Türkiye Ekonomisi
Dünya Ekonomisi
Osmanlı Ekonomisi
Finansal Ekonomi
İşletme Ekonomisi
Hizmet Ekonomisi
Kalkınma Ekonomisi
Tarım Ekonomisi
Borsa ve Yatırım
Ekonomi Sözlüğü
Ekonomi Ders Notları
Ekonomi Düşünürleri
Genel Ekonomi Soruları
Özel İstatistik Arşivi
Özel İktisat Konuları
Açık Öğretim İktisat
Ekonomi Kurumları
Kamu Yönetimi
Kamu (Devlet) Maliyesi
Sigortacılık Konuları
Türkiye İktisat Tarihi
Yeraltı Ekonomisi

Kredi Kartı Piyasası

Gelişmekte Olan Ülkeler

Finansal Piyasalar

Kent Ekonomisi

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Türkiye’nin Turizm Kaynakları Nelerdir 

Tanıtılıp düzenlenmesi durumunda yada mevcut haliyle, yerli ve yabancı turist çekebilen kaynaklara turistik kaynak de­nir. Türkiye, turizm kaynakları bakımından, oldukça zengin bir ülkedir. Gerek fiziki ve gerekse beşeri kaynaklar bakımından, ülke; Önemli bir potansiyele sahiptir. 

Fiziki turizm kaynakları; yeryüzü şekilleri, bitki örtüsü ve sular ile ilgili olmak üzere üç ana grupta toplanır. Yeryüzü şekilleri ile ilgili olan turistik kaynaklar; peribacaları, travertenler ve mağaralar önemlidir. Ürgüp-Göreme yöresinde, dünyada eşine zor rastlanan peribacaları vardır. Bu bölge, yerli ve yabancı turistlerin oldukça ilgisini çeker. Travertenler olarak Panıukkale, Türkiye'nin doğa harikalarından biridir. Pamukkale'deki tarihsel yapılar ve sıcak su kaynakları, yörenin turistik değerini kat kat artırır. Ülkemizde, yaklaşık 40.000'e yakın ma­ğara bulunmaktadır. Bu mağaralardan bazılarının turistik değeri yüksektir. Alanya'daki Damlataş Mağarası bunların en önem-lisidir. Tarsus'daki Eshabül Kehf, Antakya'daki St. Pierre Mağaraları ise dini ziyaret yerleridir. Öte yandan Antalya'daki Karain, İstanbul'daki Yarımburgaz Mağaraları, yerleşme ta­rihçesi bakımından 150-250 bin yıl öncesine ışık tuttuklarından turistlerin ilgisini çeken mağaralardır. Yeryüzü şekilleri ile ilgi­li olarak dağlar ve yaylalar, son yıllarda turistik değeri yükselen yörelerdir. Bursa Uludağ, Kayseri Erciyes, Erzurum Palandö­ken kayak tesisleri, İskenderun Soğııkolıık, Adana Bürücek, Tarsus Çamlıyayla, Mersin Gözne Yaylaları gibi. 

Bitki örtüsü ile ilgili turistik kaynakların başında, kent içi açık ve yeşil alanlar, park ve bahçeler ile koruma altına alınmış milli parklar önemli kaynaklardır. İstanbul'daki Gülhane Parkı, Ankara'daki Gençlik Parkı kent içi parklara örnektir. Türki­ye'nin ilk milli parkı, 1958 yılında koruma altına alınmış olan Yozgat çamlığı milli parkıdır. Bugün milli parkların sayıları 20'yi aşmıştır. 

Sularla ilgili turistik kaynaklar; sağlık açısından önem arzeden, şifalı sular adı da verilen, termal (sıcaksu) kaynaklardır. Bursa-Çekirge kaplıcaları, Yalova kaplıcaları, Izmir-Balçova, Çeşme ve Bergama kaplıcaları, Manisa-Kurşunlu kaplıcaları Demzli-Pamukkale kaplıcaları, her yıl binlerce yerli ve yaban­cı turist çeken önemli turistik kaynaklardır. Antalya Manavgat Kurşunlu ve Düden Şelaleleri dünya çapında haklı bir üne ka­vuşmuşken, Erzurum-Tortum Şelalesi ile Erzincan-Gürlevik Şelalesi pek fazla tanınmamıştır. 

Sular ile ilgili olarak diğer bir kaynak kuş cennetleridir. Kurak devrede daralan yağışlı dönemlerde oldukça fazla geniş­leyen, fazla derin olmayan göl alanları ideal kuş yetişme bölge­leridir. Bu özellikte bulunan sahalarımız kuş cenneti milli parkı olarak düzenlenmektedir. Türkiye'de Manyas, Çeltik, Ulubat, Eber, Akşehir, Beyşehir, Eğirdir, Bafa, Tuz, Seyfe gölleri, Sul­tan Sazlığı, Çukurova kıyıları, Silifke-Akgöl , Hotamış batak­lıkları, Kızılırmak deltası gibi sahalar birinci sınıf kuş cenneti bölgeleridir. 

Türkiye, üç tarafı denizlerle çevrili bir yarımadalar ülkesi­dir. Gerek Anadolu ve gerekse Trakya yarımadaları çevresinde sayısız denebilecek kadar kumsallar yeralmaktadır. 8300 km.yi aşan bir kıyı uzunluğuna sahip olan ülkenin hemen hemen her karışında plajlar bulunmaktadır. Özellikle batı ve güney Anado­lu kıyılarındaki plajlar, dünya çapında haklı bir üne sahiptirler'. Sözkonusu bu plajlar ve hemen arkasındaki ormanlarla kaplı dağlar, en fazla turist çekim merkezleridir. Bu merkezler özel­likle yaz dönemlerinde hayli kalabalık bir nüfus barındırırlar. 

Türkiye'de beşeri turistik kaynaklar; tarihi yerleşmeler, ta­rihi eserler ve müzeler olarak üç ana grubta toplanabilir. Tarihi yerleşmeler; Tarih öncesi ve Tarihî yerleşmeler olarak ikiye ay­rılmaktadır.

Tarih öncesi yerleşmeler bakımından Anadolu, adeta bir açık hava müzesi gibidir. Günümüzden 100-200 bin yıl önce­sinde yerleşilmiş mağara yerleşmeleri ile 15-20 bin yıl öncesin­deki ören yerleşmeleri çok fazla sayıda turist çekmektedir. Ma­ğara yerleşmelerinin en tanınmışları Antalya'nın Döşemealtı ilçe merkezi yakınlarındaki Karain mağaraları ile İstanbul'daki Yarımburgaz mağaralarıdır.  

Eskiçağlarda kurulmuş, savaş ve­ya depremler sonucu yıkılmış, tekrar tekrar, kurulup yıkılmış olan ve sonradan yerleşmenin yerinde insan eseri tepe oluşmuş olan tarihî yerleşmelere höyük yada hüyük adı verilir, Türkiye'de bugüne kadar 800 kadar höyük yerleşmesi tesbit edilmiş­tir. Bunlardan en tanınmış olan başlıca höyük yerleşmeleri; Konya ili Çumra ilçe merkezi yakınlarındaki Çatalhöyük, Kay­seri il merkezi yakınlarındaki Kültepe (Kaniş yada Kaneş), Van il merkezi yakınlarındaki Çavuştepe, Samsun il merkezi yakın­larındaki Dündartepe, Bafra ilçe merkezi yakınlarındaki ikiztepe ve Şanlıurfa ili Akçakale yakınlarındaki Harran'dır. 

Tarihî yerleşmeler olarak eski kent yerleşme yerleri (yada ören yerleri), Türkiye'de hayli fazla yekûn tutar. Ülke genelin­de 70'in üzerinde olan eski kent yerleşmeleri arasında en tanın­mışları; Çanakkale ili dahilinde Truva, İzmir ili Selçuk yakınla­rında Efes, Aydın ili dahilinde Milet ve Didim, Muğla ili dahi­linde Kaunos, Antalya ili sınırları içinde Demre, Perge, Aspen-dos ve Side, Çorum ili dahilindeki Alacahöyük ve Boğazköy, Kars ili dahilindeki Ani, Adıyaman ili dahilindeki Nemrut dağı harabeleridir. 

Tarihî eserler bakımından Anadolu, tam bir hazinedir. Bu­nun sebebi, geçmişten günümüze Anadolu toprakları üzerinde büyük devletlerin yaşamış olmalarıdır. Anadolu; M.Ö. 2. yüz­yılın ortalarından M.S. 395'e kadar Roma, 395 - 1453 arası Doğu Roma ve 1453 - 1923 devresinde de Osmanlı İmparator­luklarının (Gerçi Anadolu'da Türk hakimiyeti 1071 Malazgirt Zaferi ile başlar) hakimiyetlerinde temel çekirdeği oluşturmuş­tur. Söz konusu bu yarımada, 1923'den bugüne (1996) kadar da Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yeralmaktadır. Görülüyor ki, Anadolu Yaramadası'nda yaşayan devletler, gerçekten uzun ömürlü birer imparatorlukturlar. Öyle ki her bir imparatorluğun kendi dönemlerinde, dünyaya hükmettikleri ve zamanın en üs­tün medeniyetlerine sahip oldukları bilinen bir gerçektir. Üstün medeniyetlerin, üstün eserleri vardır. İşte çoğu günümüze kadar korunabilmiş bu üstün eserler, turistlerin büyük ilgisini çek­mektedir. 

Anadolu yarımadası, tarihi eserler bakımından adeta me­deniyetler mozayiğini yansıtır. Han, hamam, kervansaray, çeş­me,, kümbet, türbe, anıt, kale, sur, cami, mescit, kilise, manastır, havra gibi tarihi eserler, Anadolu toprağının her karışında bulunmaktadır. Tüm bu eserler, önemli turizm kaynaklarını oluş­turmaktadır. 

Roma devrine ait kilise ve manastırları, Selçuklu ve Os­manlı devri camileri ve her üç döneme ait saraylar, kaleler, köprüler ve çeşmeler, herbiri bir şaheser olan tarihî eserlerdir. Özellikle bu eserler, İstanbul, Konya, Sivas, Erzurum, Elazığ, Malatya, Van, Şanlıurfa, Diyarbakır gibi şehirlerde çok sayıda yeralmaktadır. İstanbul şehrindeki, Topkapı, Dolmabahçe, Bey­lerbeyi, Yıldız sarayları, çok sayıdaki köşk ve yalılar, Sultanah­met, Süleymaniye, Ayasofya, Fatih camileri, Galata kulesi gibi tarihi eserleri, her yıl binlerce turist ziyaret etmektedir. 

Turistlerin ilgisini çeken diğer beşeri turizm kaynağı, mü­zelerdir. Ören yerlerinde yapılan kazı bulgularını içeren eserle­rin sergilendiği arkeolojik müzeler, eski dönemlere ait giysi, kullanım eşyası, süs ve ziynet eşyaları, kitap gibi tarihî değerle­ri içeren eserlerin sergilendiği etııografik müzeler ve bunun dı­şında her türlü sanat yapılarını (arkeolojik ve etnografik) içine alan tarihî değer taşıyan eserlerin sergilendiği karma müzeler vardır. Türkiye genelinde tüm bu müzelerin sayıları 90Yaş­maktadır. Müzeler, turistlerin en çok uğradıkları mekanlardır.

Türk Halkı ile Turistler Arasındaki İlişkiler 

Türkiye'ye gelen yabancı turistlerin günlük yaşamları in­celendiğinde, Türkiye'ye karşı oldukça fazla ilgi duydukları gö­rülür. Duyulan bu ilginin bir kısmı, turizm kaynaklarına yönelik olduğu tesbit edilmiştir. Gerçekten ülkemize gelen turistler, özellikle beşeri ve tarihi turizm kaynaklarımızın oldukça fazla olduğunu ve geze geze bitiremediklerini, gelecek yıllarda bir daha ülkemize geleceklerini söylemektedirler. 

Türkiye'ye gelen turistlerin bâzılarının turizm ile uzaktan veya yakından hiç bir ilgisi yoktur. Sözgelimi ülkeye gelen tu­ristlerin bir kısmının, hiç bir turizm değeri olmayan gecekondu semtlerinin fotoğraf veya filmlerini çektikleri görülür. Hayat standartları düşük olan semt ve kırsal yerleşmelerdeki yoksul ailelerin yaşam ve giyim biçimlerine büyük ilgi duydukları ve bu tür manzaraları, fotoğraf makinasının veya kameranın objek­tifinden hiç kaçırmadıkları dikkati çeker. Bu durum, Türk hal­kını rahatsız etmektedir. Ancak yoksul Türk halkı, bu rahatsız­lığını gündeme getirecek gücü kendinde bulamamamaktadır. Bu konuda, turizm yörelerinde çalışan turist rehberleri bilgilen­dirilmelidir. Turist rehberleri, turistleri ülkenin turizm değeri olmayan yörelere değil, turizm değerleri yüksek yörelere ziya­ret etmeyi teşvik etmelidir. 

Bu konuda, turizmi ve turistleri yönlendirebilecek bir tu­rizm yönergesi hazırlanmalıdır. Turist rehberlerine yardımcı olacak, turizm kaynaklarının tümünün ele alındığı "Gezi Reh­berleri" hazırlanmalıdır. 

Türk halkı, tarihin çok eski dönemlerinden beri, dünya ül­keleri arasında misafirperver bir millet olarak tanınmıştır. Ger­çekten Türk halkı, evine misafir ettiği bir kişiyi çok kutsal sa­yar. Bu yüzden, halk arasında "Tanrı Misafiri" deyimi oldukça yaygındır. Türk halkı, ülkeye gelen yabancı turistlere de, Tanrı misafiri olarak görmüştür. Ancak Tanrı misafiri olarak gördüğü yabancı turistler, Türk gelenek ve göreneklerine hiçe sayan davranışlarda bulunmuşlar ve Türk törelerini hiçe saymışlardır. Hatta çoğu kez, Türk halkının gelenek ve göreneklerini küçüm­semeye ve hor görmeye başlamışlardır. Özellikle Türk halkının yaşam biçimiyle ilgili kameraya aldıkları görüntüleri, ülkelerin­de alayvari bir şekilde gösterime sunmuşlardır. Bu durum, özel­likle yurtdışında çalışan işçilerimiz tarafından zaman zaman üzüntüyle gözlemlenmiştir. 

Türkiye'ye gelen turistlerin bir kısmının davranışları, Türk halkım tedirgin etmektedir. Özellikle plajlardaki çıplaklık, plaj yakınlarındaki yerleşme merkezlerine taşınca, yöre insanı hayli etkilenmiş ye özellikle genç kuşaklar kültür erozyonuna uğramıştır. Kültür erozyonu, Türk halkının aile düzenini sars­mış ve aile içi çatışmalar başlamıştır. Bunun sonucu olarak, orta ve daha yüksek yaşlı nüfus, turistleri "ahlâk bozucu insanlar" olarak nitelendirmişlerdir. 

1989 yılından sonra, Doğu Bloku ülkelerdeki dışa açılma politikasının uygulaması sonucunda, Türkiye gümrük kapıları aktif hale gelmişlerdir. Özellikle Acaristan (Gürcistan) ile olan sınır üzerindeki Sarp sınır kapısından büyük oranda turist akını başlamıştır. Bu turist akınına, aynı yıllardan itibaren, Kapıkule sınır kapısından Romanya, Macaristan, Bulgaristan gibi Doğu Avrupa ülkeleri de katılmışlardır. 

Doğu Bloku ülkelerde yaşanan ekonomik bunalım, bu blok insanlarının başlattığı, Türkiye ile bavul ticaretinin geliş­mesine yol açmışlardır. Ancak Doğu Bloku ülkelerin ticaret mallarının kalitesizliği anlaşılınca, Türkiye'deki bavul ticareti büyük ölçüde önemini yitirmiştir. İşte bu pazarın kaybedilişi, Doğu Bloku ülkeleri insanlarını yasadışı başka yönlere sevket-miştir. Özellikle Doğu Bloku ülkelerden gelen kadın nüfusun kısa yoldan para kazanma yolu olan fuhşun bir sektör haline gelmesine yol açan bu gelişine, Türkiye turizmini derinden ya­ralamıştır. Doğu Karadeniz Bölgesi'nin kıyı kesiminde yer alan şehir ve kasabalar ile İstanbul şehrinde, argo tabirle "Kadın Pa­zarlarının kurulması, Türk turizmi açısından utanç verici ve yüz kızartıcı bir gelişmedir. Sözkonusu bu gelişmeyi, Türk hü­kümetleri gereği gibi kontrol edemeyince, Türk halkı, yabancı turiste karşı duyduğu, Tanrı Misafiri anlayışını kökten sarsmış ve yukarda belirtilen "ahlâk bozucu insanlar" tanımlaması daha da yaygınlaşmıştır.

Türk halkının turistlere karşı bakış açısını yönlendiren bir başka gelişme, turizm yörelerinde ticari ahlâkın bozulmasıdır. Özellikle Türk lirasının Batı ülkelerinin paraları karşısında (dolar, mark) sürekli değer kaybedişi, Türk insanını yabancı ülkelerinin paralarına karşı ilgiyi artırmıştır. Böylece turizm yö­relerinde yaşayan insanlarda, "döviz biriktirme hastalığı" peydahlamıştır. Döviz biriktirme hastalığına yakalanan Türk insanı, ülkeye gelen turistleri "yolunacak kaz" gözüyle bakma­ya yöneltmiştir. İşte bu bakış açısı, ülkeye gelen gerçek anlam­daki turistleri olumsuz yönde etkilemiş ve bu tür turistlerin oranlan yıl geçtikçe azalmaya başlamıştır. Gerçekten son yıl­larda ülkemize gelen turistlerin bir kısmı parasız-pulsuz gelmekte ve fuhuş batağından kazandıkları yeşil dolarlar ile geri dönmektedirler. Kontrol İtina alınamayan bu döviz çıktı­sı hesaba katılmadığı için, görece turizm gelirlerinde artış görülmektedir. Bu nedenle turizm gelirleri hesaplanırken, bu yasadışı yollardan çıkan döviz çıktıları da gözönünde tutulma­lıdır. 

Türk turizmine katkıda bulunan önemli etkenler arasında; ulaşım, tanıtım, eğitim ve konaklama tesisleri ön planda yer alırlar. 

Turistlerin turizm değerlerinin bulunduğu yerlere ziyaret etmeleri için en başta gelen önemli unsur ulaşımdır. Ulaşım ol­madan turizmden bahsedilemez. Ulaşım ise, karayolu, demiryo­lu, denizyolu ve havayolu ile gerçekleşebilir. Bugün için Türki­ye'nin turizm değerlerinin bulunduğu her yöreye kolayca ulaşa­bilmek için gerekli ulaşım yolları yapılmış ve yapılmaya devam edilmektedir. Ancak mevcut olan tüm bu yollar, tam anlamıyla yeterli değildir. 

Bir ülkeye gelen turist, en başta seyahat esnasında rahat ve konfor ister. Türkiye'nin her coğrafî bölgesi için ulaşımda rahat ve konfor sağlanamamıştır. Gerçi plaj turizmine yönelik olarak kıyı bölgelerimize bağlantıyı sağlayan turistik karayolla­rı yapılmıştır. Ancak diğer tüm turizm değerlerinin bulunduğu turistik yerlere olan ulaşım bağlantısı aynı kalitede değildir. Bu da, ülkemiz turizmi açısından büyük bir kayıptır. Deniz yolu veya havayolu ile kıyı bölgelerimize gelen turistler, ulaşım imkânsızlıkları yüzünden, iç ve doğu bölgelerimizdeki turizm bölgelerine gidememektedirler. 

Tanıtım, turizm için önemli olan bir faktördür. Çünkü bir turist bir bölgeyi veya ülkeyi tanımadan, o bölge veya ülkeye ziyaret etmeyi düşünmez. Özellikle turizm olayının gerçekleş­mesi için, önce turistin gelmesi gerekir. Turistin gelmesi için de, gideceği yerin tüm turizm değerlerini tanıması şarttır. Bu açıdan turizm değerlerinin hepsi ayrıntılı bir şekilde araştırıl­malı ve araştırma sonucunda elde edilen tüm bulgular değerlen­dirilerek, kitap, broşür, dergi, fotoğraf, slayt, film gibi tanıtıma yönelik çalışmalara hız verilmelidir. Bu açıdan ele alındığında Türkiye, gerekli girişimi tam anlamıyla yapmış değildir. 

Bugün ülkeye gelen turistlerin eline, sadece deniz turizmi­ne yönelik plajları, gazinolardaki oryantalleri veya birkaç lokantadan alınmış yemek fotoğraflarını içeren küçücük broşürler tutuşturulmaktadır. Dolaysıyla ülkemize gelen bir turistin kafa­sında, Türkiye; plaj-dansöz ve yemek üçlüsü ile sembolize edil­mektedir. Bu sembolleşme, son derece yanlıştır. Tanıtım için tüm turizm değerlerini gösteren renkli fotoğraflarla hazırlanmış tanıtım broşürlerine, renkli haritalara, şehir ve çevre planlarına, afiş, dergi, gazete, radyo, televizyon, video yayınlarına, seminer ve konferanslara büyük ölçüde ihtiyaç vardır. 

Eğitim, turizmin gelişmesi için önemli bir etkendir. Her-şeyden öncel ülkeye gelen turistin konuştuğu lisan farklıdır. Bu nedenle, turist; ülke insanı ile anlaşma güçlüğü çeker. Ülkeye gelen turistin, kendisini kendi ülkesindeymiş gibi hissetmesi tu­rizmi canlandırır. Bunun sağlanabilmesi için, turizm ile uğraşan tüm insanların gerekli olan turizm ve lisan bilgisini, çok iyi bir şekilde alması gereklidir. Bunu sağlayacak olan yine eğitim ku­rumlarıdır. Eğitim kurumlarının turizm ile ilgili bölümlerine ge­rekli desteğin sağlanması, turizmin gelişmesi bakımından önemlidir. 

Çok sayıda turizm değerine sahipsiniz. Turizm değerlerine gidecek olan rahat ve konforlu ulaşım ağını kurmuşsunuz. Tanı­tımı yapmışsınız ve gerekli turizm ve lisan bilgisine sahip olan rehber insanlar yetiştirmişsiniz. Turistler de turizm bölgelerine gelmişler. Ancak akşam olunca, turistlerin dinleneceği tesisleri kurmamışsınız. Yani konaklama tesislerin yok. Gelen turistler geceyi dışarıda geçirmek zorunda kaldılar veya" sağlıksız ortam­larda gecelediler. Düşünün bu turist, böyle bir ülkeye bir daha gelir mi? Elbette gelmez. Gelmediği gibi de, gittiği ülkesinde, olumsuz yönde propaganda yapar. Sonuçta turizm kısa sürede felce uğrar. İşte, turizmi en olumsuz biçimde etkileyen etken konaklama tesisleridir. 

Konaklama tesislerinin başında oteller gelir. Ülkemizde son yıllarda turistik otel yapımında hayli mesafe katettik. Özel­likle büyük şehirlerimizde ve sahil bölgelerimizde son derece konforlu oteller inşa ettik. Ancak Anadolu'nun diğer bölgele­rindeki turizm değerlerine ziyaret edecek olan turistlerin konak­lama tesislerini pek fazla düşünmedik. Oraları, yine kendi hallerine bıraktık. Sonuçta yine ülkemize gelen turistleri, sahil böl­gelerimizden, iç ve doğu bölgelerimize geçiremedik. Çünkü tu­ristik işletme belgeli otellerimizin % 90'ını Marmara, Ege ve Akdeniz bölgelerimize yapmışız. Mevcut otellerin % 10'u ise Karadeniz, İç Anadolu, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimize düşüyor. Bunlar da birkaç şehir merkezlerinde toplanmışlar. Bu durum da, turizmimizi olumsuz yönde etkili­yor. 

Konaklama tesisleri sadece oteller değildir. Otellerin ya­nında diğer konaklama tesislerinden olan motellerin, pansiyon­ların, kampinglerin, tatil köylerinin, yat ve yat limanlarının, oberjlerin (dağ oteli) turizme katkıları oldukça fazladır. Ancak tüm bu tesislerin dağılımında da, otellerin dağılımında görülen bölgesel dengesizlik mevcuttur. 

Türk turizmine son yıllardaki yapılan yatırımlar sayesin­de, yabancı turistlerin sayısında önemli ölçüde artışlar olmuş­tur. Sözgelimi 1950 yılında, Türkiye'ye gelen turist sayısı sade­ce 28 bin, 1960'da 194 bin dolayında iken, 1970'li yıllardan sonra, ulaşım ve konaklama tesislerindeki gelişmeler, turistlerin sayısını hayli artırmış ve 1975'de 1,1 milyonun üzerine çık­mıştır. 1992 yılında Türkiye'ye gelen yabancı turist sayısı, 6,5 milyona ulaşmıştır. Turizmden sağlanan gelir ise, 1980'de 250 milyon dolar kadar iken, 1992'de 4,2 milyar dolar olmuştur. Gelen yabancı turistlerin % 50'den fazlası yaz mevsiminde gel­miştir. Yabancı turistlerin ülkelerine göre dağılım incelendiğin­de, baş sıralarda Almanya, A.B.D., Fransa, İran, İngiltere, Suri­ye, İtalya ve İsviçre gibi ülkeler gelir. 

Türkiye'ye gelen turistler hakkında istatistiki veriler, ge­nelde turizm danışma bürolarına uğrayan turistler hakkındaki günlüklerden elde edilmektedir. Büroya uğramayan turistler ge­nelde sayım dışı kalmaktadır. Ayrıca son yıllarda, konaklama istatistikleri bültenleri yayınlanmaktadır. Bu bültenlerin verileri de, turistik konaklama tesislerine gelen turist geceleme defterle­rine dayanmaktadır. Dolaysıyla turistik konaklama tesisleri dı­şında konaklayan turistler sayımlara dahil edilmemektedir. Bu sebeble, yukardaki sayısal verilere, biraz daha eklemek icab eder. 

Türkiye'ye gelen turistlerin geliş sebebleri nelerdir? Ge­lenler, hangi turizm değeri için ve hangi bölgelere geliyorlar? Bu konuda ilginç tesbitler bulunmaktadır. Türkiye'ye gelen tu­ristlerin turizm ülkesi olarak Türkiye'yi seçmelerinin sebebleri-nin başında ucuz alışveriş gelmektedir. Özellikle Türk parasının yabancı ülkelerin paralan karşısında sürekli değer kaybetmesi, bu sebebi her geçen yıl daha da geçerli hale getirmektedir. Öte yandan yine Türkiye'ye gelen yabancı turistlerin geliş sebebleri arasında; zengin Türk mutfağını tanımak ve yararlanmak, Türk halkını ve toplumunu tanımak, merak, moda ve iş bulmak veya işini görmek gelmektedir. Ayrıca bazılarının da, geçiyordum uğradım cinsinden geldikleri de dikkati çekmektedir. Türki­ye'nin tarihi ve turistik bölgelerini tanımak için gelenlerin sayı­lan arzu edilen düzeyde değildir. Bu da tanıtım noksanlığından kaynaklanmaktadır. 

Türk Halkı Turizmden Ne Umdu, Ne Buldu? 

Türk halkı turizmden ne umdu? Ne buldu? Turizmin Türk ekonomisine katkısı ne kadar oldu? Acaba bu kadar katkı ye­terli mi? Türk halkının turizmden ne umduğunu ve ne bulduğu­nu tartışmadan önce, mevcut Türk ekonomisindeki turizmin katkısı üzerinde biraz durmak gerekiyor. 

Turizmin, Türkiye ekonomisine olan katkısı, yıl geçtikçe artış göstermektedir, 1980 yılı öncesinde dış ticaretimizdeki pa­yı % 1,5 ile 2 arasında seyreden turizm gelirlerimiz, daha son­raki yıllarda kısmen artmaya başlamıştır. 1985 yılında 7,9 mil­yar dolar olan dış ticaret gelirimizin % 19'u (1,5 milyar dolan) turizm girdilerinden sağlanmıştır. 1992 yılına gelindiğinde, dış ticaret gelirimiz 13,2 milyar dolara yükselmiş ve 3,6 milyar do­lar olan turizm gelirimizin oranı yaklaşık % 32'ye ulaşmıştır. Ancak turizm gelirlerine yabancı ülkelerde çalışan Türk işçile­rinin getirdiği dövizler de dahil edilmiştir. Öte yandan bu de­ğerlere turizm giderleri de katılmamıştır. Yine 1992 yılında ülkenin turizm giderleri olarak 776 milyon dolar tesbit edilmiştir. Eğer turizm giderleri ve işçi dövizleri hesablama dışı bırakılır­sa, 1992 yılındaki turizm gelirimizin yaklaşık % 50'den fazla bir oranda düşeceği muhakkaktır. Ve böylece 1992 yılındaki tu­rizm gelirlerinin dış ticaretteki payı % 15'in altına düşecektir. 

Turizm gelirlerinin artması ve dış ticaret açığımızın yıl geçtikçe arESClen <=0İması sonucu, özellikle son yıllarda turizm; Türkiye ekonomisi için bir umud kaynağı görülmeye başlanmıştır. Hatta bazıları, turizme "Bacasız Sanayi" bile de­meyi yeltenmişlerdir. Herşeyden önce Turizm, bacasız sanayi değildir. Turizm, ülkemize gelir getiren, sadece insana dönük bir hizmet sektörüdür. 

Türkiye, bir Akdeniz ülkesidir, coğrafî konumundan dola­yı, turizm avantajı vardır. Ancak sözkonusu bu avantaja diğer Akdeniz ülkeleri de (İspanya, Fransa, İtalya, Malta,Yunanistan, Mısır gibi) sahiptir. Dolaysıyla, diğer Akdeniz Ülkeleri, turizm bakımından Türkiye ile rekabet halindedir. Sözkonusu bu reka­bet, özellikle deniz turizminde daha da belirginlik arzetmektedir. Türkiye bu rekabet kaosundan, turizmini çeşitlendirmekle, yani deniz turizminin dışındaki turizm kaynaklarını aktif hale getirmekle kurtulabilir. 

Türk halkı, turizmden ne bekliyordu? Ne umdu? Ne bul­du? Umduğunun ne kadarını bulabildi? Tüm bu soruların cevabları pek olumlu olmasa gerekir. Türk halkı, turizmden para kazanmayı düşledi. Ancak gelen turistlerin bir bölümü, aksine ülkeden bol miktarda döviz götürdü. Türk halkı, gelen turistlere kültürünü aktarmayı düşledi. Aksine gelen turistler, Anadolu insanına yabancı kültürü aşıladı. Ve böylece bugün Türk insanı kültür yozlaşması denilen batağa düşüverdi. Kültür yozlaşması­nın son noktasına gelen insanlar, turisti sadece para olarak gör­meye başladı. Turist para getirsin-de, ne bırakırsa bıraksın dü­şüncesi yaygınlaştı. Sonuçta kaybeden yine Anadolu insanı ol­du.

Türk insanında görülen ve hızla devam eden yozlaşma ha­reketi, ülkeyi batağa doğru sürüklemektedir. Türk insanını ve ülkesini, bu bataktan kurtarmak gerekiyor. Bunun için de, ciddi bir turizm politikası uygulanması şarttır. Türk insanı, bugün mevcut olan turistlere karşı duyduğu "ahlâk bozucu insanlar" tanımlamasını değiştirmek istiyor. Yine törelerine uygun ola­rak, ülkesine gelen turistleri "Tanrı Misafiri" olarak görmek ve onlara dostça yaklaşmak istiyor. Ancak bu dostça yaklaşımın olabilmesi için, Türk halkının; devlet yetkililerinden, ülkeye ge­len turistlerden ve kendi vatandaşlarından bazı istekleri var. Anket ve mülakat yolu ile tesbit edebildiğimiz bu isteklerin ba­zıları şunlardır; 

1. Türk insanı, devlet yetkililerinden, Türk gelenek ve gö­reneklerine, Türk insanının ahlâk yapısına uygunluk arzeden, bir "Turizm Politikası" uygulamasını istiyor. Bunun için de, Türk töreleriyle çatışmayan yeni bir turizm yönetmeliğinin ha­zırlanması ve uygulanması zarureti ortaya çıkıyor. Öte yandan devlet; kültür ve kültür kuruluşlarını pazarlama yollanın araştır­mak ve uygulamak mecburiyetindedir. Bu araştırma ve uygula­ma; Kültür ve Turizm bakanlıklarını harekete geçirmekle müm­kündür 

2.  Türk insanı, ülkeye gelen yabancı turistlerden, gerçek turist olmalarını istiyor. Gerçek turist olmaktan maksat, turizm ve turist kelimelerin tariflerine uygun şekilde hareket eden in­san olmalarıdır. Türk insanına göre gerçek turist; ülkenin turis­tik

zenginliklerini merak edip gezip görmeye gelen insanlardır.

Yine gerçek turist, geldikleri ülkenin insanlarına karşı dostça davranan, horlamayan, gelenek ve göreneklerini hiçe saymayan ve saygı duyan, ziyaret ettikleri ülkenin törelerine uygun bir şe­kilde davranan insan demektir. Turist geldiği ülkede para kaza­nan değil, para harcayan insandır. 

3.   Türk insanı, kendi vatandaşından turistlere karsı say­gılı olmasını istiyor. Özellikle turizm sektöründe çalışan ve tu­rizm sektöründen para kazananlar, turistleri "yolunacak kaz" olarak görmemeleri gerekmektedir. Çünkü turist yolunacak kaz olarak görülür ve haksız kazanç elde edilmeye çalışılırsa, daha sonraki yıllarda gerçek zengin turistler değil, aksine para kazan­maya gelen fakir turistlerle yani tüysüz kazlarla karşılaşılır. Öte yandan, turizmle uğraşan insanlar, para kazanacağız diye, top­lumun tüm değer yargılarını hiçe saymamalıdır. Bunun için de, önce Türk turizmcilerinin, turizm konusunda eğitilmesi önceliği vardır. 

Gerek devlet yöneticileri ve gerekse turizm sektöründe ça­lışanların, ne olursa olsun yeterki döviz gelsin anlayışı ile konu­ya bakmaları sonucunda, Türk turizminde karmaşık sorunlar yaşanmaktadır. Bu sorunların başında kültür yozlaşması başta gelmektedir. Özellikle ahlâk dışı davranışlar ve fuhuş sektörü­nün devreye girmesiyle, yabancı turistler tarafından, Türk kadı­nı "Türk Lokumu", Türk erkeği ise "Seks düşkünü erkek" ola­rak algılanmaya başlanmıştır. Bu algılama, zaman zaman gün­lük basına da yansımaktadır. Bu durum son derece üzücü ve utanç verici bir gelişmedir. 

Sonuç olarak, özlü bir ifade ile Türk toplumu , turisti sadece parası için değil, insani değer olarak ele alan bir şuu­ra erismelidir. Kısacası toplum ve devlet olarak; turiste karşı, Türk kültürünü yozlaştırmadan, insanca ve dostça davranılmalıdır. Türkiye'ye gelen turistler de, Türk kültürüne ve Türk in­sanına saygılı olmalıdır. Gerçek anlamda turizm; yönetici-turizmci-halk ve turist dörtlüsünün karşılıklı sevgi, saygı ve hoş­görüleri ile gerçekleşebilir. 

Doç. Dr. Ramazan OZEY

 

 

Anasayfa - İktisat - Makale - Ekonomi - Borsa - İstatistik - Türkiye Ekonomisi - Ekonomi Sözlüğü

Since 2005