Türkiye Ekonomisi

Dünya Ekonomisi

Osmanlı Ekonomisi

Finansal Ekonomi

İşletme Ekonomisi

Hizmet Ekonomisi

Kalkınma Ekonomisi

Tarım Ekonomisi

Borsa ve Yatırım

Ekonomi Sözlüğü

Ekonomi Ders Notları

Ekonomi Düşünürleri

Genel Ekonomi Soruları

Özel İstatistik Arşivi

Özel İktisat Konuları

Açık Öğretim İktisat

Ekonomi Kurumları

Kamu Yönetimi

Kamu (Devlet) Maliyesi

Sigortacılık Konuları

Türkiye İktisat Tarihi

Yeraltı Ekonomisi

Kredi Kartı Piyasası

Gelişmekte Olan Ülkeler

Finansal Piyasalar

Kent Ekonomisi

Liberalizm

Forex Piyasaları

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

KÜRESELLEŞMENİN VAATLERİ

Birinci kuşak kalkınma ekonomisi olarak adlandırılan 2.Dünya Savaşı sonrası kalkınma ekonomisi (Şenses, 1996: 103-107), kaynak mobilizasyonunu temel alan ve dolayısıyla düşük üretim/istihdam/büyüme sorunuyla karşılaşan ekonomilerin bu sorunları gevşek para politikası, açık bütçe, kamu harcama ve yatırımlarında artış, gelir dağılımında iyileştirme gibi önlemlerle çözebileceklerini ileri süren ve kısaca Keynesci politikalar adı verilen önlemleri içeriyordu. Temel vizyonu kişi başına reel gelirin an­ması olan bu politikalara göre oluşturulan modellerin kilit noktası sermaye birikimiydi ki, Harrod-Domar Büyüme Modeli ve Solovv'un Büyüme Muha­sebesi, sermaye ile ilgili büyüklüklerin kontrolünde baş rolü üstleniyordu. Sermaye birikimine dayalı diğer modeller arasında Levris'in "çift sektör ve sınırsız emek arzıyla kalkınma", Rosıow'un "büyümenin aşamaları", Nurkse'nin "dengeli büyüme". Rosenstein-Rodan'ın "dışsal ekonomiler ve big pıısh", Singer-Prebisch-Myrdal'ın "ticaret hadleri ve ithal ikamesi". Leibenstein'ın "kritik minumum çaba", Chenery'nin "iki açık" modelleri de sayılabilir (Han ve Kaya. 2002; 223-233; Parasız, 2003: 3-5).

Kaynak mobilizasyonunu öngören modeller, devletin ekonomiye sistemli müdahalesini içeriyordu. Talep yönlü makro ekonomik politikaların uygulanması için gerekli sosyal ve siyasal düzenin tesisi, sonuçla Refah Devleti adı verilen, devletin ekonominin hemen her alanında var olduğu ve varolmasının da ekonomik politikaların uygulanabilmesine zemin oluşturdu­ğu bir sistem ortaya çıkardı. Bu sistem, Keynesci reçeteler için uygulama rahatlığı sağlarken yapılandırılan sosyal güvenlik ağı ve toplum refahı için kurulan mekanizmalar sayesinde birbirini besleyen toplumsal çözüm eksen­leri meydana getirmekleydi. Gelişmiş ülkelerde refah devleti güç kazanırken gelişmekte olan ülkelerde ithal ikameci sanayileşme stratejisi uygulanıyor, yoğun ve planlı devlet müdahalesi, karma ekonomik sistem ve korumacılık ayakları üzerinde büyüme-kalkınma ideallerine ulaşılmaya çalışılıyordu (Şayian. 1995).

Gelişmiş ülkelerde Refah Devleti, gelişmekte olan ülkelerde ithal İkameci Sanayileşme Stratejisi. 1970'li yıllardaki petrol krizlerinin ardından yaşanan ve bir türlü çözülemeyen stagflasyon sorunundan sorumlu tutuldular. Refah Devletinin piyasa ekonomisinin temel ilkelerini işlemez hale ge­tirdiği, ithal ikameci ve korumacılığa dayalı sanayileşme stratejisinin ise gelişmekte olan ülkeleri verimsiz, rekabet gücü düşük, dışarıya bağımlı ve dış borç sorunu ile boğuşan bir ekonomik yapı ortaya çıkardığı iddia edildi ve tartışıldı (Han ve Kaya. 2002: 259-277; Şayian, 1995).

l970’li yıllarda yaşanan petrol krizlerinin ardından gelişmiş ülkeler­de görülen yaygın stagflasyon ve gelişmekte olan ülkelerin dış borçlarındaki artışa rağmen kalkınma hızlarının yeterli ölçülere ulaşamaması küresel bo­yutta yeni çözüm arayışlarına girilmesine yol açmıştır. Gelişmiş piyasa eko­nomilerinde ekonomik krizin anahtarı Neo-liberal/Arz Yanlı Ekonomi poli­tikalarında aranmış, krizin sorumlusu olarak Refah Devleti ilan edilmiş ve ağırlıklı olarak ekonomide devletin boyutlarının küçültülmesine Önem veril­miştir. Gelişmekte olan ülkelerde ise. 1980'li yılların başlarında uygulanma­ya başlanan ancak derli toplu çerçevesi 1980'li yılların sonlarında oluşturu­lan ve kısaca Washington Uzlaşması adı verilen bir dizi önlemin, gelişmekte olan ülkeleri daha üst refah düzeylerine çıkaracağı varsayılmıştır (Parasız, 2003: 7).

Washington Uzlaşması, IMF, Dünya Bankası ve ABD Hazinesi ara­sında varılan, ekonomik kalkınma ve istikrara farklı bir bakış getiren ve "mantrası serbest piyasa olan politikalar demetidir (.Stiglitz, 2002: 37). Uzlaşmanın çerçevesi içindeki politikaların çoğu 1945 sonrasından 1980'lere kadar çok hızlı büyüyen, ancak daha sonra açık bütçe ve yüksek oranlı enf­lasyon sorununa saplanan Latin Amerika ülkeleri için geliştirilmiş ve ağırlık merkezi de bu nedenle aşırı devlet müdahalelerinin önlenmesi olmuştur. Latin Amerika ülkelerine özgü olarak geliştirilen bu fikirlerin daha sonra dünya geneline uygulanabileceği varsayılmıştır (Stiglitz. 2002: 37-38).

Washington Uzlaşması'nın temel unsurları şunlardır: (Worldbank, 2000: 62-63; Williamson, 1993: 252-253; Parasız. 2003: 9-10).

•       Finansal ve ticari liberalizasyon

•       Kamuda mali disiplin

•       Vergi reformu

•       Doğrudan yabancı yatırımların teşviki

•       Piyasa ekonomisinin işlerliğinin ve rekabetin sağlanması

•       Deregülasyon ve özelleştirme

•       Faiz oranlarının serbestleştirilmesi, rekabet edebilir döviz kuru
 

Kaynak; Bülent GÜNSOY -  Yrd. Doç. Dr. Anadolu Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, iktisat Bölümü

1- Küreselleşme ve Kalkınma
2- Finansal, Ticari, Ekonomik, Siyasi ve Hukuki, Sosyal Küreselleşme
3- Küreselleşmenin Vaadleri

 

 

Anasayfa - İktisat - Makale - Ekonomi - Borsa - İstatistik - Türkiye Ekonomisi - Ekonomi Sözlüğü - Gizlilik Politikası

Sağlık Bilgileri