Türkiye Ekonomisi
Dünya Ekonomisi
Osmanlı Ekonomisi
Finansal Ekonomi
İşletme Ekonomisi
Hizmet Ekonomisi
Kalkınma Ekonomisi
Tarım Ekonomisi
Borsa ve Yatırım
Ekonomi Sözlüğü
Ekonomi Ders Notları
Ekonomi Düşünürleri
Genel Ekonomi Soruları
Özel İstatistik Arşivi
Özel İktisat Konuları
Açık Öğretim İktisat
Ekonomi Kurumları
Kamu Yönetimi
Kamu (Devlet) Maliyesi
Sigortacılık Konuları
Türkiye İktisat Tarihi
Yeraltı Ekonomisi

Kredi Kartı Piyasası

Gelişmekte Olan Ülkeler

Finansal Piyasalar

Kent Ekonomisi

Liberalizm

Forex Piyasaları

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

İşsizlik Oranı ve Büyüme İlişkisi, Okun Yasası 

Büyüme genel olarak bir ekonominin üretim kapasitesindeki artışı, bir başka tanımda da bir ülkede üretilen mal ve hizmet miktarının zaman içindeki artmasını ifade etmektedir. M. E. Ünsal’a göre, iktisadi büyüme; bir ülkede yaşayan insanların yaşam standartlarını sürekli biçimde yükseltmenin tek yoludur.(Aktaran: Göktaş Yılmaz, 2005: 64). Büyüme ile birlikte istihdam kapasitesinin artırılabileceği düşüncesi literatürdeki genel kanıyı oluşturmaktadır. Bununla birlikte büyüme-işsizlik ilişkisi büyümenin niteliğine bağlı olarak değişmektedir. Öyle ki, büyümenin nasıl oluştuğu, iç pazara mı dış pazara mı dayalı olduğu, emek yoğun-sermaye yoğun bir büyüme mi olduğu, hangi sektörlerde ortaya çıktığı gibi faktörler bu ilişkiyi biçimlendirmektedir.(Yılmaz, 2005: 64 - 65). A. Kılıçbay’a göre, istihdam ancak ekonomik büyüme hızı ile yükseltilebilmektedir. (Aktaran: Göktaş Yılmaz, 2005: 64)

Kaynak kıtlığının daha büyük boyutlarda hissedildiği gelişmekte olan ülkelerde hane halklarının, firmaların ve devletin üretimle ilgili kararları, bu birimlerin niteliklerindeki zayıflıktan ötürü, hızlı bir kalkınmayı gerçekleştirme konusunda çoğunlukla yetersiz kalmakta niteliksiz işgücü, geri teknoloji ve kötü örgütlenme bu yetersizliğe neden olmaktadır. (ekodıalog.org., 2009:3) 

Büyüme hızının yüksek olması, halkın hayat standardında da iyileşmeye neden olmaktadır, bu her toplumun arzusudur. Ayrıca büyüme oranındaki artış iş bulma imkânlarının da artmasını sağlamaktadır. Bu ilişkiyi ilk ortaya koyan Arthur OKUN’dur. N. Ekin’e göre, işsizliğin maliyeti, kaybedilmiş üretim veya ulusal gelir olarak düşünülmektedir. ( Aktaran: Onur, 2006: 11) 

Özellikle hızlı nüfus artışı, eğitim sistemindeki aksaklıklar, kaynakların yatırımdan ziyade ranta kayması ve kırdan kente göç, sorunu daha da derinleştirmektedir. Türkiye’de, uzun dönemde ekonomik istikrar korunabilir ve büyüme oranı doğal büyüme oranının üstünde sürdürülebilirse, işgücü arzını artıran baskı azalabilecek ve Okun kanununda öngörülen ilişki kuvvetlenebilecektir. (Demir ve Bakırcı, 2005: 1). İstihdam artışı işsizliği azaltacağı için büyüme ile işsizlik arasındaki Okun kanunundaki öngörülen ters yönlü ilişkiyi doğrulamaktadır. (Demir ve Bakırcı, 2005: 4)

B. Ceylan Ataman’a göre, işsizliğin çok yüksek olduğu Türkiye’de istihdam yaratılamamakta, son dönemde gerçekleşen büyümeye rağmen işsizlik azalmamaktadır. 2000’ li yıllardan itibaren başlayan ekonomik büyümeyle birlikte enflasyon tek haneli rakamlara düşmüş, ekonomi yüksek bir büyüme hızına ulaşmış, TL değer kazanmış, ihracat artmış, kamu borçlanması giderek azalmış, merkez bankasının rezervleri artmış, reel faizler düşmüştür. Ancak bütün bu olumlu gelişmelerden işgücü piyasası pay alamamış, işsizlik önemli bir sorun haline gelmiştir. (Aktaran: Eser ve Terzi, 2008: 234) 

S.Özdemir vd. göre, 1990’lı yıllardan itibaren Türkiye ekonomisindeki büyüme, piyasalara güven veren istikrarlı bir büyüme olmaktan uzaktır. 1990–2005 döneminde 3 kez büyüme rakamları % -6’nın altına düşmüştür. İstikrarsız büyüme firmaların yatırım kararlarına ihtiyatla yaklaşmalarına neden olmuştur. Bu nedenle kalıcı bir istihdam artışı sağlanamamıştır. İstikrarsız ve dalgalanmalara bağlı büyüme, kalıcı bir işgücü istihdamı oluşturmamıştır. Türkiye’de işsizliğin önlenmesinde ekonomik büyümenin istihdam yaratabilecek biçimde gerçekleştirilmesinin büyük önemi bulunmaktadır. Türkiye’de 1990 sonrası ortaya çıkan ekonomik yapının ve bu yapıda meydana gelen büyümenin işsizliğe çözüm üretemeyeceği görüşü oldukça yaygındır. Büyümenin istihdam artışına yol açabilmesi için hem bu yapıda ciddi değişikliklere gitme ve hem de daha çok istihdam yaratma kapasitesine sahip sektörlerin büyük ölçüde büyümenin gerçekleştirildiği sektörler haline gelmesi gerekmektedir. (Aktaran: Eser ve Terzi, 2008: 235) 

2003 yılından itibaren uygulanan başarılı makro ekonomik politikalar ve yapısal reformlarla birlikte temin edilen güven ortamında Türkiye ekonomisi son beş yılda yakaladığı büyüme trendini 2008 yılının ilk altı aylık döneminde de sürdürmüş, böylece ekonomi ilk kez 26 çeyrek arka arkaya büyümüştür. Büyümenin aralıksız olması, sürdürülebilir bir büyümeye geçişin sinyallerini vermektedir. (Maliye Bakanlığı, 2008)

2002-2007 döneminde büyüme ortalama yüzde 6,8 olarak gerçekleşmiştir. 2007 yılında dünya piyasalarından kaynaklanan sorunlar, mevsim normallerinin üzerinde seyreden hava sıcaklıkları ve kuraklık, değerli Yeni Türk Lirası ve önceki yıllara oranla verimlilik artış hızındaki yavaşlamanın rekabet gücü üzerinde oluşturduğu   olumsuz   etki   nedeniyle   ekonomik   büyüme   yüzde   4,6   olarak gerçekleşmiştir. (Maliye Bakanlığı, 2008) ) 

Türkiye Ekonomisinde yaşanan kesintisiz büyüme süreci 2008 yılının başında da devam etmiş, yılın ilk altı aylık döneminde sabit fiyatlarla büyüme yüzde 4,2’dir. (Maliye Bakanlığı, 2008) 

2007  yılında ekonomik büyümeyi üretim yönünden büyük ölçüde sanayi, ticaret, inşaat, ulaştırma-haberleşme ve mali aracı kuruluşlar sektörleri katma değerinde meydana gelen artışlar etkilerken, harcamalar yönünden ise özel tüketim, kamu tüketimi ve kamu sektörü gayri safi sabit sermaye oluşumundaki artış etkilemiştir. (Maliye Bakanlığı, 2008) 

Üretim açısından değerlendirildiğinde sabit fiyatlarla GSYH büyüme hızı 2007 yılında, sanayi sektöründe yüzde 5,8, tarım sektöründe yüzde -6,9 olarak gerçekleşmiştir. Alt sektörler itibariyle ise büyüme oranları, imalat sanayi sektöründe yüzde 5,6, ticaret sektöründe yüzde 5,3, ulaştırma ve haberleşme sektöründe yüzde 6,9, mali kuruluşlar sektöründe yüzde 9,8 olmuştur. (Maliye Bakanlığı, 2008) 

2008  yılının ilk altı aylık döneminde ise tarım sektörü yüzde 1,1 oranında küçülürken sanayi sektörü yüzde 4,9 oranında büyümüştür. Alt sektörlere bakıldığında, imalat sanayinde yüzde 4,7, inşaat sektöründe yüzde 2, ticaret sektöründe yüzde 5,6, ulaştırma ve haberleşmede yüzde 5,4, konut sahipliğinde yüzde 1,6 oranında büyüme yaşanmıştır. (Maliye Bakanlığı, 2008) 

2007 yılında büyümeye en fazla katkıyı imalat sanayi kesimindeki artışın etkisiyle sanayi sektörü ve ardından ulaştırma-haberleşme ve mali aracı kuruluşlar sektörleri yapmıştır. 2008 yılının ilk altı aylık döneminde ise büyümeye esas katkı yine sanayiden gelmiştir. Yüksek sanayi üretimi aynı zamanda ticaret ve ulaştırma-haberleşme sektörlerinin hızlı büyümesine de katkıda bulunmuştur. (Maliye Bakanlığı, 2008) 

Harcama kalemleri itibariyle bakıldığında devletin nihai tüketim harcamaları ile özel kesim sabit sermaye yatırımları artış hızlarında düşüş yaşanırken, kamu kesimi sabit sermaye yatırımları ve stok değişimi, GSYH artışını olumlu yönde etkilemiştir. (Maliye Bakanlığı, 2008) 

2007 yılında sabit fiyatlarla, kamu sektörü sabit sermaye yatırımları, makine teçhizat yatırımlarındaki yüzde 14,8’lik ve inşaat yatırımlarındaki yüzde 5,2’lik artışın etkisiyle yüzde 7,3 büyürken; özel sektör sabit sermaye yatırımları ise makine-teçhizat yatırımlarındaki yüzde 4,7’lik ve bina inşaatındaki yüzde 6,3’lük artışın etkisiyle 5,2 artmış, böylece toplam sabit sermaye yatırımlarında yüzde 5,5 artış meydana gelmiştir. Bu çerçevede, 2007 yılında toplam tüketim harcamaları yüzde 4,4, toplam yatırım harcamaları ise yüzde 5,5 oranında artmıştır. (Maliye Bakanlığı, 2008) 

2006 yılında 2 milyon 295 bin kişi olan işsiz sayısı, 2007 yılında yüzde 1,6’lık artışla 2 milyon 333 bin kişiye yükselirken söz konusu yıllarda işsizlik oranı yüzde 9,9 olarak gerçekleşmiştir. Tarım dışı işsizlik oranı da 2006 ve 2007 yıllarında yüzde 12,6 olmuştur. (Maliye Bakanlığı, 2008) 

2007 yılında 2006 yılına göre istihdam edilenlerin sayısı yüzde 1,1’lik artışla 20 milyon 954 bin kişiden 21 milyon 189 bin kişiye yükselmiştir. Toplam istihdam içinde tarım sektörünün payı yüzde 26,4, sanayi sektörünün payı yüzde 19,8, hizmetler sektörünün payı yüzde 48 ve inşaat sektörünün payı yüzde 5,8 olmuştur. Hane halkı İşgücü Anketi’nin ‘Haziran-Temmuz-Ağustos’ dönemini kapsayan Temmuz 2008 sonuçlarına göre işsizlik oranı Temmuz 2008 döneminde yüzde 9,4 olarak gerçekleşmiştir. Tarım dışı işsizlik oranı ise bu dönemde geçen yılın aynı dönemine göre 0,7 puan artarak yüzde 12,3 seviyesinde gerçekleşmiştir. (Maliye Bakanlığı, 2008) 

Kentlerdeki işsizlik oranı bu dönemde yıllık bazda 0,7 puan artarak yüzde 11,9’a, kırsal kesimdeki işsizlik oranı da 0,2 puan artarak yüzde 5,6’ya yükselmiştir. Ekonomideki yapısal değişimle beraber, tarım sektöründen diğer sektörlere istihdam kayması devam etmektedir. 2008 Temmuz döneminde, bir önceki yılın aynı dönemine göre tarım ve inşaat sektörlerinde istihdam düzeyi azalırken, sanayi ve hizmetler sektöründe istihdam artmıştır. Bu dönemde, önceki yılın aynı dönemi ile karşılaştırıldığında, tarım sektöründe istihdamın payının 0,9 puan, inşaat sektörünün payının ise, 0,2 puan azaldığı, buna karşılık sanayi sektörünün payının 0,6 puan, hizmetler sektörünün payının ise 0,4 puan arttığı görülmektedir. (Maliye Bakanlığı, 2008) 

Tarım sektörünün toplam istihdam içindeki payı geçen yılın temmuz döneminde yüzde 28,7 iken 2008 yılının temmuz döneminde yüzde 27,8’e gerilemiştir. Buna karşılık aynı dönemde sanayi sektörünün toplam istihdam içerisindeki payı yüzde 18,7’den yüzde 19,3’e, hizmetler sektörünün toplam istihdam içerisindeki payı ise 46,2’den yüzde 46,6’ya yükselmiştir. (Maliye Bakanlığı, 2008)

Türkiye ekonomisi 2006 yılının ikinci çeyreğinde beklentilerin üzerinde ve % 8,5 oranında büyümüştür. Yılın ilk yarısında büyüme hızı % 7,5’e ulaşmıştır. Özel sektör tüketim ve yatırım harcamaları büyümenin ana kaynağını oluşturmaktadır. Bu dönemde kamu sektörünün büyümeye katkısı azalmış, kamu harcamaları yatırımdan tüketime yönelmiştir. GSYİH içinde en yüksek pay özel sektör tüketim harcamalarına aittir. (yaklaşık % 70). (Kar Enstitüsü, 2009) 

Temel olarak dış borçlanmaya dayalı sınırlandırılamayan iç tüketim ve yatırım artışından beslenen ve uzun dönemde devamı mümkün olmayan 2001 yılı sonrası büyüme süreci 2007 yılı 2. çeyreğinden itibaren (2008 yılı 1. çeyreğine ilişkin beklentilerin üzerindeki % 6,7 oranı hariç tutulursa) belirgin bir yavaşlama süreci içerisine girmiştir. (TEPAV, 2010) 

2001 yılında % 5,7 oranında küçülmenin ardından hızlı bir büyüme süreci içerisine giren ve 2002-2006 döneminde sırasıyla yıllık % 6,2, % 5,3, % 9,4, % 8,4 ve % 6,9 oranında büyüme gösteren GSYH’da 2007 yılında % 4,6 oranında 2008 yılının ilk dokuz aylık dönemi itibariyle % 3 olmuştur. 2008 yılı 3. çeyreğinde özel yatırım harcamaları % 10,0 ve özel kesim makine teçhizat yatırımları da % 8,4 oranında önemli boyutta küçülme sergilemiştir. Kamu kesiminde ise yine yılın üçüncü çeyreğinde tüketim harcamalarının % 7,7 yatırım harcamalarının ise % 22,2 oranında genişlediği tespit edilmiştir. 2008 yılının 3. çeyreğinde kamu tüketim ve yatırım harcamalarında oluşan genişlemenin, özel sektör harcamalarında oluşan daralmayı kısmen telafi ettiği tespit edilmiştir. (TEPAV, 2010) 

2008 yılı 3. çeyreğinde talep ve harcama alanında gözlemlenen olumsuz gelişme doğal olarak etkisini ekonominin üretim sektörleri üzerinde göstermiştir. Bu dönemde toplam tüketim içerisinde % 66,7 oranında bir paya sahip olan özel tüketim büyümeye 0,2 oranında katkıda bulunurken toplam harcamalar içinde % 13,9 oranında bir paya sahip olan özel yatırım harcamaları % 10 oranında önemli bir daralma göstererek, büyüme oranını 2,1 puan aşağı çekmiştir. 2008 yılının 3. çeyreğinde harcamaları içinde sırasıyla % 12,1 ve % 4,2 oranında paya sahip olan kamu kesimi tüketim ve yatırım harcamaları ise büyümeye 0,7 ve 0,8 oranında pozitif katkıda bulunmuştur. (TEPAV, 2010)

Türkiye ekonomisinde son 5 yıllık dönemde kamu borç stokunu 114 milyar dolar, toplam borç stokunu 225 milyar dolar artmıştır. 2002 sonunda 180 milyar dolar olan kamu iç ve dış borç stoku 2007’de 295 milyar dolara yükselmiştir. 5 yıllık dönemde kamu borç stoku dolar bazında yüzde 61 oranında artmıştır. Özel kesim borç stokunda da son 5 yılda hızlı bir artış yaşanmıştır. 2002’de 43 milyar dolar olan özel kesim dış borç stoku Eylül 2007 itibariyle 148 milyar dolara ulaşmıştır. Ayrıca özel sektörün kısa vadeli borç stoku 36 milyar dolara ulaşmış olup, kur riski aşırı derecede artmıştır. Kamunun yanı sıra, özel sektörün borcundaki hızlı artış da üretmeden tüketen ve borcu borçla kapatan bir ekonomik yapının özel sektörde de hakim olduğunu ve sürdürülemez bir yapıya dönüştüğünü göstermektedir. (Günal, 2010: 3) 

Bu çerçevede 2001 yılında yaşanan Türk ekonomi tarihindeki en derin ekonomik krizin ardından Türkiye ekonomisi hızlı bir büyüme sürecine girmiş, ancak küresel ekonomik konjonktür finans piyasaları ve reel sektör açısından önemli bir gelişmeyi işaret etmiş olsa da söz konusu genişleme iş gücü piyasasına istenildiği şekilde yansımamıştır. 2005 yılından bu yana artan kronik işsizlik sorunu ile yüz yüze olan Türkiye ekonomisi, 2008 yılının sonlarına doğru uluslar arası finans piyasalarında yaşanan çalkantı ve sonucunda ortaya çıkan ekonomik kriz ile maalesef bu kez dünya ekonomisinin gördüğü en derin krizlerden biri ile karşı karşıya kalmıştır. (Ekonomistler Platformu, 2009: 1) 

Türkiye ekonomisinde özellikle 2002 yılından itibaren yüksek büyüme hızının oluşmasına rağmen meydana gelen yüksek işsizlik oranı çeşitli tartışmalara yol açmaktadır. (Göktaş Yılmaz, 2005: 63)

 

 

Anasayfa - İktisat - Makale - Ekonomi - Borsa - İstatistik - Türkiye Ekonomisi - Ekonomi Sözlüğü - Türküler

Since 2005