Türkiye Ekonomisi
Dünya Ekonomisi
Osmanlı Ekonomisi
Finansal Ekonomi
İşletme Ekonomisi
Hizmet Ekonomisi
Kalkınma Ekonomisi
Tarım Ekonomisi
Borsa ve Yatırım
Ekonomi Sözlüğü
Ekonomi Ders Notları
Ekonomi Düşünürleri
Genel Ekonomi Soruları
Özel İstatistik Arşivi
Özel İktisat Konuları
Açık Öğretim İktisat
Ekonomi Kurumları
Kamu Yönetimi
Kamu (Devlet) Maliyesi
Sigortacılık Konuları
Türkiye İktisat Tarihi
Yeraltı Ekonomisi

Kredi Kartı Piyasası

Gelişmekte Olan Ülkeler

Finansal Piyasalar

Kent Ekonomisi

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Öğrenci ve Öğretmenlerin Sıkıntıları 

Kalem-öğrenci-öğretmen kelimeleri birbiri ile uyum sağ­layan üç kelime. Bu iki kelimeyi telâffuz etmek bile insana hu­zur veriyor. Ancak kalem-cop-öğrenci ve öğretmen dörtlüsü ge­rek mana ve gerekse telâffuz bakımından zihinleri altüst ediyor.

Kalem; yazmak, çizmek gibi işlerde kullanılan çeşitli biçimlerde yapılmış araç. Öğrenci; Öğrenim görmek ama­cıyla herhangi bir öğretim kurumunda okuyan kimse, Bir bilim veya sanat dalında bir öğretmenin veya yetkilinin gözetimi ve yol göstericiliği altında belli bir konuda çalışan kimse. Ö ğ -r e t m en ; mesleği, bir bilim dalını, bir sanatı veya teknik bil­gileri öğretmek, bilgi ve beceri kazandırmak olan kimse. Cop ise; kalın ve kısa değnek, polislerin kullandığı araç veya lâstik sopa demektir. Bir bakıma, öğrencinin ve öğretmenin kullandı­ğı araç kalem, polislerin kullandığı araç cop. 

Toplumların huzursuzluğa ve karmaşaya doğru itildiği dö­nemlerde, en sık yaşanan olay şüphesiz kavram kargaşasıdır. Toplumun her ferdi, asli görevini unutup, üstüne vazife olma­yan işlerle uğraşmaya başlar. Sahip olduğu yetkiyi, nasıl ve ne şekilde kullanacağını bir türlü kavrayamaz. Böylece devletin tüm mekanizmasında yanlışlıklar artmaya devam eder. Bir gün gelir, yanlışlıklar o kadar çoğalır ki, doğru yapılan bir iş kal­maz. İşte o zaman, o milletin sonu gelmiş demektir. Öyle bir milleti, harici ve dahili tehlikeler bekliyor demektir. 

Ülkemizde de, son yıllarda, sayıları çok olmasa da, bazı yanlışlıklar yapılıyor ve bazı kavram karagaşalığı yaşanıyor. 

Bunlardan biri, son günlerde tırmanışa geçen öğrenci ve öğret­men olayları. Özellikle son aylarda, büyük şehirlerimizde öğ­renciler yürüyor, öğretmenler yürüyor ve polisler copluyor. Öğ­renci ve öğretmen elindeki kalemi bırakmış, sokaklara dökül­müş. Polis ise, kalem tutan elleri habire copluyor. Böyle mi ol­malıydı?

Yazı yazmasinı, kalem tutmasını öğreten öğretmenine, Türk polisi cop mu kullanmalıydı? Ömrü kalem tutmakla geçen öğretmenler, sokağa mı dökülmeliydi? Geleceğin umudu ölen genç öğrenciler, okul basıp, sokağa çıkıp terör mü estirmeliydi? Öğretmenin, 7 yaşından en az 20 yaşına kadar çocuğu gibi üze­rinde titrediği öğrencisi, bir gün gelip polis olunca, kendisini copla döğmeli miydi? İşte bu sorular, gerçekten cevaplanması zor sorular. 

Öğretmenlerin sokağa dökülmesi, öğrencilerin terör estir­mesi, polislerin öğrencileri ve öğretmenleri coplaması, hoş gö­rülmeyecek ve tasvip edilmeyecek olaylar. Burada, suçlu ara­mak gerekirse, belki hepsi suçlu yada hiçbiri suçlu değil. Bizce gerçek suçluyu bu üçgenin dışında aramak gerekiyor. Çünkü, olaylar Türkiye'yi karanlığa götürmek isteyen güçler tarafından tezgâhlanıyor ve körükleniyor.

Bir kere, dünyada her olay, belli bir gelişmenin sonucu­dur. Gelişmeler iyi olursa, olaylar iyi, kötü olursa kötü yönde seyreder. Türkiye'nin iyi yönde gitmesini, elbette diğer millet­ler istemez. Günkü her millet, dünya hakimi olmak için var gü­cüyle çalışmaktadır. Bu hakimiyet yarışında rakibin çoğalması, elbette yarışçı ülkelerin işine gelmez. İşte, Türkiye'de yaşanan olayları, bu hakimiyet yarışında yeralan ülkelerin çalışmaların­da aramak gerekir. 

Dünya hakimiyet yarışında safdışı yapma harekatının bir parçası, eğitimin dejenere edilmesidir. Bu sebeple, günümüz öğrenci ve öğretmen olaylarının esas sebebini, bu çerçevede ele almak ve olayların başlangıç noktasını geçmişte aramak gereki­yor. Özellikle son yıllarda, Türk Milli Eğitimi oldukça ihmal edilmiştir. Türk Milli Eğitimi'nde çalışan personel sayısı arttıkça, harcanan ödenekler yıl geçtikçe azaltılmış ve Eğitim Sektö­rü darboğaza girmiştir. Devletçe yeterince desteklenmeyen Eği­tim, büyük maddi sıkıntılara girmiştir. Yıl gelmiş, okullarımız tebeşir alacak maddi kaynağı bulamaz olmuş ve sınıfdaki öğ­renciler aralarında para toplayıp tebeşir almışlardır. Eğitim sek­töründeki çıkmazlar ve aşmazlar derinleştikçe, ülke toplum ola­rak huzursuzluğa doğru kaymıştır. Çünkü, okulda sıkıntı çeken bir öğrenci tüm çevresini, öğretmen tüm ailesini olumsuz yönde etkileyince, toplum ümidsizliğe doğru itilmiştir. 

Bu arada ülke genelinde başgösteren sıkıntıyı, devlet yet­kilileri bir türlü görmezlikten gelmişlerdir. Okullarımızın öğret­men açığı arttıkça, eğitim seviyesi düşmüştür. Seviye düşüklü­ğünü, devlet; özel okulları destekleyerek çözümlemeye çalış­mış ve kendi okullarını adeta defterden silmiştir. Böylece parası bol olan zengin çocukları, seviyesi çok yüksek olan özel okul ve kolejlerde çok iyi bir eğitim görürken, parası olmayan fakir Anadolu çocuğu öğretmensiz, tebeşirsiz, sırasız ve teknik araç ve gereçsiz soğuk okul binalarında güya eğitim görmeye çalış­mışlar ve boşuna zaman harcamışlardır.

Üniversiteler, Eğitim ve öğretim ödenekleri kesilince, is­tenen düzeyde eğitim yapamaz olmuşlardır. Eğitim araç ve ge­reçlerinden mahrum bırakılan Eğitim Ordusu, günlük geçimini sağlayan aylık maaşları da hayat şartlarının çok gerisinde bıra­kılınca, öğrencisiyle öğretmeniyle eğitim bırakılmış ve sokağa dökülmüştür. Gerçekten bugün ilkokul öğretmeninden Üniver­site profesörüne kadar olan tüm eğitim personelenin maaşı göz­den geçirildiğinde iç açıcı bir manzara görülmez. Ancak özel sektörde çalışan teknik elemanlar, ilkokul öğretmeninden 10-15 kat, üniversite hocasından 2-3 kat daha fazla maaş almakta­dır. Eğer eğitime ve kültüre karşı saygısız yetişmişse, bu kişi öğretmenine "Hocam, paran kadar konuş!.." diye dalga bile ge­çebilmektedir. Gelir seviyesi yüksek eski öğrencileri tarafından dalga geçilen eğitim ordusu, büyük bir bunalıma düşmüştür. Bugünün eğitimcisi, kendi isteği ile bu hale gelmemiştir. Bilâkis taa 7 yaşından itibaren bir çiçek gibi özenle yetiştirme­ye çalıştıkları ve sonra Ankara'ya gönderdikleri yöneticileri tarafından getirilmiştir. Bu tablo son derece acıdır ve hüzün veri­cidir. 

Eğitim sektöründe, devlet; devletliğini ne yazık ki yeterin­ce yapamamıştır. Ülkeyi yönetenler, artık eğitim ordusundan özveri beklememelidir. Çünkü özverinin de, bir sınırı vardır. Bu sınır, eğitimde fazlasıyla aşılmıştır. Sık sık Avrupa ülkelerini ziyarete giden değerli yöneticilerimiz, gittikleri ülkelerdeki eği­tim sektöründe çalışanların aldıkları ücretleri bir sorsalar olmaz mı? Avrupalı olacağız diye direnen vekillerimiz, eğitimde de Avrupalı'yı taklid etseler olmaz mı? 

Ülkemizi karanlığa götürmek isteyen güçler tarafından tezgâhlanan öğrenci ve öğretmen olayları, son günlerde tırma­nışa geçse de, biz yine de Türkiye'nin geleceğini aydınlık görü­yoruz. Çünkü bu Millet; tarihinde çok sıkıntılar görmüş ve tüm sıkıntıları mutluluğa çevirmesini bilmiştir. Bugün de, içinde bu­lunduğu sıkıntıyı, gün gelecek atlatacaktır. Yine, bugün sokağa dökülen öğretmen ve öğrencilerimizin elleri, yakın gelecekte kalem tutacak, polislerimiz öğretmenlerinin mübarek ellerini öpeceklerdir. 

Doç. Dr. Ramazan OZEY

 

 

Anasayfa - İktisat - Makale - Ekonomi - Borsa - İstatistik - Türkiye Ekonomisi - Ekonomi Sözlüğü - Türküler

Since 2005