Türkiye Ekonomisi
Dünya Ekonomisi
Osmanlı Ekonomisi
Finansal Ekonomi
İşletme Ekonomisi
Hizmet Ekonomisi
Kalkınma Ekonomisi
Tarım Ekonomisi
Borsa ve Yatırım
Ekonomi Sözlüğü
Ekonomi Ders Notları
Ekonomi Düşünürleri
Genel Ekonomi Soruları
Özel İstatistik Arşivi
Özel İktisat Konuları
Açık Öğretim İktisat
Ekonomi Kurumları
Kamu Yönetimi
Kamu (Devlet) Maliyesi
Sigortacılık Konuları
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Türkiye'de Para Akımı Yönetimi ve Para Politikası Uygulaması Üzerine Bir Değerlendirme 

Türkiye'de para akımı yönetimi konusunda üzerinde ilk durulacak husus bu yönetimin temel taşını oluşturan Tek Hazine Hesabı yönteminin ne ölçüde ­etkinlikle işlediği sorunudur. Yukarıda yapılan açıklamalar bu yöntemin taş­ra ödemeleri için oldukça başarılı işlemesine karşılık, merkez ödemeleri aç­ısından genel nakit yetersizliği nedeniyle işletilemediği sonucunu ortaya koy­maktadır. O halde taşra ile merkez arasındaki bu farklılığın ortadan kaldırıl­ması gerekmektedir. Bunun iki yolu olabilir. ilki merkez ödemelerinin de Tek Hazine Hesabı yöntemine dahil edilmesi, ikincisi ise taşra ödemelerinin de Tek Hazine Hesabı dışına çıkarılması. ilki, bütçe açıklarının çok yüksek mik­tarlara vardığı ve daha da önemlisi bu açıkların yıl sonlarına doğru tahmin­lerin de ötesinde arttığı, bir başka deyişle Hazine'nin yıl başında bir finans­man programı yapmasının imkansız olduğu bir ortamda mümkün görülme­mektedir. Bütçe açıkları, yıl başında bir finansman programı yapmayı ve bu programı Hazine'nin borçlanma olanaklarıyla paralel sürdürmeyi sağlayacak düzeye indirildiği taktirde ilk yolun denenmesi imkan dahiline girebilecektir. 

ikinci yöntem ise mevcut koşullar altında uygulanabilecek bir yöntem olmak­la birlikte, pek çok idari güçlüğü ve bazı subjektif kriterleri davet edeceği icin makul bir yöntem olarak kabul edilmemektedir. O halde asıl olan, öncelikle mali disiplini sağlayıp, Hazine'nin yeteri kadar gelire kavuşturulması ve ardın­dan taşra ödemelerinin yanısıra merkez ödemelerinin de bir çeşit otomatik ödeme yöntemi olan Tek Hazine Hesabı içine dahil edilmesidir.

Para akımı yönetiminin ikinci önemli sorunu dalgalı ödemeler nedeniyle para politikası uygulamasının aksatılması şeklinde ortaya çıkmaktadır. Ha­zine, özellikle her ay Devlet memurlarının maaşlarının ödenmesi sırasında ve belirli dönemlerde borç ödemeleri sırasında piyasaya büyük ölçüde para çık­masına neden olmaktadır. Bütçe gelirlerinin, bu giderleri karşılamaktan uzak olması Hazine'yi bu dönemlerde TC Merkez Bankası'ndaki kısa vadeli avans hesabından büyük ve ani kullanımlar yapmaya yöneltmekte, bu yöneliş pa­ra politikasının etkinliğini bozmaktadır.

Para akımı yönetiminin etkin bir şekilde sürdürülebilmesi ve enflasyonist baskı yaratmaması için en önemli noktalardan birisi kamu finansmanında di­siplin sağlanması noktasında yatmaktadır. Bu disiplinin de en önemli parça­sı bütçelerin gerçekçi yapılması sorunudur. Gerçekçi olmayan, bütçeler ta­ahhüt edilen giderlerin yapılamamasına veya geç ödenmesine neden olmak­tadır. Bunun sonucunda Devlete iş yapanlar paralarını zamanında ve tam olarak alamamakta ve Devlete olan güvenleri sarsılmaktadır. Söz konusu güvenin sarsılması, Devlete ileride iş yapacak olanların, bu marjları fiyatları­na eklemelerine ve işi pahalılandırmalarına yol açmakta, böylece Devlet, ay­nı işi özel kesim kuruluşlarına göre daha pahalı yaptırma durumuna düşmektedir. 

Türkiye'de kamu para akımının yönetimini değerlendirirken bütçe dışı fonların durumu özel bir önem göstermektedir. Kamu para akımının yöneti­mi, tüm Devlet ödemelerinin yönlendirilmesini içeren geniş bir kavramdır. Bütçe dışı fonların yaygın bir şekilde oluşturulduğu 1980'li yıllara gelinceye kadar, Hazine'nin bütün Devlete ait para akımlarını yönlendirme yetkisi mev­cuttu.1980'li yıllarda bütçe dışı fonların kurulmasıyla birlikte, bu fonların yö­netiminden sorumlu kurum ya da idareler, bu fonlarla ilgili para akımlarının yönetiminin sorumluluğunu almışlar, böylece kamu para akımı yönetiminde Hazine'nin yanısıra yetkili diğer idareler ortaya çıkmıştır. Daha önce Osman­lı tarihiyle ilgili açıklamalar sırasında değinildiği üzere Hazine'ler çoğalmış ve sonuçta kamu para akımı yönetiminde disiplin bozulmuştur. Piyasaya fazla para sürülmesinin ekonomiye zarar getireceğini yalnızca Hazine'nin anlayıp disiplinli davranması ya da Merkez Bankası'yla işbirliği içinde çalışması yet­memektedir. Bütün bu bütçe dışı fon idarelerinin de aynı anlayışa kavuştu­rulması gerekmektedir. Bu fonların, fon yapıları muhafaza edilerek bütçenin içine dahil edilmesi sorunu sadece bir ölçüde çözmektedir. Fon idarelerinin en yüksek gelir ve gidere sahip olanları, kanun veya kararnamelerle kendi­lerine tanınan ayrıcalıklar gereği paralarını Merkez Bankası dışındaki banka­larda tutabilmektedirler. Merkez Bankası kanunu gereğince, Banka, Hazi­ne'nin burada bulundurduğu paraya faiz ödememektedir. Bu, kamu kesimi­nin kendi kendine faiz ödemesinin mantıksız olacağı düşüncesinden doğmuşbir gelenektir. Buna karşılık bazı büyük fonlar, bir çeşit vergi olarak tahsil et­tikleri gelirlerini diğer bankalarda tutarak faiz almaktadırlar.

Sonuç olarak Hazine, fonlara terketmiş olduğu kamu gelirlerinin yarattı­ğı eksikliği gidermek üzere, faizle borçlanırken, fonlar, Hazine 'nin kendile­rine terkettiği paralara piyasadan faiz almaktadırlar. Daha da ilginç bir ge­lişmeyi vurgulamak yararlı olacaktır. Hazine, bazan para ihtiyacını bu fonlar­dan faiz karşılığı borçlanarak gidermektedir. Bir başka deyişle Hazine bir kı­sım gelirlerini karşılıksız olarak fonlara bırakmakta, daha sonra ihtiyacı oldu­ğunda faiz ödeyerek aynı fonlardan borç almaktadır.

Devletin, yönettiği kamu iktisadi teşebbüslerine, şirket olarak davranma­sı ne kadar doğruysa, Hazine'sine şirket gibi davranması da o kadar yanlış­tır. Her şeyden önce Hazine, şirketlerden farklı olarak vergi toplayan bir ku­rumdur.

Dünya uygulamaları açısından geçmişte fon uygulamaları (earmarking) konusunda oluşmuş bulunan genel olumsuz görüş, son yıllarda bazı değişik­liklere uğramış ve iktisatçılar arasında geçmişteki olumsuz fikir birliğinden uzaklaşmıştır. James Buchanan'ın da dahil olduğu bazı iktisatçılar, fonları, öncelikli bazı programların daha kolay uygulanmasına yol açtığı ve fayda­ maliyet analizlerinin bunlarda klasik bütçe programlarından daha kolay ya­pılmasının mümkün olduğu gibi gerekçelerle savunmaktadırlar.

Bununla birlikte Türkiye uygulamasını değerlendiren Dünya Bankası uzmanları, bu yararların Türkiye'de sağlanamadığını ve fon uygulamalarının koordinasyon ve denetim eksiklikleri de gözönünde tutulduğunda, kaynakların tahsisi konusunda olumsuz sonuçlar yaratma potansiyeli taşıdığını ileri sürmektedirler. 

Yukarıda sürdürülebilir bir para politikasının üç temel koşuluna değinmiştik; (i)Para otoritesinin (Merkez Bankası) bağımsızlığı, (ii)Hazine'nin ve kamu kesimini oluşturan diğer kuruluşların Merkez Bankası kaynaklarına başvurmasının kaldırılması ya da ciddi bir şekilde sınırlandırılması, (iii)Para akımlarını yöneten tek ve merkezi bir Hazine'nin varlığı. Türkiye' de bu koşul­ların üçü de mevcut değildir. Hatta para otoritesinin Hazinemi, Merkez Ban­kasımı olduğu bile tartışmalıdır. Zira her iki kurumun kuruluş kanunlarında para politikasının belirlenmesi ve uygulanması ile ilgili yetki maddeleri bu­lunmaktadır. Bu olumsuz koşullar altında bir para programı ilan edip orta­uzun dönemli olarak uygulamak mümkün olamamaktadır. Bu iddiamızı doğrulamak için 1990 yılı ve sonrasından örnekler vermek mümkündür. TC Merkez Bankası 1990 yılında ilk kez bir para programı ilan etmiş ve uygula­maya girişmiştir. Program 1990 yılında oldukça başarıyla sonuçlanmış ve enflasyon oranlarında gerilemeler kaydedilmiştir. Aynı program 1991 yılında ilan edilememiş, 1992 yılında ise tam bir başarısızlık örneği olmuştur. Prog­ram aynı hedefleri içermesine ve koşullarda genel olarak bir değişme olma­dığına göre ilk başarının ardından gelen başarısızlıkların nedeni nedir? 1990 yılının başarısı büyük ölçüde Hazine'nin tutumundan kaynaklanmıştır. Hazi­ne, öncelikle bir maliye politikası uygulamasına yol açacak bir mali progra­mın yürürlüğe konulmasını savunmasına karşın, para politikası araçlarının daha çabuk ve kolay yürürlüğe konulmasını mümkün gördüğü için Merkez Bankası 'na büyük destek vermiş, yasal limitinin çok altında bir kısa vadeli avans kullanarak Merkez Bankası'na büyük bir hareket serbestisi tanımıştır. Sonuçta 1990 yılında para programı hedeflerine ulaşılmış, enflasyon yıllık bazda % 70' lerden % 50' lere geriletilmiştir. Ancak bu uygulama sırasında siyasal iktidar, Hazine'yi yeterli gelir kaynağına kavuşturacak vergi reformu­nu yapmadığı ve/veya kamu giderlerini kısıcı önlemler almadığı için başarıbir yılla sınırlı kalmaya mahkum olmuştur. Siyasal iktidarların, Merkez Ban­kası'na para programı sipariş edip gerekli diğer önlemleri almamaları, so­nuçta para programını da başarısızlığa mahkum etmektedir. Bu nedenledir­ki Milton Friedman, Henri Poincare'ın bir sözüne atfen "Para Merkez Banka­cılara bırakılamayacak kadar önemli bir konudur" demektedir. Friedman'ın, Poincare'nin sözünü bu şekilde kullanmaktan amacı, para politikasının ku­rallara bağlanmasının, bağımsız bir merkez bankasından çok daha önemli bir husus olduğunu vurgulamaktır. Gerçekten de Türkiye'de siyasal iktidarın, Hazine'nin önerdiği maliye politikası önlemlerini eş anlı olarak almaması ve para politikasını da kurallara bağlamaması sonucu, para programı düşünce­si ortadan kalkmıştır. Böylelikle TC Merkez Bankası'mn son dönemlerde belki de en çok yaklaştığı bağımsızlık statüsü en azından bir süre için gündemden uzaklaşırken, Hazine'nin desteği olmaksızın Türkiye'de bir pa­ra programının uygulanamayacağı açık bir şekilde anlaşılmıştır.

 

 

Anasayfa - İktisat - Makale - Ekonomi - Borsa - İstatistik - Türkiye Ekonomisi - Ekonomi Sözlüğü

Since 2005