|
|
Gümrük Birliği Öncesi ve Sonrası
Türk Otomotiv Endüstrisinin SCP Paradigması
Açısından Değerlendirilmesi
1. Giriş
Motorlu taşıt araçları, insanların yaşamının
ayrılmaz bir parçası olma konumuna ulaşmıştır.
Taşıma araçları anlamında binek otomobiller, yolcu
veya eşya taşıyan ticari araçlar ve tarımın
vazgeçilmezi olan traktörden söz edilebilir. Gümrük
Birliği’ne üye olununcaya kadar Türkiye yollarında
taşıt sayısı ve bu çerçevede model çeşitliliği
sınırlı sayıda iken günümüzde milyonlarca sayıda ve
yüzlerce modelde taşıta sahip olan bir ülke konumuna
gelinmiştir.
Bu çeşitlenmenin ve taşıt sayısındaki artışın
nedenini Gümrük Birliği’ne bağlayabiliriz. Gümrük
Birliği ile dış ticaret engellerinin kaldırılması
birçok endüstriyi etkilediği gibi otomotiv
endüstrisini de etkilemiştir. Gümrük Birliği öncesi
Türkiye’de bin kişiye düşen araç sayısının Avrupa
Birliği ortalamasına göre, ortalama sekiz kat daha
az olması, Türkiye’de otomotiv endüstrisi anlamında
doymamış bir piyasa olduğunu göstermektedir. Gümrük
Birliği süreci ile bu doymamış piyasayı gören
özellikle Uzak Doğu kökenli firmalar Türk pazarında
kazanç elde edebilmek için ülkemizde üretim tesisi
kurmaya başlamışlardır. Bu da Türkiye’deki sınırlı
taşıt üretimi yapısını bozmuş ve bir rekabet ortamı
oluşturmuştur. Endüstrideki firma sayısının artması,
üretimin artmasını ve rekabetle birlikte model
çeşitlenmesinin hızlanmasını beraberinde getirmiş,
taşıt sayısının artmasına bağlı olarak fiyatlar
aşağı düşmüştür.
Bu bilgiler ışığında çalışma, giriş ve sonuç
bölümleri dışında üç bölümden oluşacaktır. Teorik
çerçeve kısmında çalışmayla ilgili temel kavramlar
açıklandıktan sonra endüstrinin tarihçesi ve yapısı
anlatılacaktır. Ampirik çerçeve kısmında endüstriyi
dış rekabete açık hale getiren Gümrük Birliği’nin
Türk Otomotiv Endüstrisi’ne olan etkilerine
değinildikten sonra endüstrideki yapısal değişimi
göstermek üzere endüstriye Chow Testi
uygulanacaktır. Stratejik çerçevede ise endüstri
için önemli bir potansiyel rekabet niteliği taşıyan
Çin otomobillerinin piyasaya girmesiyle oluşturacağı
rekabetin ex ante analizi yapılacaktır.
2. Teorik Çerçeve
2.1. Firma ve Endüstri Kavramı
Firma, çeşitli girdileri (emek, sermaye, doğal
kaynak) kullanarak mal ve/veya hizmet üretimini
gerçekleştiren iktisadi karar birimidir. Firma
terimi genellikle üretimle ilgili işlemleri ifade
eder. Bu çerçevede firmaların özelliği emek ve diğer
üretim faktörlerini belirli üretim süreçleri veya
teknolojiler yardımıyla işleyerek mal ya da hizmet
üretmektir. (Seyidoğlu, 2002: 200) Firmaların temel
amacı yaptıkları faaliyetler sonucu kar elde etmek
olacağı gibi potansiyel firmaların piyasaya
girişlerini engellemek, rakiplerini piyasadan
dışlamak veya rekabet üstünlüğü sağlamak da
olabilir. Bu amaçları da firmaları, sosyal
nitelikteki kuruluşlar olarak bilinen kar amacı
gütmeyen firmalardan ayırır.
Endüstri ise benzer teknolojiler kullanarak aynı
ihtiyacı tatmine yarayan mal veya hizmetlerin
üretimini gerçekleştiren firmalar topluluğudur.
İktisat literatüründe endüstri kavramı yerine sanayi
kelimesi de kullanılmaktadır. Bu çerçevede otomotiv
endüstrisi veya bu anlamda otomotiv sanayi motorlu
taşıt araçları üretimiyle ilgilidir. Yani aynı
ihtiyacı tatmine yarayan fakat farklı özelliklere
sahip taşıt araçlarının üretildiği sanayidir.
2.2. Türk Otomotiv Endüstrisi’nin Tarihçesi
Türk insanı, taşıma araçlarıyla 20.yüzyılın
başlarında tanışmıştır. Uzun bir süre sadece
Avrupa’dan gelen otomobilleri kullanabilmişlerdir.
1950’li yıllarda bazı prototip araçların
üretilmesinden sonra ilk montaj hattı 1954 de
İstanbul’da ordunun jeep ve kamyonet ihtiyacını
karşılamak için Türk Willys jeep fabrikası ile
Ankara da Türk traktör fabrikası kuruldu. 1962
yılında Uzel, M.Freguson lisansı ile İstanbul da
traktör üretimine başlamıştır. Bu da Türkiye’nin o
dönemlerde tarım ağırlıklı bir sanayiye sahip
olduğunu göstermektedir. 1966 yılında Türkiye’nin
otomotiv sektörü için önemli bir gelişme sağlanarak
ilk Türk otomobili olan Anadol üretilmiştir. O
yılların ithal ikameci stratejileri doğrultusunda
uygulanıyordu. 1971 yılında Tofaş ve Oyak Renault
aldıkları yabancı lisanslarla imalat hatlarını
kurarak üretime başlamışlardır. (Çoban, 2005: 2;
Sağmal, 2004: 26 )
1980 yılında serbest piyasa ekonomisine geçilmesi
ile endüstride yeni gelişmeler olmuştur. Bu da
endüstride korumacı politika uygulamasını
hafifletmiş ve endüstri rekabete açılmaya
başlamıştır. Sektör, 1990’lı yıllarla birlikte daha
da gelişmeye başlamış ve büyüme hızı artmıştır.
1987- 1992 yılları arasında yılda ortalama % 12,5
büyüme hızına erişen, 1993 yılındaki en büyük 10
özel şirket arasına dört firma sokmayı başaran, 500
bin kişiye doğrudan ve dolaylı istihdam sağlayan ve
kayıt içi ekonomide bulunarak devlete önemli vergi
gelirleri kazandıran Türk Otomotiv Endüstrisi
gelişme potansiyelini yakalamış ve ülke
sanayileşmesinde lokomotif göreviyle ülke ekonomisi
içinde önemini göstermeye başlamıştır (Orhan, 1997:
11). 1994 yılına gelindiğinde ise endüstri, tam
anlamıyla Gümrük Birliği sürecinin başlamasıyla yeni
bir döneme başlamıştır. Bu ileri düzeyde bir rekabet
ortamı anlamına geliyordu. Türk araçlarının
ihracatının, yabancı araçların da Türk pazarına
girmesinin önünde engeller kalmamıştır ve çok
geçmeden doymamış bir endüstri olan Türk Otomotiv
endüstrisi, yabancı firmaların yatırımlarınım
çekmeye başladı. Özellikle Uzak Doğu kökenli
otomobil üreticileri Türkiye’de üretim tesisleri
kurmaya başlamışlardır. 2000’li yıllara gelindiğinde
ise sektördeki gelişme daha da hızlanmıştır. Kriz
ortamından sonra iktisadi karar birimlerinin
ekonomiye olan güveni ve ekonomideki istikrarlı
gidişat sektörün önemli oranlarda büyümesini
beraberinde getirmiştir.
2.3. SCP Paradigması
Endüstriler arası karşılaştırmaları esas alan
araştırmaların yanı sıra endüstrilerdeki alan
araştırmalarıyla da uğraşan ve ileri düzeyde ampirik
bilgi gerektiren endüstri iktisadı (sanayi
ekonomisi) özellikle Mason ve Bain tarafından
yapılan çalışmalarla bilimsel bir nitelik
kazanmıştır. Söz konusu iktisatçıların çalışmaları
Geleneksel Endüstri İktisadı olarak adlandırılan bir
süreci başlatmış ve bu süreç SCP Paradigması ile
modellenmiştir. SCP Paradigması; yapı, davranışsal
yapı ve piyasa performansı arasındaki nedensel
ilişkiyi incelemektedir. Söz konusu inceleme de
piyasayı şekillendiren arz ve talep unsurlarının
yanı sıra firmaların sayısı, maliyetleri, ürün
nitelikleri ve talep esneklikleri gibi faktörler de
önem arz etmektedir. Bu bağlamda piyasaların
yapısının yanı sıra firmaların davranışları ve bu
davranış çerçevesinde tercih etmiş oldukları
stratejiler hem firmaların hem de piyasanın
başarısını etkilemektedir. Piyasa taraflarının
davranışlarını ortaya koyan SCP Yaklaşımı’nda piyasa
performansı nihai aşamada piyasanın yapısına
bağlıdır (Çoban, 2003: 7).
Şekil 1: Yapı, Yönetim ve Performans
Arasındaki İlişkiler

Kaynak: Çoban, 2003: 15
Şekil 1’de görüldüğü üzere yapı, davranış ve
performans arasında nedensellik ilişkisi
bulunmaktadır. Her üç kavram da birbirini
etkilemektedir. Burada piyasa yapısı firma
davranışlarını etkileyecektir. Bu davranışlar da
firma ve piyasa performansını etkileyecektir. Daha
sonraki aşamada da performans davranışları
etkileyecek ve buna göre de piyasa yapısı
şekillenecektir.
2.4. Türk Otomotiv Endüstrisi’nin Yapısı
Gelişmiş ülkelerde ekonominin lokomotifi olarak
kabul edilen otomotiv sektörü, Türkiye’de üç büyük
sektör arasında yer almakta olup, elli yıllık bir
geçmişe sahiptir. Bugün Türk Otomotiv Endüstrisi,
küresel pazarlara ürün satabilmekte olup sektörde 17
ana ve yaklaşık 1250 yan sanayi işletmesi genelde
Marmara Bölgesi’nde kurulmuştur. Türkiye’de ithal ve
yerli araçlar dâhil yaklaşık 45 marka aracın satışı
yapılmaktadır. Üretilen araçların % 40’ı Güney
Marmara Bölgesi’nde satılmakta, % 40’ı ihraç
edilmekte % 20’si ise Güney Marmara dışındaki
bölgelerde satışa sunulmaktadır.
Türk Otomotiv Ana Sanayi, dış ticaretinin % 75’ini
Avrupa Birliği ülkeleri ile yapmaktadır. Son
dönemlerde sektör ihracatının artmasına bağlı olarak
Türkiye’de üretilen araçların uluslararası
piyasalarda söz sahibi olmaya başlaması, üretimin
artmasına zemin hazırladığı gibi istihdamın ve milli
gelirin artmasına da önemli ölçüde katkı
sağlamıştır. Ancak ülkemizde araç üretiminin hızla
artmasına rağmen dünya genelinde 1000 kişiye düşen
araç sayısı 132 iken, 2005 yılı verilerine göre
ülkemizde 102 olarak gerçekleşmiştir. Bu da
ülkemizde otomotiv endüstrisi anlamında halen
doymamış bir piyasanın olduğuna işaret etmektedir.
Söz konusu endüstride kolayca sayılabilecek kadar
üretici veya bu anlamda satıcı varken, sınırsız
sayıda tüketici vardır. Bu da bize endüstrinin
“oligopolistik” bir yapıya sahip olduğunu gösterir.
Oligopol olmanın yanı sıra endüstride farklı çeşit
ve modellerde taşıt araçları olduğu için
farklılaştırılmış yani heterojen oligopolden söz
edebiliriz. Diğer taraftan endüstrideki firmaların
daha fazla müşteriye sahip olmak için ve bu
çerçevede kârlarını artırmak için birbirlerinin
hareketlerine tepkide bulunmaları endüstride
anlaşmasız oligopol olgusunun olduğunu gösterir.
Endüstrinin yapısı açısından incelememiz gereken bir
diğer durum da endüstride ana sanayi ve yan sanayi
açılımının olmasıdır. Otomotiv sanayinin en önemli
özelliklerinden biri, endüstriye ara malları
sağlayan oto cam, lastik, boya, yedek parça gibi
endüstrilerin gelişmesine ortam hazırlamasıdır. Bu
nedenle Otomotiv Endüstrisi, otomotiv ana sanayi ve
otomotiv yan sanayi olarak ikiye ayrılır (Seyidoğlu,
2002: 472).
Diğer taraftan bu endüstride üretilen araçlar
belirli bir süre kullanıldıktan sonra ikinci el
piyasasında işlem görmektedir. Bu çerçevede
endüstrinin uzantısı olarak sıfır kilometre araç
piyasası ve ikinci el (limon piyasalar) araç
piyasası yapıları ortaya çıkmaktadır.
2.5. Oligopol Kavramı ve Oligopol Piyasası
Oligopol, Yunanca’ da az miktarda anlamına gelen
“Oligoi” ve satmak anlamına gelen “Polein”
sözcüklerinin birleşmesinden türetilmiştir. Oligopol
kelimesine, literatürde ilk defa 1518 yılında Thomas
Morus tarafından Latince olarak yazılan “Oligopolium
Utopia” adlı kitapta rastlanır. Oligopol kavramı,
daha sonra 1914 yılında Karl Schlesinger tarafından
yazılan “Oligopol Piyasası’nda Fiyat Teşekkülü’nün
Kanunları” adlı kitapta konu olarak incelenmiştir.
Daha sonra da Oligopol kavramına H. Chamberlin’in
1933 yılında kendisinden önce yazılanlardan habersiz
olarak yazdığı “Oligopolün Köken’inde” adlı eserinde
rastlıyoruz. Nihayet 1934 yılında Stackelberg
kendisinden önce gelen yazarların makale ve
kitaplarından faydalanarak kaleme aldığı “Piyasa
Formu ve Dengesi” adlı eserinde oligopol teorisini
kurarak, oligopol terimini ekonomi literatürüne
kazandırmıştır (Çöloğlu, 1982: 8).
Oligopol piyasası, birbirine etki edebilecek kadar
az sayıda satıcının sınırsız sayıda alıcı ile karşı
karşıya geldiği aksak rekabet piyasasıdır.(Dinler,
2005; s: 359) Oligopol piyasası, idealize edilmiş
olan tam rekabet piyasası ile tekellik faaliyetini
yansıtan monopol piyasası arasında kalan bir
piyasadır. Başka bir ifadeyle oligopol, bir satıcı
veya üreticinin kendi piyasasındaki az sayıdaki
rakiple karşı karşıya geldiği, satış veya üretim
politikasını rakiplerin davranış, düşünce ve
tepkilerine bağlı olarak belirlediği bir piyasa
türüdür (Çöloğlu, 1982: 12). Oligopol piyasalarında
az sayıda üretici ya da satıcı olduğu için bunlar
birbirinin kararlarından etkileneceklerdir. Bu daha
çok fiyat eksenli etkileşimlerde söz konusu
olacaktır. Piyasada az sayıda arz eden olacağı için,
firmalardan birinin fiyatı indirmesi diğer
firmaların müşterilerini bu anlamda pazar paylarını
kaybetmelerine neden olabilecektir. Diğer firmalar
da pazar paylarını kaybetmemek için fiyatlarını
indirecekler ve dolayısıyla piyasadaki bütün
firmaların kâr marjları azalacaktır. Bu anlamda
piyasada az sayıda firma olması ve bu firmaların
birbirlerinin kararlarından etkilenmelerinin
nedenlerini “giriş engeli” ve “firmalar arası
bağımlılık” olmak üzere iki açılımla anlatılmaya
çalışılacaktır.
Giriş engeli; ölçek ekonomileri, sermaye sorunu ve
limit fiyat uygulaması ile gelişecektir. Firmalar
arası bağımlılık ise, söz konusu sektörde az sayıda
firma olduğu için bu firmaların birbirinden
kolaylıkla etkilenme ve birbirini etkileme
durumudur. Birinin üretim miktarı, reklâm, fiyat vs.
konusunda alacağı kararlar diğer firmaları da
yakından ilgilendireceğinden diğer firmalar da
alınan bu kararlar doğrultusunda kararlar alarak
bağımsız hareket etmeyeceklerdir. Oligopol
piyasasındaki bir açılım da; tam oligopol ve noksan
oligopol ayırımıdır. Bu anlamda alış-verişe konu
olan mal veya hizmet homojense bu oligopole tam
oligopol veya homojen oligopol denir. Alış-verişe
konu olan mal veya hizmet homojenlikten uzaklaşmışsa
yani ikame edilebilirliği güçlü ise bu oligopole
noksan oligopol, heterojen oligopol veya
farklıklaştırılmış oligopol denir.
3. Ampirik Çerçeve
3.1. Gümrük Birliği ve Türk Otomotiv Endüstrisi
Avrupa Birliği’ne geçiş sürecinde önemli bir aşama
olan Gümrük Birliği, birçok sektörü etkilediği gibi
Türk Otomotiv Endüstrisi’ni de etkilemiştir. O
dönemlerde Türkiye’nin altmış milyon nüfuslu bir
pazara sahip olması, ortak pazar olarak
nitelendirilen AB’ye girmesi için önemli bir yer
teşkil etmekteydi. Bu çerçevede Türkiye AB’ye
girmeden Gümrük Birliği’ne katılan tek ülke
konumundadır (İTO, 1994: 5) .
Gümrük Birliği’ni üç önemli unsuru olan üye ülkeler
arasında dış ticarette miktar kısıtlamalarının
kaldırılması, gümrük tarifelerinin sıfırlanması ve
üçüncü ülkelerden yapılan mal ve hizmet ithalatında
gümrük tarifelerinin sabitlenmesi Türk Otomotiv
Endüstrisi’ni dış rekabete açık hale getirmiştir.
Gümrük Birliği öncesi doymamış bir piyasaya sahip
olan Türk Otomotiv Endüstrisi’nin Gümrük Birliği ile
dış rekabete açılması özellikle Uzak Doğu kökenli
firmaların Türk Pazarı’na girmesini ve Türk Otomotiv
Endüstrisi’nde firma sayısının artmasını beraberinde
getirmiştir. Avrupa Birliği’ne kayıtlı ülkelerin
Japon otomobillerine karşı kota getirmeleri Japon
otomobil üreticilerinin yatırımlarını Türkiye’ye
kaydırarak ülkemizde üretim tesissi kurup bu
ülkelere ihracatlarını Türkiye’den yapmalarına neden
olmuştur. Buna paralel olarak endüstride faaliyet
gösteren firma sayısının artması Gümrük Birliği
öncesi sınırlı sayıdaki üretime bağlı olarak sınırlı
sayıda olan modellerin çeşitlenmesini sağlamıştır.
Türk Otomotiv Endüstrisi’nde Gümrük Birliği öncesi
faaliyet gösteren firmalar da bu durum karşısında
rekabet gücü elde edebilmek için yeniden yapılanma
yoluna gitmişlerdir. Söz konusu endüstride Gümrük
Birliği’ne kadar yapılan ürün çeşitlendirmesi
otomobilin fiziki aksam veya aksamlarının
değiştirilmesinden ibaretken Gümrük Birliği ile
değişen rekabet koşulları aslında bunun bir ürün
farklılaştırması olduğunu göstermiştir. Örneğin
Gümrük Birliği öncesi X firması, A model bir
otomobilin dikiz aynasını, direksiyonunu, jantını vb
aksamlarını değiştirerek B modeli olarak piyasaya
sunuyordu. Gümrük Birliği’ne girilmesiyle yabancı
firmaların lüks sayılabilecek araçlarının pazara
girmesi yerleşik firmaların da kendilerini
geliştirerek gerçek anlamda yeni modeller piyasaya
çıkarmalarını sağlamıştır.
Sonuçta bu değişen rekabet süreci, Türk Otomotiv
Endüstrisi’nde ürün farklılaştırması ile
çeşitlendirmesi yoluyla üretimi ve verimliliği
artırmış, endüstrideki dış ticaret kapsamını
değiştirmiş ve rekabet anlayışını değiştirerek
endüstrinin yeni bir nitelik kazanmasına ortam
hazırlamıştır.
3.1.1. Gümrük Birliği’nin Endüstrisinin Yapısına
Etkisi
Gümrük Birliği’ne girilmesi ile Türk Otomotiv
Endüstrisi’nin sahip olduğu oligopol niteliğindeki
piyasa yapısında bir değişme olmamış; ancak piyasaya
yeni firmalar girmiş ve bunun neticesinde Gümrük
Birliği öncesine göre daha heterojen bir oligopol
yapı ortaya çıkmıştır. Söz konusu endüstrideki
heterojen oligopol yapının güçlenmesi, otomotiv yan
sanayinin de gelişmesine ortam hazırlamıştır.
Gümrük Birliği’ne girilmeden önce firmaların mevcut
taşıtlar üzerinde yaptıkları küçük çaptaki
değişiklikler yeni araç modelleri olarak piyasaya
sunuluyordu. Bu da söz konusu endüstride güçsüz bir
heterojen yapının olduğunu gösteriyordu. 1996
yılında Gümrük Birliği’ne girilmesi ile bu
heterojenliğin endüstri açısından anlamlı bir
düzeyde olmadığı sonucuna varılmıştır. Bu çerçevede
Gümrük Birliği ile özellikle Uzak doğu’lu firmaların
Türkiye’de üretim tesisleri kurmaya başlamaları ve
bu anlamda araç modellerinin çeşitlenmesine imkân
sağlamaları endüstriye gerçek anlamda güçlü bir
heterojenlik kazandırmıştır.
Gümrük Birliği öncesinde söz konusu endüstride
kaynak kullanımında etkinsizlik üretimde
etkinsizlik, maliyet etkinsizliği ve hizmet
etkinsizliği gibi hastalıklar vardı. Bunu da 1966
yılında Leibenstein tarafından ileri sürülen X
Etkinsizliği yaklaşımıyla açıklayabiliriz. Birlik
öncesi piyasa sınırlı sayıda firmanın egemenliğinde
olduğu için firmalar aralarında bir rekabet
yaşayamıyorlardı. Bu da firmaların kaynaklarını
etkin kullanmamalarına neden oluyordu. Bu
etkinsizlik de tüketicilere sınırlı model seçme
imkânı sunarken araçların, daha kalitesiz ve daha
yüksek fiyattan ulaşmasını beraberinde getiriyordu.
Gümrük Birliği ile piyasadaki sınırlı sayıdaki hâkim
firmaların yapısının bozulması, etkinsizliğin de
ortadan kalkmasını sağlamış ve tüketicilere daha
kaliteli taşıtlar; daha düşük fiyatlardan satılmaya
başlanmıştır.
3.1.2. Gümrük Birliği’nin Endüstrideki Rekabet
Ortamına Etkisi
Gümrük Birliği, Türk Otomotiv Sanayisi’nin rekabet
edebilirlik gücünü hem olumlu hem de olumsuz biçimde
etkileyebilecek unsurları bünyesinde taşımaktadır
(Orhan, 1997: 59–61).
Rekabet Gücü’ne Olumlu Etkileri:
Mevzuatın basitleşmesi, Teknolojinin yenilenmesi,
Birlik üyesi ülkelerden hammadde ve ara malı
temininin ucuz ve kolay olması, Gümrük duvarları ve
tarife dışı engellerin kaldırılması ile maliyetlerin
ucuzlaması, Yabancı ortaklık kurma olanaklarının
artması, Sektörde model yenileme sürelerinin
kısalması, Kalite ve verimliliğin artması,
maliyetlerin ve fiyatların düşmesi, Sektörün
yapısının değişmesi ile rekabete uyum sağlanması,
Sektördeki firmaların ürün çeşitlendirmesi
yapmalarına olanak sağlaması.
Rekabet Gücü’ne Olumsuz Etkileri
Üçüncü ülkelerden olan düşük fiyatlı girdi temini
olanağının kalkması, Koruma oranlarının kaldırılması
ile rekabetin güçleşmesi, Teşvikler
kaldırılacağından devlet desteğinin eksilmesi, İthal
ürün çeşidinin artması, Avrupa Birliği’ne uyum
sağlamada güçlüklerin yaşanması, Getirilen Özel
Tüketim Vergisi ile maliyetlerin artması, İthal
araçların ortalama satın alış maliyeti düşeceğinden
satış miktarlarının artabilmesi, Yerli üretimin
nispi fiyatları artacak ve buna bağlı olarak yerli
üretimin iç pazar payının azalabilecek olması, İç
pazar talebi içinde ithal araçların oranının
artabilmesi, Sektörde faaliyet gösteren firmaların
kar marjlarının düşebilmesi olarak sıralanabilir.
Bu çerçevede endüstrideki rekabeti hizmet ve fiyat
rekabeti olarak iki eksenli ele alabiliriz. Gümrük
Birliği öncesi sınırlı sayıda üretim gerçekleştiren
firmalar ortaklaşa hareket ediyorlarmış gibi
fiyatlarını yüksek seviyelerde tutmuşlardır. Bunun
nedeni de üretim maliyetlerinin yüksek olmasıdır.
Böylelikle yüksek maliyetli ve düşük kaliteli
taşıtlar üretilip yüksek fiyatlardan satılmıştır.
Gümrük Birliği’ne girilmesi ile firma ve araç modeli
sayısının artması firmaları kaynaklarını daha etkin
kullanmaya yöneltmiş ve böylece firmalar rekabet
edebilir duruma gelmişlerdir. Bu rekabet de daha
kaliteli taşıtların daha düşük maliyetle
üretilmesine ortam hazırladığı gibi tüketicilerin de
daha düşük fiyatlara araç sahibi olmalarına olanak
sağlamıştır. Hizmet açısından ele alınacak olursa
Gümrük Birliği öncesi yetersiz olan satış sonrası
hizmet faaliyetleri, modası geçmiş dağıtım şubeleri
ve uzun süren araç teslimatı gibi sorunlar Gümrük
Birliği’ne girilmesi ile ortadan kalkmış ve kaliteli
satış sonrası hizmetleri, araç tanıtım faaliyetleri
hızlı bir çıkış göstermiştir. Mesela Gümrük Birliği
öncesi kâğıt üzerinden seçilerek otomobil sahibi
olunurken daha sonraları fuarlarda otomobilleri
görüp, test sürüşü yapıp çeşitli ödeme imkânlarıyla
daha kısa sürede otomobil sahibi olunmuştur. Hatta
şimdileri otomobil sahibi olunurken karşılaşılan
çeşitli poliçelerin otomobil satış noktalarında
yapılması tüketiciler için işlem maliyetlerini
düşürürken firmaların rekabet üstünlüğü sağlamasında
önemli bir avantaj olmaktadır.
3.1.3. Gümrük Birliği’nin Endüstrideki
Üretime Etkisi
Gümrük Birliği
öncesi ara malı maliyetlerinin yüksekliği ve işletme
sermayesi maliyetinin yüksekliği buna bağlı olarak
da iç ve dış talebin yetersiz olması üretimin az
olmasını beraberinde getiriyordu. Bu da firmaların
atıl kapasiteyle çalışmamalarına neden oluyordu.
Gümrük Birliği ile üye ülkelerden ithal ettiğimiz
ara mallarının, maliyetleri düşürücü etkisi ve yeni
firmaların endüstriye girmesi üretimin artmasını
beraberinde getirmiştir. Bu çerçevede Türk Otomotiv
Endüstrisi’nde 1995 ve 1996 yılında
gerçekleşen üretim miktarları baz alınarak bu iki
dönem arasındaki
gelişmeler Tablo 2 yardımıyla gösterilmiştir.
Tablo 1: Gümrük Birliği Sürecinde
Üretim Miktarındaki Değişimler
|