Türkiye Ekonomisi
Dünya Ekonomisi
Osmanlı Ekonomisi
Finansal Ekonomi
İşletme Ekonomisi
Hizmet Ekonomisi
Kalkınma Ekonomisi
Tarım Ekonomisi
Borsa ve Yatırım
Ekonomi Sözlüğü
Ekonomi Ders Notları
Ekonomi Düşünürleri
Genel Ekonomi Soruları
Özel İstatistik Arşivi
Özel İktisat Konuları
Açık Öğretim İktisat
Ekonomi Kurumları
Kamu Yönetimi
Kamu (Devlet) Maliyesi
Sigortacılık Konuları
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Küreselleşme, Ekonomik Kriz ve Türkiye

Giriş

Küreselleşme, yoğunlukla son iki on yılda; ekonomik, politik, teknolojik ve entelektüel alanlarda, kapsamlı bir dönüşümü içe­ren bir sürecin adıdır. Küreselleşme hareketi, ekonomik, kültürel ve politik alanlarda çok sayıda faktörün eş anlı olarak sürüklediği bir eğilim, bir rüzgardır. Rüzgar, eski ekonomiden yeni ekonomi yönüne eski teknolojiden yeni teknoloji tarafına, eski modern düşünceden yeni post-modern düşünce doğrultusuna, eski siyasal yönetim anlayışlarından, yeni siyasal yaklaşımlar yönüne doğru esmektedir. 

Küreselleşme bir akım kavramıdır. Eğitimden siyasete, üretimden iletişime değişim dinamikleri, örneği olmayan, öngörülmeye çalışılan farklı bir toplum yapısına yönelik biçimde yol almaktadır. Kimi öngörülere göre, hedef toplum yapısı, "bilgi toplumu" olacaktır. Mevcut sanayi toplumlarında, sınai üretim ilişkileri tarafından belirlenen ürün, üretim, talep, tüketim şirket, ölçek vb. kavramları, bü­tünüyle anlam değiştirmekte, sanayi ötesi toplum, ya da bilgi toplumunun inşasında yeni anlamları ile yer almaktadırlar. Kol gücü ve makine gücüne dayalı eski sanayi devrimleri, beyin-bilgi gücüne dayalı yeni bir devrim aşa­ması ile tamamlanmakta, her bir devrim in­sanlığa yeni vizyonlar sağlamaktadır. 

Küreselleşme süreci bu anlamda bir insani/toplumsal ilerleme tanımı ile örtüşmektedir. Bilimsel/teknik gelişmenin, ekono­mik/toplumsal gelişmenin ana sebebi olmasa bile temel sebeplerden önemli biri olduğu da vurgulanabilir.

İdeolojik kamplaşmadan neşet eden soğuk savaş döneminin kapanması, küresel­leşme sürecini hızlandıran bir etken olarak belirtilebileceği gibi, bunun tersinin de doğru olarak kabul edilmesi, hatta bu ikinci fikrin daha ağır bastığının ifade edilmesi, sonucu değiştirmeyecektir. 

Ekonomide küreselleşme ise; emeğin, malların, sermayenin ve bilginin toplum içi ve toplumlararası akışkanlığının önceki dönem­lerle karşılaştırılamayacak derecede artması, buna bağlı olarak yeni bir ekonomik/toplumsal yapılanma sürecinin ortaya çıkmasıdır. 

Küreselleşmenin temel dinamiklerinin, genellikle gelişmiş ülkeler düzeyinde aktif du­ruma geldiği görülmektedir. Gelişen ülkeler, bu sürece uyum sağlamaya çalışan, pasif taraf olarak ortaya çıkmaktadır. 

Dışa açılan ve küreselleşme sürecinden yararlanmak isteyen gelişen ülkeler, büyük çoğunlukla ekonomik krizlere sürüklenmişlerdir. O halde, küreselleşme süreci tehlikeli midir? Yoksa, gelişen ülkeler, sürece uyumda zorlanmakta mıdır? Bu çalışmada bu ve benzer soruların cevabı aranacaktır. 

1. Fırsat ve Tehdit Olarak Ekonomik Küreselleşme 

Genel küreselleşme sürecinin temel sürükleyici alanlarından en önemlisi kuşkusuz ekonomide yaşanan küreselleşme hareketidir. 

          Ekonomide, ulusal ekonomilerin piya­salaşma sürecinin tamamlanmasına paralel olarak, uluslararası piyasalarda da bir gelişme dönemi yaşanmıştır. Özellikle uluslararası hammadde ve mamul mal piyasalarının ku­rum ve kurallarının oluşturulması, yerleştiril­mesi ile devam ve düzeninin sağlanması, yaklaşık elli yıldır sürmektedir. Bugün gelinen aşamada, dünya ticaretinin 2005 yılından iti­baren çok büyük ölçüde liberalleşmesi ile, uluslararası mal piyasaları, gerçekten küresel bir piyasalaşma düzeyine ulaşabilecektir.

Diğer taraftan, sermaye piyasaları uzun yıllar önce kurulup geliştirilmiş bulunan sanayileşmiş ülkelerarası sermaye hareketlerinin li­beralleştirilmesinden sonra, 1980'li yıllarla birlikte, gelişen ülkelerde de sermaye piyasaları, henüz tam ulusal gelişmesini tamamlamadan liberalleşme rüzgarına kapılmıştır. Burada, gelişen ülkelerin yabancı sermaye ihtiyacını, sıcak para girişi ile karşılama gayretinin önemli bir yer tuttuğu ifade edilebilirse de, gelişmiş ülkelerdeki geniş finansal sermaye kaynakla­rının, yüksek kazanç beklentileri ile, liberal­leşme yönünde baskılar yaptığı da bilinen bir gerçekliktir. 

Belirtilen bu iki trende bakarak, küreselleşmenin esasen mal ve sermaye piyasalarında küresel ölçekte genişleme ve serbestleşmeden ibaret olduğu ileri sürülebilir. Küreselleşme olgusunun ekonomik tarafı bu tanım çerçevesine indirgenebilir. Ne var ki, küreselleşme gerçekliğinin bir de zihinsel ve kültürel süreçte ortaya çıkan hızlı değişim ve farklılaşma gibi ekonomi dışı olarak sınıflandırılabilecek bir yanının olduğu inkar edilemez (ARS­LANOĞLU: 1998, s. 254). 

Küreselleşmenin bir tehdit olarak algı­lanması bu sürecin ulusal, kurumsal veya kişi­sel rekabet edebilirlik gücüne olumsuz olarak yansıyacağının tahmin edilmesidir. Ekonomik küreselleşmenin orijinine bakılırsa, rekabet gücü yüksek, sanayileşmiş hatta bilgi toplumu olmuş, üretilen her bir birim malda, bilgi fak­törünün katma değer oranının daha fazla olduğu gelişmiş ülkelerin olduğu görülür. Gelişen ülkelerin ucuz emek ve bazı diğer makul maliyet kalemleri dışında rekabet edebilecek güçleri yoktur. Ucuz emeğe dayalı rekabet edebilirlik de uzun süreli olmamaktadır. Gelişen ülkelerin uzun vadede rekabet edebilirliklerini geliştirebilecek en temel varlıkları, iyi yetişmiş genç insan gücüdür. Bu ülkelerde eğitim-öğretim ile araştırma-geliştirme alanla­rında yapılacak yatırımlarla elde edilebilecek iyileşmeler, toplumsal dönüşümü istenen yönde kısa yoldan gerçekleştirme fırsatı verirken, küresel rekabet gücünün temel referansını da elde etme olanağı sağlayabilecektir.

Küreselleşme, ABD ve bazı gelişmiş ülkelerde reel yatırım ve dolayısıyla istihdamın, nispeten daha rekabetçi olanaklar sağlayan ge­lişen ülke ekonomilerine kayacağından endişe ile, işçi sendikaları tarafından eleştirilmiştir 

Ancak diğer taraftan, küresel rekabetin artması ile birlikte, dünya ülkeleri arasındaki gelir dağılımı gelişen ülkeler aleyhine bozul­maktadır. Ayrıca, gelişen ülkeler içinde olduğu gibi, gelişmiş ülkelerin gelir dağılımında da kü­resel süreçte bozulmalar meydana gelmiş görünmektedir (EKİN: 1996, s. 21). Bu durum son yıllarda gelişmiş ülkelerde küresel karşıtı eylemlerin yükselmesine sebep olmuş

Küreselleşmenin gelişen ülkeler açısın­dan en temel yıkıcı etkisi, mal ve sermaye pi­yasalarında yeterli gelişmeyi sağlamadan, özellikle finansal piyasalarda liberasyon ve deregülasyon sonucu, büyük ölçüde finansal krizlere neden olmasıdır. Latin Amerika ülke­leri, Türkiye, Uzakdoğu Asya ülkelerinde bu tür 21. yüzyıl krizlerinden örnekler yaşanmış­tır. Bu tür ekonomilerin küresel bir spekülasyona maruz kaldıkları görülmektedir. Oysa makro ekonomik istikrar, küresel rekabet ede­bilirliğin en temel koşulu olarak öne çıkmaktadır. Finansal istikrarsızlıklara, uluslar arası ekonomik kuruluşların getirdikleri çözümler ise yeterli ve etkili olamamakla eleştiri almıştır. 

Küreselleşme, gelişen ülkelerde toplumsal ekonomik ve siyasal problemlerin kaynağı olmuştur. Gelişen ülkelerde, özelleş­tirme, işten çıkarma, ücretleri düşürme, sendikasızIaştırma gibi sosyal hakların kısıtlanması, demokratik düzeyde pek tasvip görmemiş, Uygulamalarda başarısızlıklar yaşanmıştır (EKİN: 1996, s. 21).

Gelişen ülkeler bakımından, küresel­leşme sürecinin, fırsat olarak değerlendirilebilecek etkileri de olmuştur. Kapalı ve verimsiz bir ekonomik yapıda yeterli performansa ulaşamayan ekonomilerin, küreselleşme sürecinin çeşitli olanaklarını fırsat olarak değerlen­dirmeyi başarmışlardır. Küreselleşme sürecinden zaman zaman olumsuz etkilenen birçok ülke, bu sürecin nimet ve fırsatlarından da yararlanmışlardır. Dahili ulusal ekonomide rekabetçi bir üretim, teknoloji, piyasa yapısı, küre­sel rekabet faktörünün etkin değerlendirilmesine imkan vermektedir. Dış tasarruf ihtiyacının karşılandığı yabancı sermaye seçenekleri, teknoloji, üretim, ihracat ve istihdam sağlayabilmektedir.

Diğer taraftan, bilgilere; piyasa, üretim vb. bilgilere ulaşma hızının çok yükselmesi, genç nüfuslu gelişen ülkelere, çok değerli bir entelektüel sermaye fırsatı sunmaktadır. insa­na, bilgiye, AR-GE 'ye yapılan yatırımların, ma­kine teçhizat yatırımları ile karşılaştırıldığında, AR-GE harcaması getirisinin değerlerine oran­la 8 kat fazla olduğu ölçülmüştür. Zira yeni bir makine eski bir işin daha iyi yapılmasına yar­dımcı olur, niceliksel bir ilerleme sağlar, AR-GE ise yenilik getirir, yerine geçtiklerinden daha yüksek değer taşıyan bütünüyle yeni ürün ve hizmetler yaratır (STEWART: 1997, s. 26). Ulus­lar, beyin gücünü değerlendirebilmeyi becere­bilirlerse, küresel rekabet edebilirlik anahtarını da yakalamış olurlar. Buluşlar, patentler, yeni ürün ve üretim süreçleri, bu anahtarla açılabi­lecek kapılardır. 

2. Küreselleşme Sürecinde Türkiye'nin Koordinatları 

Türkiye'nin, küreselleşme sürecinde konumlandığı koordinatlar, potansiyeli ile hiç örtüşmemektedir. Her alanda olduğu gibi, ekonomik potansiyeli harekete geçirerek üretken bir dinamizme kavuşturabilecek iç ekonomik-politik kararlarda ve özellikle de uygu­lamalarda çok büyük handikaplar bulunmaktadır. Burada, sıcak su kurbağa hikayesi ile ciddi benzerlikler vardır. 

Türkiye'nin dışa açılmaya mecburen yöneldiği 1980'lerden buyana, küreselleşme süreci doğru okunsa bile, makro ekonomik ­politik uygulama, eski kumanda ekonomisi yapısını değiştirmeyi başarabilmiş değildir.

Tarihte küresel bir ülke niteliği elde et­miş, parlak bir geçmişin mirasçısı olarak, Cumhuriyet döneminin kurucu mantığının te­mel yönelimi gereği, Avrupa Birliği ile ilişkiler gümrük birliği düzeyinde küresel-bölgesel bir entegrasyona oturtulmuştur. Türkiye'nin mak­ro ekonomik anlamda adaletli, kuralları oluş­muş bir pazar ekonomisi pratiğini, özellikle mal piyasalarında elde ettiğini söylemek ol­dukça güçtür. Sermaye piyasaları ise dar ve sığ yapıda 1989'dan beri küresel finansal ser­mayenin her türlü oyunlarına açık bulunmak­tadır. Dünyada olduğu gibi Türkiye' de de bu tür spekülasyonlar net bir biçimde görülebilmektedir. 

Türkiye ekonomisi bazı sektörlerde te­kil şirket çabaları ile küresel rekabeti kavramış, bu anlamda küreselleşmiş bir görünüm arz ederken, ekonominin dolayısıyla şirketle­rin %99'unu oluşturan KOBİ’erin büyük bir kısmı dış dünyayla bağlantısı olmayan, küre­sel rekabetten kopuk görülmektedir. Buna karşılık küresel sistem ve makro ekonomik kötü yönetimden yansıyan sistemik riskler, Türkiye ekonomisinin rekabetçi dinamiklerini öldürücü etkiler yapmaktadır. Oysa, AB ile tam üyelik sürecinde, mükemmel içerikli ya­salar çıkarılmış, sözler verilmiştir. 

Kısaca Türkiye'nin makro ekonomik ortamı, gerek ideal ölçülerde rekabetçi bir pazar ekonomisi faaliyeti bakımından, gerekse küresel rekabeti okuyup karşı stratejiler geliş­tirebilecek bir dinamizminden şu an itibariyle yoksundur. 

Öncelikle ekonomik politik istikrar için daha fazla özveri beklenmektedir. Bu da topyekun halkın, KOBİ'lerin, sivil toplum ku­ruluşlarının denl0kratik talepleri ile gerçekle­şebilir kanısındayız. 

Türkiye'de dünden yarına gerçekleştirilen olumlu adımları, olumsuzluklara feda et­memek gerekmektedir. 

3. Türkiye Ekonomisinde Krizler ve Küresel Süreç ilişkisi 

Türkiye ekonomisi, 1980'li yıllarda bir­likte küresel sürece entegre olacak adımları atmaya başlamıştı. 1980'deki zorunlu dışa açıl­madan sonra, dış ticarette ve mali piyasalarda gerçekleştirilen liberalizasyon devreye girer. TL konvertibilite kazanır. 1989'da 32 sayfalık karar ile, kısa vadeli sermaye hareketleri serbestleşir. 1987'de AB'ye tam üyelik müracaatı yapılır, ancak işlem yapılmasına gerek görülmez. AB ile ilişkiler, 1996'dan itibaren, güm­rük birliği düzeyinde yükselir. Oysa, tam üye olmadan Gümrük Birliği'ni kabul eden tek ve ilk ülke Türkiye' dir. 

Artık Türkiye ekonomisi, çok büyük öl­çüde dışa açıktır. Dış rekabete açılmak, maliyetlerde, yatırımlarda bürokratik işlemlerde, dahası bütünüyle zihniyetlerde, dış rekabetin gereklerine uygun dönüşümlerin gerçekleştirilmesi demektir. Ekonomik alanda nasıl nisbi fiyatlar büyük ölçüde dengeleniyorsa, ekono­mik yapı ve zihniyetlerde de benzer dönü­şümlerle bir dengelenme yaşanması beklenir. 

Türkiye ekonomisinin küreselleşme sü­recinde, mal, para ve sermaye piyasalarında rekabetçi bir zemin yaratılamamış; ekonomik yapı, kamu kesiminin giderek küçülüp, verim­li ve hızlı bir nitelik kazandığı bir reformlar dizisini gerçekleştirememiştir. Özelleştirmeden, tarımsal desteklenmeye, yerel idarelerin güçlendirilmesinden, kamu bankalarının rehabilitasyonuna, sosyal güvenlik reformundan, fonların kaldırılmasına kadar daha birçok reformu, mevcut siyaset mekanizması çerçevesin­de gerçekleştirmek mümkün olamamıştır. Kamu kesimi küçülme ve etkinleşme yerine, 1990-99 arasında, borçlanmaya ve bozulmaya devam etmiştir. Bozulma, kamusal kaynakla­rın dağıtılmasında ve kamu hizmetlerinin ifası sırasında ortaya çıkan yolsuzluklarla, adeta özdeşleşmiştir. 

Kısaca Türkiye ekonomisi kademe kademe dışa açılırken, daha açılmanın gerektirdiği dahili ekonomik reformları, rekabet edebilirliğini geliştirme yönünde yapamamış, tam tersine kamu maliyesindeki bozulma, makro ekonomik dengesizliği daha da kötüleştirmiştir. 

Türkiye'nin küresel süreç ile birleşmesinin gerçekleştiği dönem içinde, 1991'de, 1994'te ve 1999'da krizler yaşamıştır. Buna karşılık, gerekli önlemler yerinde ve zamanında alınmayınca, Kasım 2000 ve Şubat 2001 krizleri ortaya çıkmıştır:. 

Ekonomik krizlerle birlikte, ekonomik darbenin boyutu da gittikçe ağırlaşmıştır. GSMH'de ciddi gerilemeler meydana gelmiş, her krizde yüzbinlerce işçi işsiz kalmış, onlarca KOBİ veya büyük boy işletme iflas etmiş, batan bankaların sayısı, batırılan fonların tuta­n dudakları uçurtan boyutlara ulaşmıştır  

Yaşanan krizlerin ortaya çıkardığı ger­çek, krizlerin esasen, Türkiye ekonomisi ve si­yasetinin bizatihi kendi krizi olduğudur. Küre­selleşme süreci, krizlerin ortaya çıkmasında, sadece bir etkendir. Ancak, küresel sürece adım attıktan sonra, hala bir komuta ekono­misini sürdürmek, kamuyu borçla çevirmeye çalışmak, kamu bütçesinin faizlere boğulması sonucunu doğuracaktır. Bu kaçınılmaz sonuç gerçekleştikten sonra, uygulamaya konan is­tikrar tedbirleri, yine kaçınılmaz, ertelenemez acı önlemlerin, denge sağlamak uğruna, birer birer halka yansıması gündeme gelmiştir. Zira krizler, sadece finansal alanla ilgili değildir. Ayrıca geniş çaplı ve uzun dönemli sosyal ma­liyetleri ve gelir ile servetin önemli ölçüde ye­niden dağıtımını da beraberlerinde getirir (DORNBUSH. 2001, s. 56).

Küreselleşme sürecinin, özellikle den­gesiz gelişen ülke ekonomilerini adeta bir oyuncak durumuna getirdiği, her türlü spekü­lasyona açık bir konuma taşıdığı bilinmekte­dir. 1997-98 Güneydoğu Asya krizlerinde, Ma­lezya'da yaşananlar, ve Malezya'nın krize kar­şı aldığı önlemler, bir önemli tecrübe olarak

önümüzde durmaktadır (KRUGMAN: 2001., s. 134). Türkiye de, Malezya'nın yaptığı gibi, kı­sa vadeli sermaye girişlerini sınırlandırabilirdi. Son krizlerde, bir finansal piyasa oyunu oldu­ğu konusundaki kanaatlerin güçlü olduğu da belirtilmelidir. 

Sonuç 

Sonuç olarak Türkiye ekonomisinin küresel sürece sorunsuz entegrasyonu ve KO­Bİ'ler bakımından uygun bir ekonomik ortam oluşturabilmesi, biri dış diğeri iç olmak üzere iki koşula bağlanabilir. 

İlki, küreselleşme sürecinin, bizzat ege­men, sürükleyici ülke ve kurumlarınca, daha hakkaniyetli bir yörüngeye oturtulmasıdır. Bu­na ikiyüzlü değil, insani yüzlü küreselleşme de denilebilir. 

İkincisi ise Türkiye'nin, başta genç di­namik insan varlığı olmak üzere mevcut eko­nomik potansiyelini, makul ekonomik hedef­lere yönelik olarak hızla yeniden kurgulaması gerekmektedir. Bunun kolay olmadığı, 20 yıl­dır alanlardan anlaşılmaktadır. 

Kaynakça 

           ARSLANOĞLu, R. A. (1998): " Bir kültürel Karışım Olarak Küreselleşme", Küreselleşme Sivil Toplum ve İslam (Der: E Keyman, Y. Sarıbay), için­de. Ankara.
          EKİN, Nusret
(1996): Küreselleşme ve Gümrük Birliği, İTO Yayını, 1996-32. İstanbul.
KRUGMAN,
Paul (2001): Bunalım Ekono­misinin Geri DönÜşü (Çev: Neşenur Domaniç), li­teratür Yayınları İstanbul
GRAY,
John (2001): "Melez Kültürler Dünya­sında Siyaset", NPQ Dergisi, Cİlt. 3, Sayı 2.
           STEWART,
T. A. (1997): Entellektüel Serma­ye, MESS Yayını, İstanbul.
          KAZGAN,
Gülten (2001): "Küreselleşmiş Dünya'da Küreselleşen Türkiye'nin Krizleri", İktisat Dergisi, Şubat-Mart 2001, İstanbul.

Kaynak: Ahmet İncekara

 

 

Anasayfa - İktisat - Makale - Ekonomi - Borsa - İstatistik - Türkiye Ekonomisi - Ekonomi Sözlüğü - Türküler

Since 2005