün ise sanayi malı ihracatımız toplam ihracatın % 90 ına yaklaşmış duaımda.

Türkiyemiz bugün elektronik eşya, las­tik, buzdolabı, otomobil ve otomobil parçaları dahil 5500 kalem ihraç ediyor, hem Batıya hatta Amerika'ya. 

Ekonomideki bu gelişmeye Türk idari yapısının ayak uydurabildiğini söylemek ol­dukça zor. Hatta Türk İdari sistemi Türkiye'­deki gelişmenin, yenileşmenin, ilerlemenin çok gerisinde kalmıştır.

Türkiye'nin idari yapısını ele almaya karar veren herkes, bu yapının Fransa'dan alındığını ve Merkeziyetçi bir nitelik taşıdığını hemen görür.

Türkiye 1946'da çok partili parlamenter sistemi seçmiş, 1950 yılında Demokrasi zafe­riyle gerçek çok partili hayata geçilmiştir. 1961 Anayasası ile planlı kalkınma dönemi denilen devreye girilmiştir. 1980 li yılların sonlarında ise Avrupa Birliğine tam üyelik için başvurul­muş, bu yıl yani 1995 yılında ise Avrupa Güm­rük Birliği Anlaşması yapılmıştır. Bütün bu ge­lişmelere paralel olarak ülkemiz gerek merke­zi yönetimde, gerekse mahalli idarfelerde gide­rek artan bir değişiklik ihtiyacı duymaya baş­lamıştır. Daha hızlı bir ekonomik ve sosyal ge­lişmeye katkı ve yardımda bulunmayı çağa uygun, daha hür, daha katılımcı bir demokra­tik yerinden yönetim sistemine kavuşmayı ga­ye edinen yeniden düzenleme teşebbüslerin­den bugüne kadar önemli sayılabilecek bir so­nuç alınamamıştır. Bunda birçok siyasi, eko­nomik, idari ve kültürel faktörlerin yanı sıra merkezi iktidarların kendi duaımlarını sarsmak ve zayıflatmak pahasına, mahalli birimleri güçlendirmekten kaçınmalarının da büyük payı vardır. 

Anayasamıza göre "Merkezi İdarenin" Taşra teşkilatlanması "İl sistemi"ne göre yapıl­malıdır. Anayasamız 11 sistemini esas almıştır. Uzun yıllar sayılan 67 olan illerimizin sayısı bugün 76 ya ulaşmıştır.

Serçeği belirtmek gerekirse, bugün ül­kemizde bir yerleşim yerinin İl olmasının kıs­tasları objektif olarak tesbit edilmiş değildir. Türkiye'de bir yerin niçin İl diğer yerin ise ne­den İlçe statüsünde bulunduğunu inandıncı şekilde açıklamak oldukça zordur.

Ayrıca Anayasamızda sadece teknik ni­telikteki ve kamu hizmeti gereği ili aşan çevre­de teşkilatlanmaya izin verilmiş olmasına rağ­men birçok merkezi idare kuruluşu hiç gerek olmadığı halde bölge teşkilâtı kurma yoluna gitmiş ve Türkiye'de idare içinden çıkılması zor bir şekil almıştır. 

Bugünkü İl sistemimizin kanuni daya­nağı 1949 tarihli "İl İdaresi Kanunu"dur. 

1924 Anayasası'na uygun olarak merke­zi idarenin taşrada "İl Sistemi"ne göre teşkilat-landınlması yapılmış, illerin "Yetki Genişliği" ilkesine göre idare edilmesini öngören bir sis­tem tesis edilmiştir. Bu sistemin gereği olarak Devlet kişiliği merkezi idarenin bütününü temsil eden ve hepsine karşı sorumlu tutulan Vali'de toplanmış, kendisine İlde mevcut bü­tün kuruluşları (adli ve askeri teşkilâtlar hariç) teftiş etmek, kamu hizmetlerinin etkin ve ve­rimli bir tarzda yürütülmesini temine matuf tedbirler almak görev ve sorumluluğu yüklen­miştir.

1949 yılında ilde mevcut kamu kurum ve kuruluşları genellikle ve ağırlıklı olarak ge­nel bütçeye bağlı daireler şeklindeydi. Bugü­nün Türkiyesi'nde ise genel bütçeye bağlı dai­reler yanında katma bütçeli daireler ve KİT de­diğimiz Kamu İktisadi Teşekkülleri çok önem­li durumdadır. Zaman içersinde katma bütçeli dairelerle, KİT'lerin ağırlıklı planlan bölge teş­kilâtları şeklinde oluşturularak, bilinen "İl Sis-temi"nin dışında tutulmuşlardır.

Açıkça belirtmek gerekirse bugün taş­radaki kuruluşların büyük çoğunluğu aslında valiye bağlı değildir. Yani "İl Sistemi"nin dışın-dadırlar. Bundan dolayı kamu hizmetleri bir bütün olarak yürütülememekte, işbirliği ve koordinasyon sağlanamamaktadır. 

Şu anda vali sadece genel bütçeli daire­lerin iş ve hizmetlerinden sorumlu olan bir ki­şi durumundadır.

Düşüncemize göre bugün idarenin tersizliğinin, etkisizliğinin, verimsizliğinin hat­ta hantallığının ana sebebi Ülkemizdeki idari sistem karışıklığıdır. 

Ayrıca Ülkemizde, yetkiler ve kaynak­lar merkezde toplanmış bulunmaktadır.

Merkezi İdarenin Taşra Teşkilatını ve mahalli idareleri yeniden düzenlemek lazım­dır. Merkezin yetkileri devredilmeli, kaynaklar mahalline aktanlmahdır. 

İl sayısı 100 civarına yükseltilmeli, fakat bu iller gruplandinlarak 15-16 bölgede toplan­malıdır. Bu teşkil edilecek bölgelerde, kamu hizmetlerinin tamamının belli bir coğrafi klan­da koordineli bir şekilde yürütülmesi sağlan­malıdır. Yerinde devamlı yapılacak etkin kont­rol çok faydalar getirecektir. 

Ülkemizde mahalli idareler bilindiği gi­bi, Köyler, Belediyeler ve İl Özel İdareleridir.

Beldelerde halk, kendi yöneticilerini, Belediye Başkanlarını, Belediye Meclislerini, Köylerde ve Mahallelerde, Muhtar ve İhtiyar Heyetlerini seçmektedir. İl çapında ise, İl Ge­nel Meclislerini seçmektedir.

Bilindiği gibi Mahalli İdareler, demok­rasinin köküdür ve ülkemizde bunlar demok­rasi okulu görevini de görmektedirler.

Ama bugün Köy İdarelerinin, 11 Özel İdarelerinin etkili birer yönetim olduğunu söylemek mümkün değildir. İmkânları, kay­nakları yok denecek seviyededir. 

Merkeze bağlı birimlerin imkân yetki ve kaynakları vakit geçirilmeden mahalline devredilip, kaydırılmalıdır.

Adalet, Milli Savunma, Güvenlik ve Ulaştırma birimleri hariç merkezin yetkileri as­gariye indirilmelidir. Merkezin personeli, araç, gereç ve ödenekleri mahalli idarelere devre­dilmelidir. Bu düzenleme bir anlamda demok­ratikleşmenin de esası olacaktır. Bu yeni idari yapıda vali ve kaymakamlar şimdilik hüküme­tin yegâne temsilcileri olmalıdır.

Ayrıca "İl Sistemi"ni koruyarak teşkil edilecek "Bölgeler" ileride seçilmiş valilik sis­temini de gündeme getireceklerdir.

Türkiye kesin olarak idari reform yap­mak mecburiyetindedir. Geleneklerimiz bakı­mından milletçe sahip olduğumuz hasletler yönünden "Başkanlık Sistemi" veya "Yarı Baş­kanlık Sistemi"nin tartışılması gerekmektedir.

Kanaatimizce,

Mahalli İdarelerin mali yapılarının güç­lendirilmesi, idari özerkliğe kavuşturulması ve bu idarelere gerçekçi kaynakların aktarıl­masının Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin "Üni-ter" yapısıyla ters düşen bir yanı yoktur. Türki­ye'nin Milli Bütünlüğü ve güvenliği lıerşeyin üstündedir.

Bizim ısrarla savunduğumuz husus ka­mu hizmetlerinin çağa uygun olarak etkin, ça­buk ve verimli şekilde yapılmasını sağlayacak idari yapıyı kurmaktır. 

Bu idari reformu yapmak için son yıl­larda çağdaş dünyada gerçekleştirilen reform­ları iyice incelememiz gerekir.

Fakat geçmişte olduğu gibi bunları ay­nen kopya etmek değil, edinilen tecrübeler ışığında, kendi yapımıza uygun düzenlemeler yapmak gerekmektedir. Meselâ Tanzimattan beri örnek aldığımız Fransa'da sürekli olarak mahalli formlar yapılmış, özellikle 1982 yılında mahal­li idareler günümüz demokrasi anlayışına uy­gun çağdaş bir yapı kazanmıştır. Bu örnek in­celenebilir, ve yapılanlar gözönüne alınabilir.

Türkiye'mizin idari yapısını ve yapıla­cak reformları T.B.M.M. başta olmak üzere, il­gili bütün çevreler, üniversiteler tartışma ko­nusu yapmalıdır. 

Bu önemli ve hayati konu çeşitli zemin­lerde ele alınıp, etraflıca tartışılmalıdır.

Türkiyemizin idari yapısı çağımızın de­ğişen şartlanna ve Demokrasinin gerçekleri­ne uygun olarak fazla vakit geçirilmeden yeni­den düzenlenmelidir.

Türkiye 2000 li yıllarda Dünyamızın Li­der ülkeleri arasında şanlı yerini almak istiyor­sa, idari reformu vakit geçirmeden gerçekleş­tirmelidir,

 

 

Anasayfa - İktisat - Makale - Ekonomi - Borsa - İstatistik - Türkiye Ekonomisi - Ekonomi Sözlüğü

Since 2005