Türkiye Ekonomisi
Dünya Ekonomisi
Osmanlı Ekonomisi
Finansal Ekonomi
İşletme Ekonomisi
Hizmet Ekonomisi
Kalkınma Ekonomisi
Tarım Ekonomisi
Borsa ve Yatırım
Ekonomi Sözlüğü
Ekonomi Ders Notları
Ekonomi Düşünürleri
Genel Ekonomi Soruları
Özel İstatistik Arşivi
Özel İktisat Konuları
Açık Öğretim İktisat
Ekonomi Kurumları
Kamu Yönetimi
Kamu (Devlet) Maliyesi
Sigortacılık Konuları
Türkiye İktisat Tarihi
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

İkinci Beş Yıllık Kalkınma Planı Dönemi (1968-1972) 

İkinci Plan kendisini kapatılan Demokrat Parti'nin siyasi mi­rasçısı sayan Adalet Partisi ve onun başkanı olan Süleyman Demirel Hükümeti tarafından hazırlanmıştır. 1967 yılından itiba­ren ülke ekonomisinin yönetim ve denetimi Başbakan Demirel ve Müsteşar Özal'ın elindedir. Birinci Plan'ın ilk hazırlıklarına uz­man mühendis olarak katılmış bu iki insan, birkaç yıl sonra bu kez ekonomiye yön veren iki tam yetkili durumuna gelmiştir. Demirel ve partisi anti-devletçi, anti-plancı ve hatta anti-laik görüş ve slo- ganlar ortaya atmaktan kaçınmamıştır. Bu anlayış T. Özal yöneti­minde Devlet Planlama Teşkilatına da egemen olmuş ve örgüt "takunyalı plancılar "m denetimine girmiştir.

İkinci Plan'ın matematiksel modeli, Tinbergen'in kurduğu model üzerinde Hansen tarafından yapılan bazı düzeltmelerle o-luşmuş, fakat özünde basit bir Harrod-Domar modeli olma özelli­ğini korumuştur. İki temel yenilik getirilmişti. Birincisi "çok sek-törlü" bir model oluşturulmuş ve sektörler ulusal ve uluslararası olarak ikiye ayrılmıştı. İkincisiyse her türlü fiyat hareketi dışarıda bırakılmış, yani reel piyasa fiyatları kullanılmıştır. 

İkinci Plan'ın hedefleri ve stratejisini belirleyen Yüksek Planlama Kurulu şöyle oluşmuştu: Başbakan S. Dümeril, Maliye B. İhsan Gürsan, Tarım B. Bahri Dağdaş, Sanayi B. Mehmet Tur­gut, DPT Müsteşar Vekili Orhan Çapcı, İPDB Baran Tuncer, SPDB Enver Ergun, KDB Cevdet Akanın.

Gerek Parti Programında ve gerekse Hükümet Programında anti-devletçi ilkeler benimseyen Adalet Partisi, Sovyetler'den sağlanan mali ve teknik yardımla Birinci Planın son iki yılında büyük kamu sınai yatırımlarına girişmişti. Hatta bu yakınlaşma, başta ABD olmak üzere Batı Avrupa ülkelerini tedirgin etmişti. İşte bu temel ilişkiden hareket eden Demirel Hükümeti, işçi dövizleri girişinin yıldan yıla artacağını da dikkate alarak, İkinci Plan dönemi (1968-1972) içinde yıllık büyüme hızını %7 olarak belir­lemişti. Diğer temel hedefler şöyleydi: 

1)  Ekonomide sanayi sektörü "sürükleyici" bir nitelik kaza­nacak,

2)  Sanayi sektörünün yıllık büyüme hızı %12 olacak ve dö­nem sonunda GSMH içindeki payı %20,5 düzeyine çıka­cak,

3)  Tarım sektörü ortalama olarak %4,1 oranında büyüyecek,

4)  Ekonomide enflasyonist veya deflasyonist eğilimlerin ön­lenmesine çalışılacak.

5)  Dış tasarrufların GSMH içindeki payı 1967 yılında %2 i-ken 1972'de %1,7'ye düşürülecek. Dışa bağımlılık azaltı­lacak.

6)  Yatırım harcamaları 1967'de GSMH'nın %19,9'u iken, 1972 sonunda bu oran %24,3'e yükselecek.

7)  Yurtiçi tasarrufların GSMH'ya oranı aynı yıllar için %17,9'dan %22,6'ya çıkmış olacak,

8)  Yıllık ortalama olarak ithalatın %7,9, ihracatın %7,4 ve iş­çi dövizlerinin %5,5 oranında artacağı hesabına dayalı ola­rak; 1972 yılı sonunda dış ticaret açığının 395 milyon, cari işlemler açığının ise 226 milyon dolar olacağı öngörül­müştü. 

Başbakan Demirel tkinci Plan kitabına yazdığı "Önsöz"de Plan'ın temel hedefini şöyle açıklıyor:

"İkinci Beş Yıllık Plan, Türkiye yi ham madde satıp, mamul madde alan iptidai bir ekonomik bünyeden; mamul madde yapıp satan sanayileşmiş bir bünyeye götürme yönünde mühim bir adım­dır". 

Demirel Hükümeti, özel olarak sınai yatırımları genel olarak tüm özel sektör yatırımlarını desteklemeyi kolaylaştırmak ve ya­sallaştırmak için 28 Temmuz tarih ve 933 sayılı "Kalkınma Planı­nın Uygulanması Esaslarına Dair Kanun"u yürürlüğe koymuştu. Bu yasa uyarınca, DPT içinde "Teşvik ve Uygulama Dairesi", İkinci Planla birlikte faaliyete geçmişti. Artık yeni bir dönem; "Teşvik Belgesi" dönemi başlamıştı. Bu belgeyi alan kişi ve kuru­luşlar kredi, döviz bulmakta devletten yardım gördüğü gibi,"vergi indirimi" ve "yatırım indirimi"gibi kolaylıklardan da yararlanıyor­du. Ancak yasanın bazı maddeleri C.H.P.nin girişimiyle Ekim 1969'da Anayasa Mahkemesi kararı ile yürürlükten kaldırılmıştır. 

1968 yılında Dünya'da ve Türkiye'de öğrenci eylemleri -dü­zeni eleştiren- siyasal nitelik ve süreklilik kazandı. Hükümet solcu öğrencilerin eylemlerini polisle bastırmak yerine karşı, sağ örgüt­lerin harekete geçmesini destekledi. Böylece ülke siyasal ve sosyal nitelikli sokak kavga ve çatışmaları dönemine girdi. 

İkinci Planın ikinci uygulama yılı tamamlanırken, 12 Ekim 1969'da Genel Seçimler yapılmış ve S. Demirel'in başında bulun­duğu AP yeniden çoğunluğu sağlayarak iktidarda kalmıştı. Hemen belirtmeliyiz ki, Demirel Hükümetlerinin Devletin ve milletin uzun vadeli çıkarları yerine oy getiren, seçim kazandıran kısa vadeli iktisat politikalarını uygulamakta ısrar etmesi, ekonomiyi ve rejimi çıkmaz sokaklara sürüklemiştir. Demirel kendisine tartışmasız bağlı olan "yeminliler" ile Parti'yi ve Hükümeti yönetmeye giri­şince, Parti'nin ileri gelen senatör ve milletvekillerinin muhalefe­tiyle karşılaştı. Ülkede günden güne artan siyasal, toplumsal ve iktisadi karışıklıklara son verilmesini isteyen milletvekillerini, Parti'den ihraç etti. Bu olay üzerine Adalet Partisi 72 senatör ve milletvekili aynı istekleri içeren bir muhtırayı, 17 Ocak 1970'te Demirel'e verdi. Bildiğinden şaşmayan Demirel'e karşı çıkanlar­dan Ferruh Bozbeyli ve Sadettin Bilgiç önderliğinde AP'den ayrı­lan senatör ve milletvekilleri "Demokratik Parti"yi kurdular. 

Yaygınlaşan öğrenci hareketleri ve grevler karşısında Demirel, 1961 Anayasası'nın kurum ve kurallarının yürütmenin elini kolunu bağladığı, iş yapamadıklarını tekrar eder oldu.

1969 Genel Seçimlerinde Konya'dan bağımsız milletvekili se­çilen Prof. Necmettin Erbakan Meclise girdi. 8 Şubat 1970'te Milli Nizam Partisi'ni kurdu. 

İktisadi darboğazı kısmen de olsa aşmak için Ağustos 1970'te TL %66 oranında devalüe edildi. Yani 1$ = 15 lira oldu. Bu yük­sek oranlı devalüasyon ihracatı ve işçi dövizlerinin girişini olumlu yönde etkiledi ve sonraki yıllarda cari işlemler açığının hızla ka­panmasına olanak verdi. 

Hükümet ekonomik, sosyal ve siyasal huzursuzlukları deneti­minden kaçırınca, 12 Mart 1971'de Silahlı Kuvvetler duruma mü­dahale etti. Genelkurmay Başkanı ve üç kuvvet komutanı tarafın­dan imzalanan "12 Mart Muhtırası"nda şöyle deniyordu: 

"Parlamento ve Hükümet süregelen tutum, görüş ve icraatıyla yurdumuzu anarşi, kardeş kavgası, sosyal ve e-konomik huzursuzluklar içine sokmuş, Atatürk'ün bize he­def verdiği çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmak ümidini kamuoyunu da yitirmiş ve anayasanın öngördüğü reformla­rı tahakkuk ettirememiş olup, Türkiye Cumhuriyeti'nin ge­leceği ağır bir tehlike içine düşürülmüştür. 

"Muhtıra" Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı ve Senato Başkanına verildi ve radyodan okundu. Birkaç saat sonra Demirel Hü­kümeti istifa etti. Bu olay 1960'lı yıllarda S. Demirel'in gerçek bir demokrasi öncülüğüne fikren ve liderlik yetenekleri açısından hazır olmadığını göstermişti. 

19 Mart 1971 'de yeni hükümeti kurmakla Prof. Nihat Erim görevlendirildi. Erim daha çok deneyimli teknokratlara ağırlık veren bir hükümet kurdu. İlk plancılardan olan ve o sırada Dünya Bankasında çalışan Dr. Atilla Karaosmanoğlu ekonomik işlerden sorumlu Başbakan Yardımcılığına getirildi. Dört yılı aşan bir süre­dir DPT Müsteşarlığını yapan Turgut Özal Başbakanlık Müşavirli­ğine alındı ve yerine ikinci kez Memduh Aytür getirildi. Özal bir ay sonra Dünya Bankasında bir iş bularak ABD'ye gitti. 1973 yılı sonuna doğru Türkiye'ye dönüp, 1975 yılına dek Sabancı Holding Genel Koordinatörlüğü görevini yürüttü. Daha sonra ticari sınai şirketlerde yönetici veya ortak olarak çalıştı. Plan'ın son yılının son ayına gelindiğinde yaklaşık yedi aydır Başbakanlık yapan Ferit Melen ile DPT Müsteşarı Memduh Aytür yeniden karşı karşıya gelmişlerdi. Birinci Plan döneminde olduğu gibi kenara itilmek yerine M. Aytür, OECD nezdinde Türkiye Daimi Temsilciliğine atanarak uzaklaştırılmıştı. Başbakan Melen kendisi gibi muhafaza­kar maliyeci  olarak nitelenen Hazine Genel Sekreteri  Kemal Cantürk'ü DPT müsteşarlığına getirmişti. Bürokrasiyi ve bürok­ratlığı çok iyi bilen Cantürk bu görevde, 1977 yılı sonuna dek, kalmayı başarmıştı. 

Erim Hükümeti siyasal ve sosyal düzeni kurtarmak için 26 Ni­san 1971'de onbir ilde sıkıyönetim ilan etti. Daha sonra askerlerin ve büyük sermayenin desteğini de alarak 1961 Anayasası'nın "te­mel hak ve özgürlüklere" ait maddelerinde değişiklik yapılarak bazı siyasal partiler, dernekler ve dergilerin faaliyetleri yasaklandı. Hükümet sol eğilimli görülen, profesör, öğretmen, yazar, sanatçı gibi kişileri tutuklattı.

12 Mart 1971 müdahalesinin ardından sanayi kökenli 12 bü­yük işadamının öncülüğünde 2 Nisan 1971'de Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) kuruldu. Türkiye Odalar Birliği içinde temsil ettikleri ekonomik güçleri oranında söz sahibi olama­yan büyük sanayiciler TÜSİAD ile kamuoyunu ve siyasal iktidarı etkileme ve yönlendirme gücü kazanmış oldu. Derneğin ilk başkanı Tekfen Holding'in kurucularından Feyyaz Berker idi. 

3 Aralık 1971'de Karaosmanoğlu ve on arkadaşı (Onbirler) Hükümetten ayrıldılar. Bu kopmanın temelinde ekonomi yöneti­minde devletten yana olanlarla karşı olanların çatışması vardı. Ortanın solunda görülenler ayrılmıştı. Başbakan Erim giderek daha çok yetki istemeye başlayınca Meclis'in güvensizliğiyle karşılaştı. 17 Nisan 1972'de istifa etmek zorunda kaldı. Önce Karaosmanoğlu, sonra Erim ayrılmıştı, fakat teknik kadro yeni bir perspektife göre Üçüncü Plan'ı hazırlamaya devam etmişti.

Bülent Ecevit ve arkadaşlarıyla anlaşmazlığı düşen İsmet İnö­nü 1939'dan beri yürüttüğü Cumhuriyet Halk Partisi Genel Baş­kanlığından 8 Mayıs 1972'de ve CHP Milletvekilliğinden de Ka­sım 1972'de istifa ederek aktif siyasetten çekildi. Anayasanın ver­diği haktan yararlanarak eski cumhurbaşkanı olarak Cumhuriyet Senatosu üyesi oldu ve 25 Aralık 1973'de aramızdan ayrıldı. 

İkinci Plan döneminin üçüncü Hükümetini Ferit Melen kurdu. Melen CHP'de ortaya çıkan "ortanın solu" hareketine tepki göste­rerek ayrılan Prof. Turhan Feyzioğlu ile Güven Partisini kurmuş­lardı. Bu arada İsmet İnönü'nün siyasal liderliğine son veren B. Ecevit CHP, başkanlığını ele geçirmeyi başarmıştı. 

İkinci Plan döneminde ortaya çıkan siyasal, sosyal ve ekono­mik kargaşa, giderek son yirmi yılda hukuk devletini yıkmak, ül­kenin bütünlüğünü parçalamak biçiminde beliren örgütlü eylemle­re dönüşmüştür. Özellikle 1969-1981 yılları arasında ülkeyi sarsan çalkantılar nedeniyle makro politikalar "günü kurtarma" veya "yılı kurtarma " yönünde kısa vadeli olmuştur. 

İlginç olduğu kadar çok önemli iki ekonomik olay yaşanmıştır bu dönemde. Bütün olumsuzluklara rağmen İkinci Plan'da öngö­rülen ortalama büyüme hızına ulaşılmış, yani gerçekleşme %7 olmuştur. Aşağıda verilen tablodan da görüleceği gibi,ilk üç yılda gerçekleşen büyüme hızı ortalamanın altında kalırken son iki yılda ortalama aşılmıştır. Tarım ve sanayide ortalamanın altında kalırken "Hizmetler" de hedef aşılmıştır. 

Tablo XV- İkinci Plan Döneminin Gerçekleşen Temel (Milyon Dolar)

 

Yıllar

Büyüme Hızı (%)

Enflasyon

(%)

3,2

Dış Ticaret Açığı (%)

- 267,2

İşçi Dövizleri (%)

+ 107

1968

6,7

 

 

 

1969

5,4

7,2

- 264,4

+ 141

1970

5,8

6,7

-359,1

+ 273

1971

10,2

15,9

- 494,2

+ 471

1972

7,4

18.0

- 677,6

+ 740

Dönem başında GSMH içinde tarımın payı %27,9, sanayiin %21,5, hizmetlerin %50,6 idi. 1972 sonuna göre tarım %24,6, sanayi %22 ve hizmetler %53,3 olmuştur. Yani tarımda daralma "hizmetlerin " genişlemesine gitmiş, sanayi sektörünün payı hemen hemen sabit kalmıştır. 

İkinci Plan döneminde tarım sektöründe gerçekleşen ortalama büyüme hızı hedefe çok yakındır. Fakat bu sektörde beklenen yapı­sal değişiklikler gerçekleşmemişti. Siyasal istikrarsızlıklar nede­niyle "toprak reformu" ele alınmamıştı. Bitkisel üretimdeki artış büyük çapta ekilebilir alanların genişletilmesiyle, yeni çayır ve mer'aların daraltılmasıyla mümkün olmuştu. Bitkisel üretimin doğal koşullara bağımlılığı değişmemişti. Alt sektör olarak bitkisel üretim plan hedeflerine yaklaşırken, hayvansal ve su ürünleri üre­timi hedefin çok altında kalmıştı. Orman ürünleri üretiminde istik­rar korunmuştur. Tarımda makineleşme sınırlı kalırken, traktör sayısı 85 binden 156 bine çıkmıştı. Dönem başına 9,5 milyon ton olan buğday üretimi dönem sonunda 12,2 milyon ton düzeyine çıkmıştı. 

İkinci Plan'da sanayi sektörü için öngörülen ortalama büyüme hızına ulaşılamadı. Oysa Hükümet bu dönemde sanayileşmeyi özel sektör eliyle sürdürmek için her türlü özendirici ve destekleyici önlemleri almıştı. 1951 yılından beri özel sektöre uzun vadeli yatı­rım kredisi veren T. Sınai Kalkınma Bankası yanında 1964 yılın­dan itibaren faaliyete geçen Sınai Yatırım ve Kredi Bankası da kurulu veya kurulacak özel sınai işletmelere orta vadeli yatırım ve işletme kredisi vermeye başlamıştı. Ucuz ve bol kredi, döviz ve işçilik yanında vergi yükünün düşüklüğünü de dikkate alırsak, neden özel sektörün sınai yatırımlarında patlama olmadığı sorusu akla gelmektedir. Denebilir ki, dönemin siyasal çalkantılarla dolu olması, yerli ve yabancı özel sermayenin "bekle gör" politikası izlemesine yol açmıştır. 

Bu sonucu istihdamın sektörlere dağılımına bakarak da gör­mek mümkündür. Nüfusu hızla artan bir ülkede, yani Türkiye'de her yıl sanayi sektöründe çalışanların sayısının artması gerekirken böyle olmamıştı. 1968'de sanayide çalışanların oranı %11,8 iken 1972'de %10,7'ye düşmüştür. Özel sektör sınai yatırımlarının genellikle küçük ölçekli ve montaj nitelikli olması istihdam etkisi­ni sınırlandırmıştı. 

Planlama deneyiminin ilk on yılında sadece 1971 ve 1972 yıllarında enflasyon oranı çift rakamlıdır. Şimdi 1990'lı yıllardan geriye doğru baktığımızda gelişmekte olan bir ülkede sağlanan bu sonucun önemini çok daha iyi kavramak mümkün olmaktadır. Oy­sa 1970'li yılların ilk yıllarında basın, muhalefet, hatta üniversite öğretim üyeleri önce S. Demirel'i sonra da tarafsız hükümetleri enflasyona yenilmekle suçlamışlardı. 1970 yılından itibaren işçi dövizlerinin katlanarak artması, önce emisyon hacmini sonra da toplam para arzını çoğaltmaktaydı. Dışardan kaynaklanan tüketim artışına üretim artışı aynı düzeyde cevap veremeyince enflasyon oranı yükselmişti. Plan döneminde yurtiçi tasarruf oranına ulaşmak mümkün olmamıştı.

ikinci Plan döneminde "dış ticaret" açığı yıldan yıla artmış, ve bu nedenle ihracatın ithalatı karşılama oranı dönem başından %65 iken 1972 sonunda %56,6'ya düşmüştü. Bu durum 1960-1977 arasında Türkiye'nin GSYİH'nın ortalama %4'ünü ihraç etmesine yol açmıştır, ki bu oran Türkiye'yi ihracat gücü en düşük ülkeler arasına sokmuştur. Aynı dönemde 55 orta gelirli ülkede bu oran % 16-20 arasında olmuştur. 

İzlenen "sabit kur" politikası, ithalatı özendirici, ihracatı cay­dırıcı sonuç doğurmuştu. 1970 devalüasyonu ile dolar 15 TL ola­rak uygulanırken, 12 Mart 1971 Askeri Müdahales'i sonrasında kurulan hükümet, kuru 15 liradan, tırmanan enflasyona rağmen, 14 liraya indirmişti. Oysa dünyada Ağustos 1971'den itibaren doların altın paritesinden ayrılmasına ve fiilen başlıca ülkelerin paraların­da "dalgalı kur" sisteminin uygulanmasına geçilmişti. 

Türkiye 23 Kasım 1970'te AET ile imzaladığı "Katma Proto-kol"u, Temmuz 1971'de TBMM'nin onayına sunmuştu. Bu tarih­ten itibaren Türkiye'nin yeni sanayi yatırımları planlaması ve güm­rük duvarlarıyla bunları koruması yasal olarak mümkün değildi. Ancak önce AET'nin genişlemesi, sonra petrol krizinin aralıklı olarak dünya ekonomisini sarsması, karşılıklı olarak öngörülen yükümlülüklerin zamanında yürürlüğe konmasını engellemiştir.

 

 

Anasayfa - İktisat - Makale - Ekonomi - Borsa - İstatistik - Türkiye Ekonomisi - Ekonomi Sözlüğü - Türküler

Since 2005