Türkiye Ekonomisi

Dünya Ekonomisi

Osmanlı Ekonomisi

Finansal Ekonomi

İşletme Ekonomisi

Hizmet Ekonomisi

Kalkınma Ekonomisi

Tarım Ekonomisi

Borsa ve Yatırım

Ekonomi Sözlüğü

Ekonomi Ders Notları

Ekonomi Düşünürleri

Genel Ekonomi Soruları

Özel İstatistik Arşivi

Özel İktisat Konuları

Açık Öğretim İktisat

Ekonomi Kurumları

Kamu Yönetimi

Kamu (Devlet) Maliyesi

Sigortacılık Konuları

Türkiye İktisat Tarihi

Yeraltı Ekonomisi

Kredi Kartı Piyasası

Gelişmekte Olan Ülkeler

Finansal Piyasalar

Kent Ekonomisi

Liberalizm

Forex Piyasaları

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Ekonomi Biliminin Sınırları ve Ekonominin Diğer Bilimlerle İlişkisi 

Daha önce ekonominin tanımında belirttiğimiz gibi ekonomi biliminin kapsamına giren olaylar insan gereksiniminin sınırsız olmasına karşılık, onları karşılayabilen kaynak ve olanakların sınırlı bulunmasından doğmaktadır. Ekonomi biliminin amacı, bilindiği gibi, araştırıp bulduğu değişmez ve evrensel ekonomi yasalarını uygulayarak toplumun mutluluğunu sağlamaktır. Bu, sınırlı (kıt) kaynakların en uygun kullanım yolunun aranması ve toplumda refahın yükselmesini sağlayacak bir düzenin kurulması ile olurludur.

Ekonomi biliminde de, diğer bilim dallarında olduğu gibi amaç önce gerçeği açıklamak, sınırlı kaynakların yönetimine egemen olan temelleri yani ekonomi yasa ve eğilimlerini araştırıp bulmak ve çözümlemek, sonra da bu bulguları araç ve teknik olarak geleceği görmek ve yaşam koşullarının iyileştirilmesi için kullanmaktır.

Bazı bilim adamları ekonomi biliminin sınırlarını çizerken inceleme alanına giren olaylar arasında "değişmez" ve "zorunlu" ilişkilerin varlığını kabul etmezler ve bu nedenle ekonominin bir "bilim" olamayacağını ileri sürerler. Bu savı ileri sürenler genellikle fizik, kimya, biyoloji gibi "doğal bilimlerin" yani, yalnızca laboratuar deneylerinden yararlanabilen "pozitif bilimlerin" bilim sayılabileceğine inanırlar. Oysa, ekonomik olaylarda da diğer sosyal olaylarda da, "neden-sonuç" ilişkileri vardır.

Ekonomi biliminin araştırmalarında, buluş ve kuramlarında yararlanıldığı başka bilim dalları da bulunmaktadır. Bunların sayıları, konuya bakış açılarına göre değişik olabilmektedir. Bu nedenle, burada önemli olan ve ekonomi ile onun faaliyetlerini yakından ilgilendiren bilim dalları ile ekonomi bilimi arasındaki ilişkilere kısaca değineceğiz. 

A - EKONOMİ VE DOĞAL BİLİMLER

                   

Bu grupta yer alan teknikte teknolojik değişmeler ekonomik etkinlikleri büyük ölçüde etkiler. İnsan, yaşamını sürdürebilmek için, doğal güçleri kendi amaçları doğrultusunda yararlı kılmak ve kullanmak zorundadır. Teknik, doğa yasalarının amacına göre yararlı ve kullanılabilir duruma getirilmesidir. 

Teknik, verimin maksimize edilmesine yönelmiştir. Teknikteki maksimasyon ilkesine karşı ekonomide optimizasyon ilkesi önemlidir. Başka bir deyimle teknik, bir amaca en iyi şekilde ulaşabilmenin olanakları üzerinde dururken, ekonomi için önemli olan bu amacın gerçekleştirilmesi sorunudur. Dolayısıyla teknik, belli bir amaca nasıl ulaşabildiğini ve bunun yöntemlerini gösterir. Ekonomi ise bu amaca eldeki veri araçlar bütünü içinde ne derecede ulaşmak gerektiğini veya bu amacın gerçekleştirilmesinin doğru olup olmadığını saptamaya çalışır. Özellikle son yıllarda teknolojik gelişme ulusal ürün artışına büyük ölçüde katkıda bulunmuş ve ekonomik etkinliklerin organizasyonu ve yeryüzündeki dağılımında da geniş değişiklikler yapmıştır . 

B - EKONOMİ VE HUKUK

Ekonomi, hukukla da karşılıklı ilişki halindedir. Ekonomik olaylar hukuki bir çerçeve içinde oluşurlar. Hukuk düzeni, belli bir ekonomik sistemi ve bu sistem içindeki ekonomik ünitelerin (bireyler, aile ekonomileri, kurumlar, devlet) ekonomik etkinliklerini belirleyen ve yönlendiren çok sayıda yasayı kapsar. Hukuk ile olan ilişki açısından Anonim Şirketlerin yapısı veya tekelleşme karşısında önlemler söz konusu olduğu zaman ekonomik incelemenin, yasal sınırları ve kalıpları da otaya çıkar. Kanun, kararname, yönetmelik ve talimatname gibi yaptırıcı kurallar bütününü oluşturan hukuk, bazı eylemleri men, bazılarını da kabul ederek ekonomik oluşumu şekillendirir. Anayasada yer alan mülkiyet hakkı ve meslek seçme özgürlüğü iş hayatının temel unsurlarını oluşturur. Söz konusu temel haklar özel girişimin ekonomik sistemde yer almasını sağlar. Kısaca denilebilir ki, hukuk ekonomiye ve ekonomi de hukuka sürekli olarak etki yapmıştır, yapmaktadır. 

c - EKONOMİ VE MANTIK, MATEMATİK, İSTATİSTİK 

Mantık, tümevarım ve tümdengelim yöntemlerinin her ikisini birden kullanarak genele ulaşmak isteyen ekonomiste büyük katkılarda bulunmaktadır.

Ekonomik kurallar ve yasalar ekonomistler tarafından değişik yöntemlerle ortaya konulmuştur. Ekonominin bilim olma döneminde ekonomik yasalara ulaşmada başlıca iki yöntemin kullanıldığı görülmüştür. Ekonomik yasalara ulaşabilmek için başvurulan ilk yöntem tümdengelim (dedüksiyon) yoluyla elde edilen önermelerle ekonomik ilişkileri ve olayları genel düzeyde açıklamak olmuştur. Ekonomik değişkenler arasında sürekli tekrarlanan ilişkileri saptayarak genel ilkeler ve yasalar halinde ifade etmenin ikinci yolu, çevremizde olup biten olayları gözleyerek, inceleyerek, tekil düzeyde veriler toplayarak bu veriler arasında değişmez ilişkileri saptamaktır. Bu yöntem tümevarım (indüksiyon) yöntemidir. Bu iki yöntem ekonomi biliminde ve ekonomik düşünce tarihinde birbirlerini izler ve iki ayrı dönemi temsil eder görünmektedir.

Günümüzde ekonomik kural - ve yasaların geliştirilmesinde tümevarım yöntemi ki buna pozitivist ya da ampirist yol da denilmektedir, tümdengelim yöntemi ile birlikte kullanılmaktadır. Bu iki yöntem birbirinin karşıtı (rakibi) değil tamamlayıcısı durumundadır. Ekonomik kural ve yasaların elde edilmesinde iki yöntem birlikte kullanıldığından, gözlemlerden çıkarılan önermelerden hareket edilmektedir. Doğrudan gözlemle algılanmış önermelere temel önerme denilmektedir. Başka bir deyişle, temel önermeler arasında mantıksal ilişkiler kurulabildiğinde bunlar bütün olarak bir sistem oluşturacaktır. Genel ifadelerin doğruluğu, geçerliliği temel önermelere indirgemeleri ile ortaya konulabilir. Deney ve gözlemlerden doğrudan algılanmış tekil önermelere geri getirilebildiği zaman genel ifade doğru ve anlamlı sayılacaktır. Gözlemlere indirgenemeyen, gözlenen olaylarla doğrulanamayan genellemeler, anlamsız sayılacaktır.

Şu bir gerçektir ki, ekonomi ilkelerinin anlaşılmasında en önemli unsur, mantığa dayanan yorumdur. Ekonomik etkinliklerin algılanmasında ise, en önemli unsur, ampirik kanıtların özenle incelenmesidir. 

Ekonomi bir bakıma kantitatif (nicel) olaylarla uğraştığı için matematik, geometri ve olasılık hesaplarından büyük ölçüde yararlanır. Ekonomik olayların nicel ilişkileri._in araştırılmasında matematiksel yöntemlerden yararlanılmaktadır. Orneğin fiyatlar, maliyetler, gelir, kar ve zarar gibi unsurlar, sayılarla ifade edildiklerinden, bunların araştırılması ve incelenmesinde matematiksel çözümlemelere gerek duyulur.

Ekonomi, istatistikle de çok yakın ilişkisi olan bir bilim dalıdır.

İstatistik kitlesel oluşumları sayısal kavramlarla inceleyen yöntemlerin bilimidir.

İstatistikte tek olayın incelenmesinden değil, çok sayıda olayın

çözümlenmesinden ortalama sonuçlara ulaşılır. İşte burada dikkat edilmesi gereken konu, eldeki rakamların doğruluğu kabul edilse bile, istatistik yönteminde aşırılığa kaçmış bir soyutlama olduğu bilinmeli ve sayı ve rakam dizilerine dayanılarak elde olunan yaklaşımlar, genelleştirmeden önce kontrol edilmelidir. Ayrıca istatistik ekonomik kuramda kazanılmış görüşlerin sayılarla açıklanmasına ve kanıtlanmasına da yardımcı olur. Çünkü istatistik teknikleri, ortaya atılan ve doğal olarak karmaşık bulunan sorunları kısa ve kolayca yanıtlandırılmasına yardımcı olan ölçümlerdir

 

 

Anasayfa - İktisat - Makale - Ekonomi - Borsa - İstatistik - Türkiye Ekonomisi - Ekonomi Sözlüğü - Gizlilik Politikası

Sağlık Bilgileri